Son Dakika

Okunan haber:

11 Eylül 2001: El Kaide Amerika'ya savaş açtı


ABD

11 Eylül 2001: El Kaide Amerika'ya savaş açtı

Dünya kamuoyu 11 Eylül 2001 tarihini hiç bir zaman unutmayacak. Zira içinde yaşadığımız yüzyılın tarihi o gün adeta yeniden yazıldı. Dünya, o gün tarihinin en büyük terörist saldırısı ile sarsılırken, herkesin aklından aynı düşünce geçiyordu: ‘Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!’ Böyle düşünenler haklı da çıktı. Dünya dengeleri sarsıldı. Sarsıntı ve yan etkileri, günümüzde de devam ediyor. Kartların yeniden dağıldığı güç oyununda, tüm dünya bir kumar masasına dönüştü. Gelin bu masanın oyuncularından birinin; Usame Bin Laden’in oyundan çekildiği bu günde, 11 Eylül’ün hayatımızda açtığı pencereden dışarı bir kez daha bakalım. O gün ne olmuştu, o gün olanlar dünyayı nasıl etkilemişti?

11 Eylül 2001

08.45 American Airlines’a ait 11 sefer sayılı uçak, New York’un finans merkezi Manhattan’daki Dünya Ticaret Merkezi’nin kuzey binasına çarptı. Boston’dan kalkan uçak, 92 yolcusu ile birlikte Los Angeles’a gidiyordu.
09.03 – United Airlines’a ait 175 sefer sayılı uçak, Dünya Ticaret Merkezi’nin güney kulesine çarptı ve büyük bir patlama meydana geldi. Boston’dan kalkan uçak, 65 yolcusu ve mürettebatı ile Los Angeles’a gidiyordu. Çarpışmayı, kaza olduğu düşünülen ilk çarpışmanın sonrasını TV’den canlı olarak izleyen milyonlar şok oldu. Yaşananlar kaza değildi!
09.10 ABD Başkanı George W. Bush, Florida’da ziyaret ettiği bir ilkokulda çocuklara kitap okurken Beyaz Saray personel şefi Andrew Card, kulağına eğilerek olanları haber verdi. Başkan Bush, 11 dakika hiçbir şey söylemeden boş gözlerle etrafına baktı.
09.20 FBI, kaçırılan uçakları soruşturmaya başladı.
09.29 Kayıplar konusunda ilk raporlar gelmeye başladı. Ticaret Merkezi’nde 50 binden fazla kişi bulunuyordu.
09.30 Başkan Bush, ‘Ulusal bir trajedi yaşadık. Görünüşe göre ülkemize yönelik bir terörist saldırı düzenleyen iki uçak Ticaret Merkezi kulelerine saldırdı.’ açıklamasını yaptı.
09.40 64 yolcusuyla Washington’tan Los Angeles’a gitmekte olan American Airlines’a ait 77 sefer sayılı uçak, Washington’daki Savunma Bakanlığı binası Pentagon’a çarptı. Amerikan askeri gücünün en önemli merkezi olan bina yanmaya başladı ve beş taraflı binanın bir tarafı tamamen çöktü.
09.45 Beyaz Saray ve Kongre Binası olası saldırılardan dolayı boşaltıldı.
09.50 ABD hava sahası tüm uçuşlara kapatıldı, hava sahası içindeki tüm uçaklara en yakın limana inme emri verildi, aksi takdirde vurulacaklardı.
09.58 Pennsylvania’daki acil durum merkezi United Airlines’a ait 93 sefer sayılı uçaktan şöyle bir mesaj aldı: ‘Kaçırıldık, kaçırıldık!’
10.00 United Airlines’a ait 93 sefer sayılı uçak, Pittsburgh’un 80 mil güneydoğusunda düştü. Uçak Newark-New Jersey’den San Fransisco’ya gidiyordu.

Bu esnada tüm dünya olan bitenleri, şok olmuş gözlerle ekranlarından canlı olarak izliyordu. Nerdeyse tüm TV kanalları canlı yayına geçmiş, olan biteni aktarmaya çalışıyorlardı ama açıkçası hiç kimse ne olup bittiğini bilemiyordu. Üstelik yaşanan şok bitecek gibi de değildi. Ve işte bir anda, şu ana kadar TV kameralarının kaydettiği en dehşet verici, yıllarca akıldan çıkmayacak görüntüler akmaya başladı…

09.50 Dünya Ticaret Merkezi’nin güney kulesi çöktü.
10.29 Dünya Ticaret Merkezi’nin kuzey kulesi çöktü.

12.39 Bush ikinci bir açıklama yaptı ve sorumluların cezalandırılacağını belirterek suçluları yakalayacaklarına dair yemin etti.
13.20 Bush, Louisiana’daki Barksdale Hava Üssü’nden ayrılarak, güvenlik amacıyla Nebraska’daki Offutt Hava Kuvvetleri Merkezi’ne hareket etti.
13.44 Pentagon, beş savaş gemisinin ve 2 uçak gemisinin, New York ve Washington’daki hava kuvvetlerine destek vermek üzere ülkenin doğu kıyısına yerleştirildiğini duyurdu.
13.50 Washington Belediye Başkanı Anthony Williams, başkentte olağanüstü hal ilan etti.
14.00 ABD Sermaye Piyasası Kurulu, ülkedeki tüm borsaların öğleden sonra kapandığını duyurdu.
14.48 New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani, saldırıların yol açmış olabileceği can kaybını ‘dayanabileceğimizden çok daha fazla olabilir’ şeklinde tanımladı.
16.30 Başkan Bush, Offutt Hava Üssü’nden ayrılarak savaş uçaklarının eskortluğunda televizyondan yapacağı ulusa sesleniş konuşması için Washington’a döndü.
17.20 Dünya Ticaret Merkezi kompleksindeki 7 nolu 47 katlı bina çöktü.
20.30 Başkan Bush televizyondan ulusa seslendi: ‘Bu terörist saldırıyı düzenleyenlere ve yataklık edenlere en sert şekilde cevap vereceğiz!’

Verdi de. Bush iktidarı, dış politikada radikal bir değişikliğe giderek, Demokrat Partili eski başkan Bill Clinton’ın barış ve uzlaşma politikasının yerine ‘ya bizdensiniz ya da onlardan’ ve ‘önce sen vur’ politikalarını ikame etti. Daha ikiz kuleler yıkılmadan Amerikan hükümeti suçluyu bulmuştu bile; El-Kaide. Daha olayın üzerinden 24 saat geçmeden tüm suç delilleri ve zanlılar tespit edilmişti. Enkazdan yanmadan çıkan terörist pasaportundan tutun da, teröristlerin geride bıraktıkları iddia edilen arabalardan çıkan uçuş manüellerine kadar bir dizi şaibeli delil, terör saldırısının failleri olarak Afgan dağlarında yuvalanmış radikal teröristleri gösteriyordu. Karar alınmıştı. Taliban yönetimi yıkılacaktı. Amerika bunlardan hareketle kendince bir adalet arayışına girdi ve o andan itibaren dünyanın çivisi çıktı.

İlk hedef Afganistan

Tüm dünya saldırıların şoku ile Amerika’nın arkasında, haklı olarak, saf tutmuştu. Öyle ki Soğuk Savaş boyunca Amerika’nın bir numaralı düşmanı Rusya, ‘terörle mücadele’de Amerika’nın yanında saf tutmakta gecikmedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, saldırılardan sonra Bush’u arayan ilk lider oldu ve Amerika’ya destek vermek için askerlerini alarma geçirdiğini ilan etti. Bunun sebebi daha sonradan anlaşılacaktı. Putin de, kendi kafasındaki planları hayata geçirmek için sık sık ‘terörle savaş’ şablonunu kullanacaktı.

Tarih 7 Ekim 2001’i gösterirken Afganistan üzerine Amerikan ve İngiliz bombaları düşmeye başlamıştı. Hedef, 11 Eylül’ün mimarı olduğu ilan edilen Usame Bin Ladin’i yakalamak, El Kaide örgütünü dağıtmak ve onlara yardım ve yataklık eden Taliban rejimini yıkmaktı. Amerikan özel birlikleri, Bin Ladin’i bulmak için Afgan dağlarını karış karışı taramaya başladı. Nerdeyse Ortaçağ şartlarında yaşayan Afganistan’ın iki teknoloji devine teslim olması uzun sürmedi. Taliban rejimi yıkıldı. El Kaide tamamen olmasa da kısmen etkisiz hale getirildi. Amerikan özel timleri ise, olayın üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen, halen Afgan dağlarında Bin Ladin’i aramaya devam ediyor. Bu arada, ‘Bin Ladin bahane, Amerika’nın asıl amacı bir şekilde Orta Asya’ya yerleşip, enerji kaynaklarına giden yolları kontrolü altına almaktı.’ diyenleri de yabana atmamak gerekiyor. Zira Amerika, 11 Eylül’ün yaydığı ilk korku ve empati şoklarının yarattığı karambol ortamında bir oldu bittiye getirerek, belki de bir zamanlar hayal bile edilemeyecek bir şeyi yaptı ve Özbekistan ve Kırgızistan gibi Orta Asya cumhuriyetlerinde üsler kurarak, bu bölgeye bir daha çıkmamak üzere yerleşti. Peki, Afganistan’a ne oldu? Hiçbir şey. En azından Afgan halkı için halen gözle görülür bir iyileşme yok. Hedeflenen yapısal değişim ve ekonomik ilerleme hala gerçekleştirilemedi. Terörle Savaş sloganı ise halen Afgan dağlarında yankılanmaya devam ediyor. Amerika ve İngiltere, Taliban devrildikten kısa bir süre sonra Afganistan işine diğer ulusları da dâhil etmekte gecikmedi. Savaşın ardından kurulan Batı yanlısı Hamid El Karzai yönetimi, geçen onca zamana rağmen, güvenlik açısından halen Uluslararası Barış Gücü’nün (ISAF) varlığına bağımlı. Ülkede başkent Kabil dışında hiçbir yerde can güvenliği yok. Dışındaki çarpışmalarsa devam ediyor…

Afganistan’daki Taliban rejiminin yıkılması Amerika’yı ve intikam ateşi ile yanan yönetimini kesmedi. Onların gözü, daha büyük olan lokmada; Birinci Körfez Savaşı’ndan bu yana sürekli didişip durdukları Irak’taydı. Kimilerine göre ise, zaten Afganistan 11 Eylül’ün şamar oğlanı, Irak ise, işgal edilmesi için uzun zamandır sağlam bir bahane beklenilen asıl kurbandı.

20 Mart 2003… Irak’ta sonun başlangıcı

Amerika, hem 11 Eylül’ün faillerini desteklediği hem de kitle imha silahları geliştirdiği bahanesiyle 20 Mart 2003’de, tüm uluslar arası toplumu da karşına alma pahasına Irak’a saldırdı. Zaten on yıldır abluka altında dizleri üzerine çökmüş olan Irak, ancak 3 hafta kadar dayanabildi. 40 yıllık Baas rejimi, ülkenin dört bir yanındaki Saddam heykellerinden daha çabuk bir şekilde yıkıldı. Başkan Bush, 1 Mayıs 2003’te resmen sona erdiğini duyursa da, bu tarihten itibaren ülkedeki direniş Amerikan askerlerine kan kusturmaya başladı. Sıcak savaşın yaşandığı ilk üç haftada kaybetmediği askeri, savaşın resmi olarak bitiminden sonra kaybetmeye başlayan Amerika, nihai aşamada ülkeden çekilmek zorunda kaldı. İşgal sürecinde 150 bine yakın sivil hayatını kaybetti, ülke mezhep savaşlarının eşiğinden döndü.

11 Eylül dünyayı tehdit eden bir Tsunami oldu

1812’den bu yana Amerikan topraklarına yapılan ilk saldırı olan 11 Eylül olayları, 2973 kişinin ölümüne sebep oldu. Kulelerin yıkılmasının milyarlar tarafından canlı olarak izlenmesi ile o zamana kadar görülmemiş sarsıcılıkta bir ‘görsel terör’ oluşturan saldırı dalgası, Amerikan dış politikasında keskin bir dönüşüme neden oldu. Saldırılar, Amerika’nın dünyaya bakışını değiştirdiği gibi, akabinde aldığı tavır da dünyanın Amerika’ya bakışını değiştirdi. Irak savaşıyla birlikte, hiç sebepsiz ve de ‘acaba kendi çıkarlarını garantilemek adına mı saldırıyor’ şüphesi, dünya kamuoyunun Amerika aleyhine dönmesine neden oldu. Savaş öncesi, o zamana kadar yapılan en büyük savaş karşıtı protestolara sahne oldu. Başta Almanya, Fransa ve Türkiye olmak üzere, tüm dünyada Amerikan karşıtlığı patladı.

Saldırıların ardından sefere çıkan Amerika açısından Türkiye, Özbekistan ve Orta Asya ülkeleri ve Afganistan üzerinde etkili olan Pakistan’ın stratejik değeri arttı. Türkiye’nin Irak savaşı için Amerika’ya topraklarını açmayı reddetmesi, Amerikan yönetiminin Türkiye’ye karşı hasmane bir tutum almasına sebep oldu. Ülkede içinde de Amerika’ya destek verilmesini savunanlarla karşı çıkanlar arasında fikir savaşları yaşandı, gruplaşmalar oldu. Akabinde Amerikan askerlerinin Kuzey Irak’ta Türk özel birliklerini tutuklayıp kafalarına çuval geçirmesiyle patlak veren öfke dalgası, Türkiye’deki ulusalcı-milliyetçi dalgayı arttırdığı gibi, dizilerden kitaplara varıncaya kadar birçok alanda Amerikan karşıtlığının prim yapmasına kapı araladı. Resmi heyetler arasındaki ilişkiler normalleşse de, Türk kamuoyunda ‘çuval travması’nın yarattığı öfke dinmiş değil.

11 Eylül, uluslar arası ittifakları da çatlattı. Saldırılarla birlikte Amerika’nın Rusya ile ilişkilerinin niteliği değişirken, BM’yi saf dışı bırakarak Irak’a saldıran Amerika ve İngiltere’nin Almanya ve Fransa ile arası açılmış, bu durum AB içinde de çatlağa yol açmıştı. Topraklarını Amerika’ya açmayan Türkiye’nin AB ve İslam ülkeleri nezdindeki prestiji artmıştı.

11 Eylül saldırılarının yarattığı şok dalgası başta Amerika olmak üzere, Müslümanların azınlık olarak yaşadığı her ülkede yabancılara karşı yükselen ayrımcılık ve ırkçı saldırılar arttı. 11 Eylülün devamı olarak lanse edilen Londra ve Madrid’deki El Kaide etiketli bombalı saldırıların da tazyikiyle Medeniyetler Çatışması tezi raflardan indirilerek, dolaşıma sokuldu. Hükümete izinsiz telefon dinlemeden, kütüphanelerden ödünç alınan kitapları takip etmeye kadar o güne kadar telaffuz edene deli gözü ile bakılmasına sebep olabilecek birçok düzenlemeyi hayata geçiren ‘Vatanseverlik Yasası’ ile tanışan Amerika başta olmak üzere, birçok ülkede insan haklarını ayaklar altına alan düzenlemeler yapıldı. ‘Önce güvenlik’ diyen batılı kamuoyları, demokratik değerlere ters düşen ve ‘farklı olanı’ potansiyel düşman ilan eden bu kanunlara estirilen ‘düşman geliyor’ havasında sesini çıkaramadı. Yaşanan bu gelişmeler, bazı kesimler tarafından ‘Küresel Faşizm’ olarak isimlendirildi.

‘İslami terör’ ya da ‘Müslüman teröristler’ en sık kullanılan terimler oldu. Terörün İslam’la özdeşleştirilmesi, Amerika ve Avrupa’da milliyetçiliğin artması sonucu Müslümanlara bakışın değişmesi, batı ile İslam toplumları arasındaki mesafeyi açtı. Öyle ki Michigan Üniversitesi Siyaset Bilimi hocalarından Michael Traugott, “11 Eylül saldırıları, Pearl Harbor baskını ve Kennedy’nin öldürülmesi gibi, bir kuşak üzerinde iz bıraktı’ diyerek, Amerikan halkının yaşadığı bu derin dönüşüme izah getirmeye çalışıyordu. Özetle, 11 Eylül sonrası, ‘hayat tarzımızı koruyalım’ çağrıları ile beslenen Amerikan halkı, kucağında nur topu gibi bir ‘Amerikan Milliyetçiliği’ bulmuş oldu.

11 Eylül istenilen fırsatı verdi

Yaygın bir kanaate göre Amerikan yönetimi, 11 Eylül’ü bir fırsat olarak kullanarak hem enerji güvenliği politikaları gereği, Orta Doğu ve Orta Asya’ya konuşlandırdığı askeri varlığıyla dünya enerji koridorlarına yerleşti. Başkan Bush’un çevresine yerleşen ve ‘yeni muhafazakârlar’ olarak bilinen kadronun Irak’ın işgali için bir önceki başkan olan Clinton’a baskı yaptıklarının ortaya çıkması ile bu iddialar haklılık payı kazandı. 11 Eylül sonrası süreç Amerikan ekonomisine de yaradı. Ağırlıklı olarak savaş sanayi üzerinde yükselen ekonomi Afganistan ve Irak savaşları ile kendine geldi, üretim kapasitesi arttı, işsizlik azaldı. Öte yandan Amerika’nın hem Orta Doğu hem de Orta Asya’ya yerleşmesi, Orta Doğu petrollerine bağımlı olan Fransa ve Almanya’yı oldukça rahatsız ettiği gibi, son yıllarda hızlı bir büyüme trendi yakalayan Çin, Rusya ve Hindistan da burunlarının diplerindeki Amerikan askeri varlığından huzursuz oldu. Ve bu kimilerine göre, yeni bir Soğuk Savaş’ın da temellerini attı…

Kaynakları açısından uzun bir süre daha dünya ekonomisinin geleceğini şekillendirecek olan Orta Doğu’daki paylaşım savaşının fitilini ateşleyen, dünyayı doğu ve batı ekseninde bölen, İslamiyet’i zihinlere ‘düşman’ olarak kazıyan ve Amerika’nın tek taraflı aşırı güç kullanımı ile diğer ülkeleri de silahlanmaya ve hatta Kuzey Kore ve İran örneğinde görüldüğü gibi nükleer silah edinme yolunda kışkırtan 11 Eylül saldırıları, 21. yüzyıl tarihinin yazılmasında önemli bir referans noktası olmaya devam edecek.