Son Dakika

''Hiç bir zaman Avrupa'yı savunmadım, Avrupa'yı istedim!''

Okunan haber:

''Hiç bir zaman Avrupa'yı savunmadım, Avrupa'yı istedim!''

Metin boyutu Aa Aa

Savaş sonrası Avrupa’sını şekillendiren Fransız-Alman paktının en büyük mimarlarından biri olan Alfred Grosser, ‘Her zaman Avrupa’yı istedim’ diyor. 1930’larda Almanya’dan geldiği Fransa’da başladığı akademik kariyeri boyunca, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Singapur’da hocalık yaptı, Fransız Siyasi Bilimler Enstitüsü’nü yönetti ve çalışmalarından dolayı hem Almanya hem de Fransa’da çok sayıda ödüle layık görüldü. Özellikle Almanya-Fransa ilişkilerini merkeze alan çok sayıda kitap yazdı. Euronews, Grosser’la Avrupa’yı sarsan ekonomik krizi konuştu.

Avrupa batıyor. Can kurtarma sandalınızı hazırladınız mı?

Can kurtarma sandalım yok. Ama tabiki felaket olma ihtimali her zaman var. Yaşanan krizin sonuçlarının her yere yayılması ihtimali var. Bir çok ülkedeki bütçe açığı korkunç seviyede. Büyümeyi durdurmadan bütçe açıklarıyla mücadele etmek imkansız. Bütçe açığını kapamak isteyen, büyümesine ara verecek. Bir nevi kısır döngü. Daha olumlu bir model şöyle olabilirdi: Avrupalılar, en azından bütçe ve vergileri denetleyecek ortak bir otoriteye sahip olmadan, ortak bir para birimine geçemeyeceklerini kabul edebilirlerdi. Analistlere göre yaşananlar sadece krizin başlangıcı. Bu krizin siyasi sebepleri var mı?

Herşeyden önce şunu söylemek lazım. Analistler sık sık hata yapıyor. Belki bu kez da hata yapmaktalar. Sözgelimi hiç kimse Yunanistan’daki krizi tahmin edememiş, bu kadar kötü olabileceğini görememişti. Bu açıdan yanlış yaptıysalar, diğer açıdan da yanlış tahminler yapıyor olabilirler. Uzman dediğimiz kişiler, konuşurken belli bir bilime yaslanıyormuş izlenimini veren, ama böyle bir bilime sahip olmayan insanlar. Bana göre böyle. Politik sebeplerine gelince. Bir koordinasyon eksikliği olduğu; Avrupa’nın ekonomi ve bütçe meseleleri söz konusu olduğunda, merkezi bir otorideden yoksun olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. 1954’de Avrupa Savunma Topluluğu’na karşı çıkmıştım. Argümanım şuydu: Bu orduyu idare edecek siyasi bir otorite yoksa, ortak ordu kurmanın ne manası olacak, diyordum. Euro fikri ortaya atıldığında da, hem fikir olduğumu ve Euro’yu desteklediğimi yazmıştım, ki yazdığımı ispatlayabilirim. Ama şunu sormayı da ihmal etmemiştim: Merkezi bir otorite yoksa bu ortak para birimi ne işe yarayacak? Zira bu otoritenin, bütçe politikaları, ortak bir vergi politikası için bu para birimini tanzim edebiliyor olması gerekirdi.
Avrupa, karanlığa gömülen bir proje mi? Siyasi açıdan güçlü, birleşik bir Avrupa fikri, hayal olarak mı kalmaya devam edecek?

Bu bir hayal değil. Bir zorunluluk! Hiç kimse bunu gereklilik olarak görmüyor ki, bu bile başlı başına sorun. Bu durum, 1953’de siyasi açıdan daha organize bir Avrupa fikrine hayır diyen Fransa’yla başladı. Zaten Savunma Topluluğu fikrinin başarısız olmasının nedeni de buydu. Eski başbakanlardan Georges Pompidou’nun 1964’de söyledikleriyle ete kemiğe bürünen olumsuz yaklaşımın etkileri Fransa’da halen mevcut. ‘Fransa, Avrupa’nın rolünü oynamalı’ demişti. Dikkat edin ‘Fransa Avrupa’da bir rol oynamalı’ değil. Avrupa’nın rolünü Fransa’ya yüklüyordu. İşte bu Fransız kibiri, bu krizin sebeplerinden biri.

Siyasi açıdan birleşik Avrupa’ya dönük tehditler neler?

Hakkından gelinmesi gereken milli kibirlerden başka bir sorun görmüyorum. Avrupa’ya dair politikalar, Brükselde’mi yoksa Berlin ya da Paris’de mi şekilleniyor?

Hiç biri. Paris ve Berlin, Avrupa üzerinde baskı kurmak için tek bir ağızdan konuşmayı deniyorlar. Zaten Lizbon Anlaşması’ndan sonra Avrupa’daki güç merkezini tespit etmek daha da zorlaştı. Çünkü hiç kimse, Avrupa’ya dair politikaların kim tarafından ve nerede kotarılması gerektiğini bilmiyor: Avrupa Komisyonu başkanı tarafından mı yapılmalı? Avrupa birliği dış ilişkiler yüksek temsilcisi ya da konsey başkanı tarafından mı? Bunlar birbirlerinin alanına çok giriyor. Ve bir şey daha, hiç kimse ortak Avrupa politikasının ne ve nasıl olması gerektiğini bilmiyor! Lizbon Anlaşması Avrupa’nın geleceği açısından yeterli bir rehber mi sizce?

İyi bir adım adım olduğunu söyleyebilirim. Belki bu olan bitenler, yani kriz, hükümetleri zorlayacak. Belki de Alman ve Fransız hükümetleri ‘Gücün merkezde toplandığı daha bütünleşmiş bir Avrupa’ya ihtiyacımız var’ diyecektir. Avrupa kurumları hakkında ne düşünüyorsunuz? Parlamento gayet iyi çalışıyor. Çok faydalı işler yaptı ve giderek daha çok sorumluluk üstleniyor. Ne yazık ki hiç kimse, Parlementonun demokratik yollardan seçilen bir kurum olduğunu bilmiyor. Bununla birlikte Fransa’ya nazaran Almanya’da daha çok bilindiğini söyleyebilirim. Komisyonsa, yeni üyeler de göz önüne alındığında, tahmin edilenden daha iyi çalışıyor. Ama ne yazık ki eski sistem halen yürürlükte: Her hükümet kendi komiserini tayin ediyor. Komisyon başkanı, komiserleri, milliyetlerine göre değil yeteneklerine göre kendisi seçebilmeli.
Avrupa’nın ilk başkanı hakkındaki düşünceniz nedir? Yeterli yetkisi var mı sizce?
Hayır, yeteri kadar yok. Yine de işini iyi yapıyor. Dış ilişkiler yüksek temsilcisi’nin işi daha zor, çünkü karar vermesi gereken konularda, diğerlerine nazaran daha çok bilgili olması gerekiyor. Ve ayrıca giderek heryerde daha önemli idari görevler üstleniyor. Zaten Avrupa komisyonu başkanıyla arasında, dış ülkelerde Avrupa’yı kimin temsil edeceği, kimin Avrupa’nın büyükelçisi olacağı konusunda anlaşmazlık var. Bu alanda bir belirsizlik hakim. Ama en azından Avrupa başkanı, artık Belçika başbakanı olmadığı için mutludur, çünkü o işi yapmak, Avrupa için bir şeyler elde etmekten daha zor. İşini gayet iyi yapıyor. Avrupa daha da büyümeli mi yoksa küçülmeli mi? Hiç bir şekilde daha küçük olmamalı! Zaten kimse birlikten çıkmak da istemiyor! Ama zaten daha başından itibaren böyleydi: Herkes Avrupa’ya karşı ama yine herkes birliğe katılmak istiyor. Bir çok zor mesele var ama Türkiye benim için bunlardan biri değil. Birisi Türkiye’ye şunu söylemeli: ‘‘İsviçre gibi yap, tüm getirilerinden faydalan ama birliğin parçası olma.Tüm ekonomik getirilerinden faydalan ama siyasi açıdan sorumluluk üstlenme. Aksi takdirde her zaman, Irak’la, İran’la ya da bir başkasıyla savaşmak gibi tehditlerle yüz yüz kalabiliriz.’‘ Diğer yandan Türk Ordusu’nun Irak Kürdistan’ında giriştiği operasyonlar var. Irak’taki Kürtlerin bağımsızlığını ilan etmesi durumunda, bunun Türkiye’deki Kürtleri de etkilemesinden korkuluyor. Her zaman Avrupa’yı savundunuz. Gençlere dönük mesajınız ne? Öncelikle, hiç bir zaman Avrupa’yı savunmadım, Avrupa’yı istedim! Avrupa için elimden geleni yaptım! Gençlere, şu anda sahip olduklarımızı göstermemiz lazım. Eğer 1950’de Robert Schuman’a bugün yaptıklarımızı anlatabilseydik, eminim ki çok mutlu olurdu. Umduklarımızdan az ama beklentilerimizden daha çok şey yaptık.