Son Dakika

Dorantes: ''Gelecek melez ırkın elinde olacak''

Okunan haber:

Dorantes: ''Gelecek melez ırkın elinde olacak''

Metin boyutu Aa Aa

David Pena Dorantes, İspanya’nın Sevilla kentinde Flamenko dünyasına bağlı sanatçı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Müzik, Pena Dorantes ailesinde 1700’lerden bu yana nesilden nesile aktarıla geldi. Annesi, babası ve aile büyükleri hep Flamenko ile meşgul oldu. David de 10 yaşındayken bir müzik enstrümanı seçti. Ancak seçtiği enstrüman Flamenko ile çok fazla alakalı değildi. O piyanoyu tercih etti.

1997 yılında ilk albümünü çıkaran David, mesleğe başladığı ilk günden itibaren sanat çalışmalarını, geçmişini, halkını, umudunu kısacası hayatını euronews’e anlattı.

Dünya genelinde 21’inci yüzyılda Flamenko’nun yeni kralı olarak da anılan David’in kaldığı dairenin her yanında ailesine ait siyah beyaz fotoğraflar asılı.

Davin Pena Dorantes:

‘‘Fotoğraflardan da gördüğünüz gibi ailecek müzikle iç içe bir yaşantımız var.”

Euronews:

“Küçük bir flamenko tarihçesi. Değil mi?

Euronews:

“Siyah beyaz fotoğraflar. Bunlarla alakalı biraz daha bilgi verir misiniz?’‘

Flamenko’nun kendileri için daha çok küçük yaşlarda başladığını ifade eden Dorantes, duvarda asılı fotoğrafı göstererek tüm aile fertlerinin bu sanatın bir parçası olduğunu söylüyor:

“Bu, büyük annem, “La Perrata” büyük bir Flamenko şarkıcısı. Bu gitar çalan babam. Bu fotoğraf aslında çok sembolik. Bu da benim. Amcam Vicente’nin kollarının arasındayım. Amcam aile büyüğümüz. Flamenko dilini nasıl öğrendiğimizi görüyorsunuz. İşte böyle. Aile büyüklerimizin kolları arasında,
dinleyerek ve merak ederek başlıyoruz.’‘

Dorantes’e göre Flamenko İspanya’nın tanınmasında büyük rol oynadı:

“Flamenko sadece İspanya’da değil tüm dünyada çok önemli bir noktaya geldi. Birçok kişi İspanya’yı Flamenko ile tanıdı. Bunun temel nedeni ise otantik olması. Müzik sayesinde derin duygularımızı ifade ediyoruz. Her gün ayrımcılığa maruz kalmış, bununla mücadele etmiş ve çok acı bir geçmişe sahip kişilerin bir nevi ifade biçimi. Aileyi biraraya getirdiğimizde, zor zamanlar yaşamış olan kardeş, Bulerias veya Soleas gibi birkaç Flamenko şarkısı söyleyerek sohbete başlar. O aslında size birşeyler ifade etmek istiyor.’‘

Dünyadaki Çingeneler’in ortak bir ruhunun olduğu dile getiren Dorantes, kendisini de o toplumun bir parçası olarak görüyor:

‘‘Bu çok güçlü bir şey. Bu yüzden dünyada var olan herkes onu alır ve kilisenin çanları gibi bir halka yapar. O bir yoldur. Benim müziğim, Flamenko müziği, Endülüs’ün müziğidir. Kuzey Fransa’nın veya doğu ülkelerinin Çingeneler’i. Herşeyden önce bizim ortak bir ruhumuz var. Ben de kendimi o toplumun bir parçası olarak görüyorum. Ne zaman onları dinlesem, kendimi onlarla aynı kimlikten hissediyorum. Benim etnik kökenlerime mensup bu insanlar başka yerlerden geliyor. Onları sokaklarda şarkı ile kendilerini ifade ederken
görmek istiyorum. Ama aynen dediğim gibi, bizim ortak bir ruhumuz var.’‘

David Pena Dorantes dünyadaki Çingeneler’in bir gün biraraya gelmesini hayal ediyor:

‘‘Ağır basan düşünce, herkesin buna uyacak olması. Her birimiz yap-boz’un birer parçacıkları gibiyiz. Eşit değiliz ancak biraraya gelmeliyiz. Kafamda hep biraraya gelme olasılığı var. Belki biraraya gelebiliriz. Birbirine saygı duyan. Bizim aynı zamanda çözümleme yeteneğimiz de var. Ben, bizim bu çözümleme yeteneğimizin bizi daha fazla
yetenekli ve güçlü hale getirdiğini düşünüyorum. Biz aynı zamanda kendimizi ‘öteki’nin yerine de koyabiliyoruz.’‘

Aileden gelen bu geleneğin en güzel kanıtı, Dorantes’in babası ve annesinin bu mesleğin içinde yer alması. David duvarda asılı fotoğrafları göstererek babasının yaptığı işi anlatıyor:

“Bu şarkıcı Antonio Mairena ve bu da benim babam. Gitar çalıyor. Mairena’nın gitaristiydi. Ama benim babam da şarkı söylerdi. Hatta kaydettiği albümü bile var.’‘

David de babasından devraldı. O da Çingene olmayan İspanyol bir kadınla evlendi. Çocuklar iki kültüre saygı duyarak büyüdü.

Kendi çocukları da eşinden dolayı karışım olan David Pena Dorantes, geleceğin melez ırkların elinde olacağının altını çiziyor:

‘‘Ben onların daha zengin olacağını düşünüyorum. Gelecek melez ırkların. Onların iki yolları var. Hayatta iki felsefeleri var; birincisi benim onlara verdiğim, diğerisi ise annelerinden gelen. Bu onları zenginleştiriyor. Bu iki farklı dili konuşmak gibi bir şey değil. Eğer Fransız ve Alman ebeveynin çocukları olsalardı o zaman iki farklı dil bilirlerdi. Ama mesele sadece bu değil. Bu aynı zamanda yaşam felsefesi. Hayatla nasıl yüzleşildiğinin göstergesi. Sanıyorum onlar çok daha zenginler.
Geleceğin, melez ırkların olduğunu düşünüyorum.