Son Dakika

Analiz- Usame bin Ladin'in öldürülmesi hata mı?

Okunan haber:

Analiz- Usame bin Ladin'in öldürülmesi hata mı?

Metin boyutu Aa Aa

Usame bin Ladin’in Amerikan özel timleri tarafından öldürülmesi uluslararası gündemin bir numaralı maddesi olmaya devam ediyor. Taraflar arasında neredeyse on yıldır devam eden küresel ölçekteki savaşı ve buna eşlik köşe kapmacayı göz önünde bulundurursak, bu medya ilgisini hak ettiğini söylemek zor olmaz. Bununla birlikte söz konusu ilginin, özellikle Avrupa’da, yavaş yavaş ‘alkış‘tan ‘eleştiri’ye dönüştüğü tespitini de yapmamız gerekiyor. Benzer vakalarda olduğu gibi, ‘düşmanın bertaraf edilmesiyle’ seviyesi yükselen milliyetçi sevinç dalgası geri çekildikçe, akil sesler daha sık duyulmaya başladı. Soru şu: “Ne kadar kötü olursa olsun, Usame bin Ladin’in yargılanmadan öldürülmesi doğru oldu mu?”

“İntikam anlaşılabilir ama bu bir politika olamaz”

İngiliz Guardian gazetesinden Gary Younge, “11 Eylül olayları göz önünde bulundurulduğunda intikam alma isteği anlaşılabilir bir duygusal tepki olmakla birlikte, bu bir dış politika değildir” tespitiyle, Amerika’daki bu aykırı seslere tahammülsüz ulusal sevinç dalgasının, demokrasiler için sağlıklı olmayacağına dikkat çekiyor. Younge, Başkan Obama’nın “Adalet yerini buldu” açıklamasını da sorunlu buluyor. “Bu adalet değil, hukukun sınırlarını aşan bir infazdır” diyen Guardian yazarı, “Bir adamı başından iki kez vurursanız, bulacağınız şey adalet değil, sadece ölü bir adamdır. Ve bu sadece soğukkanlı bir intikamdır” yorumunda bulunuyor. Yazar Amerikalıların intikam hissini anlaşılır bulduğunu belirtmekle birlikte, öfke ve 11 Eylül’de ölenlerin hatıraları üzerinde tekel oluşturmalarını eleştiriyor. Amerika’nın 11 Eylüle verdiği tepki sonucu binlerce masum Afganistan, Irak ve Pakistan vatandaşının öldürüldüğüne dikkat çeken Younge, “Eğer intikam almak bir haksa, kuyruğun en başındakiler Amerikalılar olmamalı” tespitinde bulunuyor. Guardian yazarı Amerikalılar açısından bir de tehlikeye dikkat çekiyor. Bin Ladin’in öldürülmesinin Amerikan ordusunun o bölgede yaptığı ‘işlerden’ sadece biri olduğuna işaret eden Younge, “Aynı ordunun mensupları düğünleri bombaladı, Irak’da Mahmudiye’de 14 yaşında bir kıza tecavüz edip hem onu hem de yakınlar ını öldürdü. Eğer bu ordu bu ‘işlerle’ de hatırlanmak istemiyorsa, bir suikasttan ziyade, kutlamaya değer başka şeyler bulmalı” diyor.

İnfaz emri veren bir hukuk profesörü…

The Independent’den Geoffrey Robertson’sa, “Adaletin yerini bulduğunu iddia etmek saçma” diyerek, eski bir hukuk profesörü olan Başkan Obama’nın suikast emrini vererek, Bin Ladin’i yargısız olarak ortadan kaldırtmasının ‘garabet’ olduğunu belirtiyor. Politikacıların Obama’ya alkışlarıyla verdikleri kısa vadeli bu desteği anlayabildiğini belirten yazar, “Peki ama daha iyi bir dünya hedefine giden yolda Bin Ladin’in canlı olarak adaletin karşısına çıkarılması daha iyi olmaz mıydı?” sorusunu yöneltiyor. Dünyanın geleceğinin Uluslar arası hukuka saygı gösterilmesine bağlı olduğuna işaret eden Independent yazarı, operasyonla Pakist an’ın bağımsızlığının çiğnendiği iddialarını reddetmekle birlikte, Başkan Obama’nın cevap vermesi gereken bir çok soru olduğunu, bunların başındaysa ‘Bin Ladin’in yakalanmasını mı yoksa öldürülmesini mi emrettiği’nin geldiğini ifade ediyor. Hukuken bir suçlunun sadece kendini savunma durumunda öldürülebileceğine işaret eden Robertson, El Kaide liderinin apar topar ‘denize gömülmesinin’ de hukuksuz olduğuna dikkat çekiyor. El Kaide liderinin öldürülmesiyle ulaştığı ‘şehitlik’ mertebesiyle, Amerika açısından ‘saklandığı’ halinden daha tehlikeli olabileceği ihtimaline işaret eden yazar, bin Ladin’in yargılanma şansının heba edilmesiyle, 11 Eylülle ilgili komplo teorilerinin ortadan kaldırılma imkanı nın da kaçırıldığını söylüyor. “Bin Ladin New York’ta bir hapishanede hayatını tamamlamaktansa bu şekilde ölmeyi tercih ederdi. O yüzden yüzünde bir gülümsemeyle öldüğüne eminim” diyen Robertson, Ladin’in BM Güvenlik Konseyi tarafından kurulacak ve Müslüman hakimlerin de görev alacağı bir mahkeme tarafından yargılanarak cezalandırılmış olmasının, daha isabetli olabileceğini savunuyor (Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), 11 Eylül olaylarından sonra kurulduğu için böylesi bir davaya bakamıyor). Yazar son olarak tarihten bir pencere açıyor. İngilizlerin İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonunda Nazi savaş suçlularının asılmasını istediğini hatırlatarak, ABD Başkanı Truman’ın buna itiraz ettiğini ve Nürnberg Mahkemeleri sayesinde, bugün bile soykırım inkarcılarını utandıran gerçeklerin ortaya çıkabildiğini gündeme getiriyor. Crimes Against Humanity (İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlar) isimli kitabın da yazarı olan Robertson, eleştirilerini şu şekilde tamamlıyor: “Usame’yi yargılamaktansa öldürmeyi tercih ederek, bu karizmatik liderin aslında acımasız bir katil olduğunu gösterme fırsatını da kaçırdık.”

“Bir adamın ölümüne sevinmeyin…”

Bin Ladin operasyonunu eleştirenler sadece Avrupalı gazeteciler, yazarlar değil. Avrupalı siyasiler de El Kaide liderinin mahkeme edilmeden öldürülmüş olmasına karşı seslerini yükseltiyor. Söz gelimi eski Batı Almanya Başbakanlarından Helmut Schmidt, Ladin’in öldürülmesiyle sonuçlanan operasyonu uluslararası hukukun ihlali olarak yorumlarken, bunun Arap dünyasında önceden hesaplanamayacak sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor. Schmidt’i, kendisi de bir avukat olan Berlin İçişleri Bakanı Ehrhart Körting izliyor. “Bin Ladin’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne çıkarıldığını görmeyi tercih ederdim’‘ diyen Körting’in yanı sıra Hollandalı uluslararası hukuk uzmanı Ger-Jan Knoops da ‘mahkemeyi’ adres gösterenlerden. El Kaide liderinin tutuklanarak ABD’ye iade edilmesi ve yargılanması gerektiğini ifade eden Knoops, eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç‘in 2001’de tutuklanarak Yugoslavya’nın dağılması sürecinde işlediği savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan dolayı Hollanda’nın Lahey kentindeki mahkemede yargılanması örneğini veriyor. ‘İnfaza’ dönük bir eleştiri de Amerika’dan geliyor. New York merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün hukuk danışmanlarından Reed Brody, operasyonun yasallığıyla ilgili yorum yapabilmek için yeteri kadar detaya sahip olmadıklarını söyleyenlerden. Brody, “Herkes tabi ki Bin Ladin’siz bir dünyanın daha iyi olup olmadığını sorgulama hakkına sahiptir ama,” diyor ve ekliyor: “Bu durum, hiç kimseye insan hakları protokollerini, uluslararası hukuku ihlal etme hakkı vermez.” Ve belki de tüm bu eleştirel yaklaşımları en çarpıcı şekilde özetleyense, İtalyan eski başbakanlarından Massimo D’Alema oluyor. Halen muhalefetteki merkez sol partide siyaset yapan D’Alema şöyle diyor: “Bir adamın ölümüne sevinmeyin. Eğer Bin La din ele geçirilseydi ve mahkemeye çıkarılsaydı bu çok daha önemli bir zafer olurdu.”