Son Dakika

Ersin Kalaycıoğlu: CHP kolay muhalefeti seçti

Okunan haber:

Ersin Kalaycıoğlu: CHP kolay muhalefeti seçti

Metin boyutu Aa Aa

Türkiye’de 12 Haziran seçimleri sonrasında oluşan yasama krizi aşılabilecek mi? Yeni Türkiye Meclis’i uzlaşmacı bir anayasa yapabilecek mi? Türkiye’nin krizden çıkması için nasıl bir yol haritası izlemesi gerekiyor? Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Türkiye’deki siyasi krizi Euronews’a değerlendirdi. CHP’nin TBMM’deki yemin törenini boykot etmesini “kolay muhalefet” olarak tanımlayan Kalaycıoğlu, ortaya garip bir görüntü çıktığını düşünüyor. Türkiye’deki meşruiyet tartışmaları son bulmadan bu tür krizlerin aşılamayacağına dikkat çeken Kalaycıoğluna göre toplanmayı bile başaramayan bir Meclis’in uzlaşmacı anayasa yapmasını beklemek çok zor.

Türkiye’nin önde gelen siyaset bilimcilerinden biri olan Kalaycıoğlu, euronews İstanbul temsilcisi Bora Bayraktar’a konuştu.

Euronews: Türkiye’de parlamentoda yaşanan siyasi krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu Türkiye’de devam eden krizin bir başka safhasıdır. 2007’den beri partilerin ve belli başlı önde gelen liderlerinin, meşruiyetlerini karşılıklı olarak sorgulayan bir Türkiye var. 2008’de Anayasa Mahkemesi’nin AKP’nin laikliğe karşı faaliyetlerin odak olduğu kararından sonra özellikle muhalefetteki partiler AKP’nin iktidar meşruiyetini sorguladılar seçime kadar. Ancak AKP tekrar seçildiğine göre esasında halkın gözünde böyle bir meşruiyet sorunu yok. Ama muhaliflerin gözünde ise böyle bir sorun var. Dolayısıyla AKP iktidarının meşru bir iktidar olarak kabul edilmemesi söz konusu. Adalet ve Kalkınma Partisi de aynı şekilde kendisine karşı durmakta olan siyasi partileri, muhalefetteki partileri, faşist olmakla, otoriter olmakla, askerci olmakla yahut Türkiye’yi bölmek üzere faaliyette bulunan vatanın birliğine kast etmiş olan vatan haini olarak tanımlamakta. Dolayısıyla demokraside normal olarak karşılaşılmayan bir ifade tarzıyla seçim kampanyası yürütüldü. Zaman zaman son derece sertleşen, kişiselleşen, hakarete varan, karşılıklı davalar açılan bir süreç haline geldi. Dolayısıyla bu ortam siyasi partilerin, liderlerinin birbirlerine olan güvenini büyük ölçüde aşındırdı. Aralarındaki uygar dünyada rastlanan türden ilişkileri de ortadan kaldırdı. Neredeyse kavgada söylenmeyecek lafları birbirlerine söylemeye başladılar. Bu çerçeve içerisinde dolayısıyla ortada önemli bir kriz ortamında seçim yaptık. Buna rağmen seçim fazla kavgalı, patırtılı geçmedi. Sonuçları gayet açıktı. Ama şimdi Meclis’i toplamakta zorlanıyoruz. Biliyorsunuz seçim yasalarının iki tane hedefi vardır. Bir, temsil temin etmesi ki bu sefer temsilde büyük bir problem yok yüzde 10 seçim barajına rağmen. Çünkü küçük partiler oy alamadı. Seçmenin yüzde 95’i üç büyük partiye ve BDP’nin bağımsızlarına oy verdi. Dolayısıyla dört parti etrafında tercihini yoğunlaştırdı. Bu, uzun süredir yüzde 10 barajının getirdiği bir sonuç Türkiye açısından. Dolayısıyla seçmenin yüzde 95’e yakını bu dört partiye oy verdi. Küçük partiler silindi. Aynı zamanda katılım oranı da yüzde 90’a yakın. Yüksek bir temsil oranı söz konusu oldu. Temsil gerçekleşti denebilir. Yüzde 10 barajı dolayısıyla temsilde bir çarpıtma var. Yani önde gelen parti biraz daha fazla sandalye kazanıyor. Dolayısıyla bu çarpıtma bu kez de oldu. Yüzde 50 civarında oy alan parti yüzde 59 oranında sandalye kazandı. Bu fazla bir abartı değil. Çünkü aynı parti daha önce yüzde 34 oyla sandalyelerin yüzde 65’ini kazanmıştı. Ona nazaran daha iyi. O bakımdan temsilin Meclis’e yansıması iyi fakat Meclisi toplamakta zorluk çekiyoruz. Ama seçim yasalarının ikinci hedefi de hükümet tesis edebilmek ve çalışabilir bir Meclis oluşturabilmek. Demokrasinin iyi çalışan bir meclisin çalışmasını temin etmek. Onu da şimdilik başaramayacağız gibi görünüyor.

Euronews: Türkiye’deki krize baktığınızda Belçika’daki ya da Irak’taki bir hükümet kurulamaması sorunu söz konusu olabilir mi?

Yok, öyle bir şey mümkün değil çünkü hükümetin yeteri sandalyesi var. Dolayısıyla kuracak. Milletvekillerinin yemin etmemiş olmaları Meclis’in çalışmalarını durdurmuyor. Sadece mesela, Meclis’in içindeki komisyonlarda yer almamalarını, parti grubu çalışmaları yapamamalarını, dolayısıyla parti grubu olarak meclise katılamamalarını ortaya çıkarıyor. Bu da tabi onlar açısından büyük bir eksiklik

Euronews: Cumhuriyet Halk Partisi’nin katılmaması esas sorun gibi görünüyor çünkü 135 milletvekili çalışmalara katılmayacak. Bu Türkiye’yi nereye götürür? Türkiye’nin güneyinde sorunlar yaşanıyor. Pek çok sorunlar var. Uluslararası açıdan bu kriz ne anlama geliyor?

O açıdan fazla bir şey değişmez. Türkiye’nin dış politikası büyük ölçüde hükümet tarafından yapılıyor. Meclis’in orada çok bir ağırlığı yok. Meclis savaş ilan edebilir. O konuda bir zorlukla karşılaşacağını sanmıyorum. Büyük bir çoğunluk olduğu için herhangi bir kitlenme söz konusu değil. Ama meclis aksak çalışacaktır. Seçmenin yüzde 26’sı mecliste görülmeyecektir. Onun dışında BDP de girmezse neredeyse her üç seçmenden biri mecliste yok demektir. Dolayısıyla yine seçim sonuçları itibarıyla temsili ama meclisin oluşması itibarıyla çok aksak bir hale gelecektir. Tek muhalefet de MHP muhalefeti olacaktır. Onun için garip bir görüntü arz edecektir.

Euronews: İktidar partisinin tavrını nasıl görüyorsunuz krizin aşılması açısından?

İktidar partisi krizlerden güçlenerek çıkan bir partidir. Dolayısıyla krizin onları zorlayacağını düşünmüyorum. Bugüne kadar zorlandığı hiçbir kriz yaşamamıştır. Bunda da kriz yaşamayacaktır.

Euronews: CHP ne yapmalı peki?

Meclis’e katılmalı ve meclisin içerisinde muhalefet yapması gerekir. Bence doğru olan buydu. Onu yaparsa o çok daha başarılı ve makul olarak kabul edilecek ve anlaşılır bir şey olacaktır. Geçmişte bunun örnekleri yaşanmıştır. 1987-1991 arasında Demirel Anavatan Partisi iktidarı döneminde DYP ve SHP bu tür bir muhalefet yapmıştır. Bu kolay bir muhalefettir. Girmemek meclisin içerisinde yer almamaktır. Meclisi olduğu gibi, birbirlerine esasında ideolojik olarak çok da farklı olmayan iki partiye, MHP ve AKP’ye bırakacaktır. Sonuçta Türkiye’de dört görüşten ikisinin mecliste olmadığı bir tuhaf meclis ortaya çıkacak, burada bir sakatlık oluşacak. Bu açıdan şu yapılan bence çok anlamlı değildir.

Euronews: Peki BDP’li bağımsızlar için de durum böyle midir?

Onlar için de durum aynıdır. Gelecekler, meclis içinde grupları da olacaktır. Onlar da söz alıp, gördükleri sorunu belirtmek için ellerinden geleni yapacaktır. Ama sürecin tamamı sakattır. Yüksek Seçim Kurulu’nun kabul ettiği adayların hiçbir sorun olmadan seçime girdikten sonra mahkeme kararıyla engellenmeleri demokrasi açısından yanlış tasarlanmış bir süreçtir. Oy pusulasına çıktıktan sonra bunu durdurursanız demokrasiden çıkmış olursunuz. Buna anayasayı gerekçe gösteriyorlar ama zaten anayasa otoriter bir anayasadır. Bu uygulama kabul edilecek bir uygulama değildir. Halkın seçtiği ve tutuklu olduğunu bilerek seçtiği adayı, halk makul gördüğüne ve kabul ettiğine göre geri kalana susmak gerekir. Ceza yasasının tasarımı defoludur. Demokrasiye uygun değildir. Onları demokrasiye uygun hale getirmek gerekiyor. Sakatlık devam etmektedir.

Euronews: Bu meclis yeni anayasa yapabilecek mi sizce?

Geniş bir uzlaşıyla anayasanın değiştirilmesi yoluna gidilebilir mi diyorsanız o Başbakan tarafından dillendiriliyor ama, bu, temenni dışında bir şey olamaz şu aşamada. Çünkü bu kişilerin bir araya gelip çalışacağına ben rüyamda görsem inanmam. Daha meclis açılmadı, daha meclisi açmayı başaramayan bir siyasi kadro var önümüzde. Bunlar nasıl olacak da bir araya gelip anayasa oluşturacak? Dolayısıyla geniş katılımlı bir anayasa olmayacak. Belki üye transferleriyle AKP kendi anayasasını referanduma götürebilirse, iyi bir propaganda ile kabul edilirse o zaman yeni bir anayasa olur. Bence o da 1982 Anayasası’nın başka bir versiyonu olur. Onunla da bir 30-40 sene uğraşırız.