Son Dakika

Okunan haber:

Türkiye'nin Suriye sınavı - Analiz


DÜNYA

Türkiye'nin Suriye sınavı - Analiz

Türkiye’de devletin zirvesinin gündeminde Suriye var. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Şam’ı uyararak ayaklanan halkın demokratik taleplerine daha hızlı ve etkin bir şekilde cevap verilmesini istedi. Ankara, Türkiye ile 900 km sınırı olan Suriye’deki gelişmeleri “iç meselesiymiş” gibi yakından takip ediyor. Kapı komşuda yaşananlar, Kürt sorunundan Ortadoğu’daki dengelere çok sayıda önemli konuda belirleyici olacak. Erdoğan hükümeti ile bölgesinde geniş çaplı bir açılım siyaseti başlatan Türkiye, Ortadoğu’daki en büyük sınavını yaşıyor.

Suriye, Libya ile birlikte uluslararası politikanın da en önemli iki konusundan biri. Ortadoğu diplomasisinde komşu Türkiye’nin kilit rolü var. ABD Başkanı Barack Obama dün Başbakan Erdoğan ile bir telefon görüşmesi yaptı ve Suriye’yi konuştu. Washington geçtiğimiz 10 yılda yaşananlar ışığında bölge politikasında Türkiye’nin ağırlığının farkında.

Ankara, 2005 yılındaki Hariri suikastının ardından Batı’nın Esad rejimi çevresinde oluşturduğu kuşatmayı yarmasını sağlamıştı. 6 yıl önce Suriye’yi belki de bir askeri müdahaleden uzak tutan Erdoğan hükümeti bu kez de aynı düşünceyle hareket ediyor. Ancak Ankara, Şam yönetiminin bunun için daha fazla çaba göstermesi gerektiğinin farkında. Son yıllarda Suriye üzerinde oluşan etkinliğini bu yönde kullanmak istiyor. Erdoğan bu ay başında Türk basınına verdiği demeçte “Ne olursa olsun Suriye’nin arkasında duramayız” derken ülkede yaşanan şiddet olaylarını da “vahşet” diye nitelendirmişti.

Türkiye, bölgede yeni bir savaşı önleme çabalarında başarılı olabilecek mi şu an için belirsiz. Ama Ankara Suriye’yi kaderine terk etmek istemiyor. Bunun ardında bazılarının sandığı gibi emperyal hevesler değil haklı endişeler bulunuyor. Sınırlarındaki Irak savaşının açtığı yaralar hala taze olan Türkiye, istikrarı sürdürmek ama bunu Suriye halkının da taleplerini göze alarak yapmak istiyor. Ankara’nın en büyük ikilemi bu, yani iyi ilişkiler kurduğu Beşar Esad yönetimi ile onun gitmesini isteyen muhalefet arasında kalmış olması. Bir başka deyişle Arap baharı Türkiye ile Suriye arasındaki baharı kışa çevirme potansiyeline sahip.

Savaşın eşiğinden bölgesel ittifaka

Aslında Ankara ile Şam arasındaki ilişkiler, Suriye’nin bağımsızlığını ilan ettiği 1946 yılından itibaren fırtınalı sularda seyretti. Şam’ın Türkiye’nin vilayeti olan Hatay üzerinde hak iddia etmesi, iki ülkenin soğuk savaş yılarında farklı kamplarda yer alması ve 1980’li yıllarda Suriye’nin PKK’yı ve liderini barındırması iki ülke arasındaki düşmanca bakışını temel nedenleriydi. Hatta 1998 sonbaharında Türkiye ile Suriye arasında savaş çanları çalmaya başlamış, Ankara, PKK’nın bir numarası Abdullah Öcalan’ın Şam’da barınmasına daha fazla sessiz kalamayacağını ilan etmişti. O yıllarda gelişen Türk-İsrail askeri işbirliği yüzünden arada sıkışan ve savaş tehdidini göze alamayan Hafız Esad Öcalan’ı ülke dışına gönderdi. Adana mutabakatıyla Suriye terör örgütüne verdiği desteği tamamen çektiğini açıkladı. İlişkilerin kopma noktasına geldiği o noktadan çok kısa bir süre içinde stratejik işbirliğine kadar uzanmasında kırılma 1998 yılında gerçekleşti.

2003 yılındaki ABD’nin Irak müdahalesi, savaşa karşı çıkan iki komşu ülke arasındaki mesafeleri kısalttı. Ne Şam ne Ankara Irak’a müdahaleyi destekledi. Türkiye’nin başını çektiği Irak’a Komşu Ülkeler Konferansı ile Washington’a itiraz güçlü bir biçimde dile getirilirken Amerikan yönetimi, Irak müdahalesine karşı çıkan Suriye rejimini Lübnan üzerinden zorlamaya başladı. Ankara-Şam hattında dönüm noktası 2005 yılındaki Hariri suikastı oldu. Eski Lübnan başbakanının ölümünden Suriye’yi sorumlu tutan ABD ve müttefikleri Beşar Esad yönetimini amansız bir baskı altına aldı. Yeni yaptırımlar, kuşatma ve yalnızlaştırma çabaları altındaki Esad’a Ankara’dan uzanan el hayat verdi. Rusya ve Fransa gibi geleneksel Suriye destekçilerinin bile Batı ile hareket ettiği bir dönemde Türkiye’den uzanan dostluk eli karşılıksız kalmadı. Türkiye cumhurbaşkanı Suriye’nin baskıların en yoğun olduğu bir dönemde 2005 Nisan’ında Washington’u karşısına alarak Şam’a gitti. 7 yıl önce savaşın eşiğindeki iki ülke yüksek düzeyli stratejik işbirliği serüvenine böyle başladı.

Türkiye ve Suriye arasında vizeler kalktı, ticaret gelişti, ortak bakanlar toplantıları düzenlendi. Sayısız işbirliği anlaşması imzalandı. Ticaret hacmi artarken iki ülke arasında gidiş gelişler de katlandı.

Saddam Hüseyin senaryosu korkusu

12 Haziran seçiminden zaferle çıkan başbakan Erdoğan’ın balkon konuşmasında “Gözlerini Türkiye’ye çevirmiş, gelen haberleri büyük bir heyecanla takip eden, Şam, Kahire, Tunus, Saraybosna, Lefkoşe’yi dost ve kardeş ülkeleri muhabetle
selamlıyorum” derken Şam’ı ilk başta sayması tesadüf değildi.

Bu iyi ilişkiler Suriye’deki ayaklanma dolayısıyla en zor dönemeçte. Türkiye Esad rejimini halkın taleplerine kulak vermesi için üst perdeden uyarıyor. Ankara benzer uyarıları 2003’teki Irak müdahalesinden önce Saddam yönetimine de yapmıştı. Başkan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan Ankara’ya davet edildi. Askeri müdahalenin önlenmesi için uyarılar yapıldı. Saddam Hüseyin ve arkadaşları Ankara’nın uyarılarını kulak ardı etti ve sonuçta hem ülkelerini hem de kendilerini büyük bir felakete sürüklediler. Türkiye’nin tüm çabası bu senaryonun ikinci kez bölgede yaşanmaması için.

Bora Bayraktar, euronews İstanbul Muhabiri