Son Dakika

Son Dakika

Amin Maalouf: Dünyanın geleceği hepimizi ilgilendiriyor, kaderimiz bir

Okunan haber:

Amin Maalouf: Dünyanın geleceği hepimizi ilgilendiriyor, kaderimiz bir

Metin boyutu Aa Aa

İspanya’nın en prestijli ödüllerinden 2010 Asturias Prensi Edebiyat Ödülü, Lübnanlı yazar Amin Maalouf’a verildi.

İspanyol Asturias Prensi Vakfı tarafından insanlık adına yaptığı çalışmalardan dolayı ödül alan Maalouf, Akdeniz kültürüne verdiği önemle biliniyor.

Maalouf, Akdeniz kültürünü hoşgörü merkezi olarak tanıtan bir yazar.

Ünlü edebiyatçı 1993 yılında da Fransa’da Goncourt ödülü’ne layık görülmüştü.

Eserlerini Fransızca yazan 61 yaşındaki yazarın kitapları yaklaşık 20 dilde çevrildi.

euronews:
Sayın Maalouf, İspanya’nın en prestijli ödüllerinden biri olan 2010 Asturias Prensi Ödülü’nü kazandınız. Daha önce de eserleriniz için birçok kez ödül aldınız. Bu ödülün sizin için bir özelliği var mı? Bu ödülü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Amin Maalouf:
Evet bu benim için özel bir ödül zira İspanya ile eskilere dayanan çok güçlü bağlarım var. İlk yazdığım romanın yani Afrikalı Leo’nun hikayesi İspanya’nın Endülüs kentinde başlıyor. Endülüs’ün insanlık tarihinde önemli bir yeri var. Medeniyetlerin buluşması anlamına geliyor: Arap – İslam medeniyeti, Hıristiyan – İspanyol – Avrupa medeniyeti ve Musevi medeniyeti bu aşamada buluştu. İşte bu yüzden yaşanan bu dönemi unutmamalıyız.

euronews:
Siz medeniyet çatışmasından değil de, medeniyet buluşmasından bahsediyorsunuz, değil mi?

Amin Maalouf:
Medeniyet çatışması olduğuna dair söylenenlere katılmıyorum. Medeniyet çatışması inkar edilemez ancak bunun üstesinden gelinmeye çalışılmalı. Toplumlar arasındaki ilişkinin doğal olarak bu şekilde olduğuna inanmamalıyız, bunun kaderimiz olduğuna kanaat getirmemeliyiz. Bu durum oldukça anormal, bunu aşmaya çalışmalıyız. İnsanlık tarihi bunu başarmış, şimdi sıra bizde. Dünyada yaşamaya devam etmek, bu ihtilafın üstesinden gelerek, medeniyetlerin ve insanların buluşmasıyla mümkün olacak.

euronews:
Sizce Avrupa Birliği bünyesinde bulunan çok kültürlü insanlar ve devletler durumun üstesinden gelebilecek mi?

Amin Maalouf:
Avrupa buna önayak olmalı. Avrupa Birliği bu sorunu çözebilir. Ancak bana sorarsanız henüz bu aşamaya gelmedik. İnsanlar özellikle gençler şunu çok iyi anlamalı: birlikte yaşamak hayatımız boyunca öğrenilen bir şey.

euronews:
Yazım hayatınızda 14 eser yayınladınız. Eserlerinizin hemen hepsinde kaynaştırıcı ve hoşgörülü anlayış var. İnsanları ‘dünya vatandaşı’ gibi görüyorsunuz, bu yeni bir dünya için biraz hayalperest olmuyor mu?

Amin Maalouf:
Bu ütopik bir vizyon olabilir ancak hayata bu şekilde bakmaya ihtiyacımız var. İçinde yaşadığımız dünya maddi bakımdan çok değişti ama düşünce olarak değişen bir şey olmadı. Yedinci asırda yaşayan Arap bir şair ‘Dünya gibi topraktan yaratılmış olsaydım ve tüm insanlar yakınlarım olsaydı’ demişti. Bence bu düşünceyi günümüze uygulamalıyız. Dünyanın geleceği hepimizi ilgilendiriyor ve kaderimiz bir.

euronews:
Ama siz batılı ülkeleri şiddetle eleştiriyorsunuz ve onların diğer ülkelerle ahlak dışı ilişkiler yürüttüğünü söylüyorsunuz.

Amin Maalouf:
Evet öyle düşünüyorum. Batılı
ülkeler bazı prensiplere çok bağlı hareket ediyor ancak bu prensipleri başka ülkelerle olan ilşkilerinde uygulamıyor. Bu şu demek oluyor ki Büyük Britanya Hindistan’da İngiltere’de olduğundan farklı algılanıyor. Fransa da Madagaskar ve Cezayir’deki Fransa değil. Belçika da Kongo’da farklı gözle görülüyor. Amerika Birleşik Devletleri kendine göre bir süper güç ve demokrasi ülkesi olabilir ancak Güney Amerika ABD’yi öyle görmüyor.

euronews:
Irak’ta olduğu gibi mi?

Amin Maalouf:
Her yerde olduğu gibi. Prensipleri olan insanlar her yerde bu prensipleri uygulamalı ve dik durmalı. Sadece kendi ülkelerinde değil, diğer ülkelerle olan ilişkilerinde de bu prensiplere riayet etmeli.

euronews:
Irak’ta hükümet düştüğü zaman ağladınız mı gerçekten?

Amin Maalouf:
Beni asıl ağlatan o değil de, dini çatışmanın başlangıcı oldu. Bu bana çok acı verdi ve tabi ki Irak’ta son zamanlarda yaşananlar beni ağlattı.

euronews:
Dünyayı kasıp kavuran küresel ekonomik krizin ardından kapitalist sisteme ateş püskürdünüz. Vahşi kapitalizm olarak adalandırdığınız sistemi tüm yaşanan sorunların nedeni olarak görüyorsunuz. Sosyalist bir Amin Maalouf mu konuşuyor?

Amin Maalouf:
Berlin Duvarı ile birlikte düşen yönetim şeklinin, tarihin bize verdiği bir ders olarak unutmamamız gerekiyor. Bu yönetim şekli çözüm değil, çözüm yine kapitalizm ancak kapitalizmin herhangi şekli değil. Ben size ekonomiyi büyük bir kumarhane olarak gören ve milyonlarca milyarlarca insanın geleceğiyle oynayan bir kapitalizmden bahsetmiyorum. İhtiyacımız olan insanlığın, saygının ve değerlerin de içinde bulunduğu, var olduğu bir yaşam tarzı.

euronews:
Lübnan asıllı bir Hıristiyansınız. Aynı zamanda Arap, Fransız ve Avrupalısınız…Bu kimliklerden hangisi Amin Maalouf’u en çok temsil ediyor?

Amin Maalouf:
Geçmişte bir köylüye sormuşlar, oğullarından hangisini daha çok seversin diye. Köylü cevap vermiş: iyileşene kadar en çok hasta olanını, eve dönene kadar da yokluğunu hissettiğim oğlumu severim. Ben de çok kimlikli olduğum için aynı şeyi söylüyorum. Lübnan’da sorun yaşandığı zaman Lübnanlı olduğumu hatırlıyorum ve acı çekiyorum. Avrupa’ya karşı da aynı şekilde hissediyorum.