Son Dakika

Saadet Oruç, dünyanın gündemindeki Tunus’tan bildiriyor.

Bourgiba Caddesi üzerinde bulunan otelde, Tunus İçişleri Bakanlığı’na yürüyen göstericileri izliyordum. Teorik olarak akşam 18.00’de başlayan sokağa çıkma yasağı, sabah 5’te sona eriyordu. Ama pratikte Tunus’ta yaşam 24 saat durma noktasındaydı.

Göstericilerin ellerinde baget ekmekleriyle yürümelerini izlerken ömrümün en ilginç yolculuğunda da kısa flashbackler yaşıyordum.

Perşembe günü Euronews’de Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali’nin halka hitabını haberleştirdik. Euronews, Bin Ali’nin konuşmasını canlı olarak verdi. Bir aya yakın bir süredir gösteriler sürüyordu.

Ertesi gün Paris’e döndüğümde birkaç gün sonra kendimi Tunus başkaldırısının ortasında bulacağımı bilmiyordum bile. Cuma akşamı Kanal 24 haber koordinatörü Serkan Fıçıcı’dan gelen telefonla başladı herşey.

Bin Ali, ülkeyi terketmiş ve havaalanı kapatılmıştı. Ama gitmek gerekiyordu. Sadece bir haberci olarak değil, ne kadar objektif olmaya çalışsa da yüreği insandan yana atan bir kişi olarak orada olup biteni anlamak istiyordum. Tarih yazılıyordu.

Pazartesi gününe Paris’ten Tunus’a gidişimi planladım. Orly havaalanına giderken tedirgindim. Tunus’ta yaşayan Türk vatandaşları tahliye edilmiş ve büyükelçilikte çekirdek kadro kalmıştı. Bütün merak ve heyecanıma karşın içimdeki huzursuzluğu gideremiyordum. Orly Havaalanı’nda Tunus uçağına binerken gördüğüm küçük Tunuslu kız çocuğunun gülücükleri içimdeki tedirginliği dağıttı. Orada olan bitenler, o çocukların kaderini çizecekti. Bense sadece birkaç gün tanıklık edecektim, hepsi bu.

Tunus’a vardığımızda akşam saat 19 sularıydı. Uçak rötar yapmıştı ve sokağa çıkma yasağı başlamıştı. Carthage Havaalanı’na geldiğimde ilk olarak sabahı bekleyebileceğim güvenli bir yer bulmaya çalıştım. Yüzlerce yolcu vardı. Her ülkeden, her yaştan yüzlerce yolcu… Havaalanı kapıları otomatik olarak kapalıydı ve kendini hissettirmeyen br sıkıyönetim vardı. Silahlı askerler ortalarda görünmüyor ancak sivil askerler sürekli dolaşıyorlardı.

Sabah 5’te kapılara yaklaştık. Ve o ana kadar sıradışı bir öykü tadında ilerleyen saatler, birden buz gibi gerçeğe çarptı. Kapıdaki sivil giyimli asker, “Sokağa çıkma yasağı saat 5’te bitiyor ama taksiler 7’de geliyor. Ölmek istiyorsanız çıkabilirsiniz,” dedi.

Bu sözleri duyduktan on dakika sonra yolcu kalabalığı kapıdan çıkmaya başladı. Zar zor bir taksi bulup, İstanbul ve Mısır’dan gelen ve orada tanıştığım üç Türk muhabirle otele yollandık. Burgiba Caddesi’nde pek çok yabancı gazetecinin kaldığı otele geldik. Taksiden inip kısa bir mesafeyi yürümek gerekiyordu. Havada sanki barut kokusu vardı. Kırık camlar, yerlerinden sökülmüş tabelalar günü özetliyordu. Otele yerleştik. Sabah kahvaltının ardından otelden çıktım.

Bourgiba Caddesi, fırtına öncesi sessizlik içindedeydi. Gözleriyle anlaşan gruplar vardı. Bir süre sonra kolkola girerek çoğaldılar ve ellerindeki ekmekleri sallayarak, ”Halk kraldır” sloganını atmaya başladılar. Polis bir süre müdahale etmedi. Daha sonra günboyu sürecek gözyaşartıcı bomba kokusu ve sloganlar havayı kapladı. Dağılıyorlar, tekrar toplanyorlar… Sonra tekrar güvenlik güçleri harekete geçiyor. Sokak çınlıyordu.

Cama yaklaşmamam konusunda uyarıldım. Atılan gaz bombaları ya da kurşunlar adressizdi. Hedef olmak an meselesiydi. Dışarıda görsel malzeme için çalışan kameraman ve foto muhabirleri ise çatışmaların en hassas noktalarındaydı. Onlar, uzaktakilere Tunus sokaklarını anatmak için canla başa çalışıyordu. İnsanların ve sokağın hikayesini anlamak isteyen ben ise, havayı kaplayan gözyaşartıcı gaz kokusu ve sloganlarıyla Tunus sokaklarının en sağır kulakları bile delecek çığlığını dinliyordum.

Dipten gelen dalga kıyıya vurdukça vuruyordu.

Saadet Oruç