Son Dakika

'Türkiye'nin AB'ye girmesine karşıyım'

Okunan haber:

'Türkiye'nin AB'ye girmesine karşıyım'

Metin boyutu Aa Aa

“Şeytan hala marka giyer mi” bilinmez ama bugün O, bir sarışın, mavi gözlü, 42 yaşında. Görevi, geniş halk çevreleri nezdinde partinin imajını iyileştirmek.

Fransız aşırı sağcı partinin yeni başkanı olan Marine Le Pen, babası tarafından 1972’de kurulan çok tartışmalı siyasi hareketi modernize edeceğini belirtiyor.

Kamuoyu yoklamaları, 2012 başkanlık seçimlerinde yüzde 18 oy alacağını gösteriyor. Babası Jean Marie Le Pen’in 40 yıllık liderliğinin ardından koltuk ona geçti. Hedefi, iktidarı ele geçirmek. Her ne pahasına olursa olsun.

Maria Cecilia Cacciotto, euronews:

Babanızın 40 yıllık liderliğinin ardından Ulusal Cephe’de bayrağı devraldınız. Yapacağınız değişiklikleri duyurdunuz. Şunu sormak istiyorum. Babanızın izlediği politikayla aranıza nasıl mesafe koyacaksınız?

Marine Le Pen

Ulusal Cephe Genel Başkanı:

Mesafe koymayacağım çünkü babamın muvaffakiyetiyle gurur duyuyorum. Çünkü siyaset sınıfına hükmeden küresel partilere karşı tek hareket olan ve Fransa’da ulusu savunan parti kurdu. Bunu da kalıcı kıldı. Ama şimdi Ulusal Cephe hikayesinde yeni bir bölüme geçiyoruz. Ben buna gözleri açma ve inşa etme bölümü diyorum. Diğer birçoklarıyla beraber babam, Fransa’nın içinde bulunduğu problemlere bütün gücüyle dikkatleri çekti. Biz, inşa edenler olmak istiyoruz, başka bir deyişle Ulusal Cepheyi iktidara taşıyacak sayfayı açacağız. Yapmak istediğimiz bu. Fikirlerimizi hayata, iktidarı ele geçirmek. Görüşlerimizi tatbik etmek.

euronews:

Nasıl? Eğer doğru anladıysam, net bir şekilde 2012 seçimlerine atıfta bulunarak, yüzde 18 oy tahmininde bulunuyorsunuz. Oranı nasıl yükselteceksiniz?

Le Pen:

Öncelikle, Ulusal Cepheyi yerele yayma görevimiz var ardından Ulusal Cephe açılımını yapmalıyız. Biliyorsunuz, uzun süredir basın ve siyaset sınıfı

Ulusal Cepheyi sadece güvenlik ve göçmenlik meseleleri çerçevesine hapsetti. Halbuki bizim daha geniş programımız mevcut. Benim rolüm, Ulusal Cephenin ekonomik ve sosyal programını görünürü hale getirmek. Doğrudur, bunlar hakkında az şey biliniyordu. Ayrıca ekolojik programımız, devlet kavramımız, Fransa’da devletin rolüne ilişkin programımız mevcut.

euronews:

Fransa, bir kadın cumhurbaşkanına hazır mı?

Le Pen:

Ah evet! Buna yönelik bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Eğer Ségolène Royal seçilmezse, bunu kadın olmasıyla değil, kişiliğiyle alakalı olacaktır.

euronews:

Demişsiniz ki, Avrupa size ilgi göstermiyor.

Le Pen:

Ben, böyle bir şey demedim. Asla demedim. Tam tersine ilgili çünkü bütün gücümle savaşıyorum. Avrupa Birliği’ne karşıyım, Avrupa’ya değil. Avrupa bir medeniyet, bir bölge. Ben, Avrupalıyım. Lakin, Avrupa Birliği, totaliter şeklinde değerlendirdiğim bir yapı. Avrupa Sovyetler Birliği, evet, evet…İlerledikçe, daha çok insansızlaşıyor hatta insana karşı hale geliyor. Bize daha fazla direktif verdikçe…Bize ne getirdiğini göremiyoruz. Ekonomimizi yıkması, bütçe ve para planlarımızı kısıtlaması, kendi yaşam şeklimiz dışında bir modeli dayatması dışında ne getiriyor, söylenmeli bize.

euronews:

Başkan seçilirseniz, Fransa’yı Avrupa dışına çıkaracak mısınız?

Le Pen:

Bence, Avrupa Birliği öldü. Yaydığı, sönmüş bir yıldızın ışığı. Hayatta olduğunu sanıyor ama çoktan can verdi. Para birimi ve yarattığı oluşum ölü. Bugün, ne pahasına olursa olsun Euro’yu korumaya çalışıyoruz. Fakat bunu bedeli nedir? Ben halkımın, gelirinin yüzde 12’sini kaybeden, aile ödeneklerinden mahrum kalan, işsizlik paralarını kısan, kamu çalışanlarını yoksullaştıran İrlanda’nın durumuna düşmesini istemiyorum. Eğer, Euro’yu kurtarmak için ödeyeceğimiz bedel buysa, Avrupa ve Euro’dan çıkmak daha iyi.

euronews:

Öyleyse, Avrupa’nın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Le Pen:

Yeniden inşa edilmelidir diye düşünüyorum. Avrupa, milli egemenliklere saygı temeline oturtulursa yaşayabilir. İşbirliği içindeki Avrupa, iyi sonuçlar verecek olan tek konsepttir.

euronews:

Geçen ekimde Vivaya’da, Avrupa’nın aşırı sağ birkaç partisi toplandı. Aralarında İtalya’dan Lega Nord ve Avusturya’dan Özgürlük Partisi de vardı. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımı konusunda referandum kampanyası başlatma kararı aldılar. Siz, orada değildiniz. Davet edildiniz mi veya buluşmayla ilgili duruşunuz mu farklı?

Le Pen:

Hayır, hiç öyle değil. Biliyorsunuz, Ulusal Cephe olarak kendi içimizde bir rekabet vardı. Gereken temasları kurması için kimin başkan seçileceğini bekliyorduk. Avrupa’nın belirli partileri arasında bağlantımız olması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımıyla ilgili Fransa’da düzenlenecek referanduma hazırım. Türkiye’nin, Avrupa Birliği’ne girmesine karşıyım.

euronews:

Tunus ve Mısır’da yaşananlar sizi şaşırttı mı?

Le Pen:

Hayır, fazla değil, fazla değil. Çünkü aslında, gerçek demokratik devrimler, açlığın devrimleridir. Temel gıda maddelerinde yaşanan fiyat artışı, uluslararası para sistemiyle, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kuruluşların aldığı kötü kararların neticesidir. İki nokta beni kaygılandırıyor: İlki, benim de desteklediğim demokratik isteklerden, devrimlerden kimin faydalanağı. Müslüman fundamentalist partilerin bu ülkelerde iktidara gelmesinden kim çıkar sağlayacak. Bu, endişe verici. Zannımca, bunu inkar etmek, saçmalıktır. Diğer kaygımsa yoğun göç.

euronews:

Ulusal Cephe lideri seçilmenize ve sizden beklenenlere rağmen siz hala Jean Marie Le Pen’in kızısınız. Babanızın gölgesini üzerinizde hiç hissetmiyor musunuz?

Le Pen:

Biliyorsunuz, partinin hareket tarihine herşeyi katarsınız. Çünkü iyi şeyleri almak, can sıkıcı ve işe yaramayan şeyleri dışlamak kolaydır. Ben, siyasi hareketimi bütün tarihiyle sahipleniyorum. Kendime müsaade etmem çünkü yapılanları iyi ve kötü diye ayırmak, muteber bir hareket olmaz. Geçmişten ve hatta yapılan hatalardan ders çıkarmaya çalışıyorum. Ulusal Cephenin başardığı güzel ve muazzam işlerden tecrübe ediniyorum. Zorlu koşullar altında, diğerlerin nazaran ödeneği daha az olan, bütün partilere tek başına direnen bir parti… Ama bugün size şunu söyleyebilirim ki biz asla yanılmadık.