Son Dakika

Japonya’yı vuran büyük deprem ve tsunaminin üzerinden dört aya yakın zaman geçti. Çifte afetin geride bıraktığı yaralar sarılmaya çalışılıyor, ancak Japon halkının önünde atlatması gereken zorlu bir süreç ve Başbakan Naoto Kan liderliğindeki hükümetin çözüm bulması gereken önemli sorunlar var.

Japonya, 11 Mart’ta yakın tarihinde kaydedilen en yıkıcı depremlerden biriyle sarsıldı. Kuzeydoğusundaki Sendai, Iwate ve Fukuşima başta olmak üzere; 9,0 büyüklüğündeki bu deprem, ülkenin hemen her yerinde güçlü bir şekilde hissedildi. Dünyanın depremlere en hazırlıklı ülkesinde asıl tahribatı ise, şiddetli sarsıntının dakikalar sonrasında Pasifik’ten gelen dev dalgalar yaptı. Aslında tsunamiye karşı da tedbirliydi Japonlar; zira kıyılarda dalga kıranlar ve metrelerce yükseklikte setler inşa edilmişti çok öncesinden. Fakat bu kadarını ne öngörebildiler ne de yapabilecekleri fazla birşey vardı. 3 ila 10 metrelik dev dalgalar, 15 km içerilere kadar birçok yerleşim yerini sulara gömdü. Fukuşima’da dalga boyunun 30 metrelere ulaştığı, günler sonra ortaya çıktı. O dev dalgalar, Daiçi Nükleer Santrali’nde büyük hasara yol açtı; dünya bundan böyle Fukuşima adını hiç unutmayacaktı.

Fukuşima’da son durum

Radyasyon yayarak aylarca korku saçan Fukuşima Santrali’nde şimdi soğutma ve arındırma çalışmaları birlikte yürüyor. İşletmeci kurum Tokyo Elektrik (TEPCO), nükleer yakıtı soğutmak için reaktörlere pompalanan, ancak sonrasında yüksek miktarda radyoaktif madde karışan suyu arındırmak üzere geçtiğimiz gün dört aşamalı bir mekanizmayı devreye soktu. Arızalar nedeniyle üç kez durdurulan sistem, şu an sorunsuz çalışıyor. Bu sayede reaktörlerin zemininde biriken 110 bin ton su, önce bu mekanizmadan geçirilerek radyasyondan arınacak; ardından da ısısı düşürülerek yine reaktörlere pompalanacak. Bu devir-daim esnasında kısmen eriyen çekirdekler soğutulabilecek. TEPCO, sistemin tam anlamıyla 17 Temmuz’dan itibaren netice vermesini bekliyor. Bununla birlikte yeni radyasyon salınımını önlemek için 1 numaralı reaktörü örtecek kafesin inşası da eş zamanlı olarak sürüyor. Fukuşima’daki nükleer tesisin yıl sonuna kadar kapatılması planında bir sapma olmadığı bildiriliyor.

Enerji arzı başlıca sorun

Bu arada, deprem ve tsunaminin vurduğu bölgelerde evlerini kaybedenlerin sığınaklardan alınarak geçici konutlara yerleştirilme süreci yavaş da olsa işliyor. Yaşlı ve çocuklu ailelere öncelik veriliyor. Fukuşima Nükleer Santrali’nin 20 km çevresindeki “yasak bölge”den tahliye edilenlerin çoğu da yakın yerleşim yerlerindeki otel ve pansiyonlar ile yerel yönetimlerin tahsis ettiği misafirhanelerde konaklıyor.

Kaybettiklerinin acısı taptaze ve hepsinin geleceğe umutla bakmak için istekleri bir: Eski, normal günlerine dönebilmek… Bunun uzunca bir zaman alacağı aşikar, zira bölgede enkaz kaldırma çalışmaları dahi yeterince hızlı ilerlemiyor. Henüz sona eren yağmur sezonu buna önemli bir engeldi. Şimdi de bir anda bastıran aşırı sıcaklar işleri zorlaştırıyor.

Peki ülkenin kuzeydoğusunda hal böyleyken, Tokyo’da neler yaşanıyor? Başkentte yaşayanların hayatı 11 Mart’tan sonra nasıl değişti; gündemleri, kaygıları ve beklentileri ne? Nükleer santraller konusundaki düşünceleri hangi yönde?

Japonya’da bulunan Euronews muhabiri Zeki Saatçi, bu soruları dünyanın en kalabalık nüfusa sahip şehirlerinden Tokyo’da sokaktaki vatandaşa sordu:

Toshiyuki Matsuoka (57, Nomura Finans’ta portföy yöneticisi)

“Öncelikle o bölgede yakınlarını ve sahip olduğu birçok şeyi kaybedenler için üzüldük elbette. Elimizden geldiğince destek olmaya çalıştık, çalışıyoruz. O gün Tokyo’da tren hatları işlemedi. Evlerine dönmek için otoyollarda ve raylar üzerinde kilometrelerce yürüyenler oldu. İlk şoku bizler çabuk atlattık. Başkentte ulaşım kısa bir süre sonra normale döndü. Sadece kuzey hattında çalışan hızlı trenlerin sayısında halen belirli bir kısıtlama söz konusu. Şimdi asıl sorun elektrik. İhtiyacın yüzde 25’ten fazlası nükleer santrallerden karşılanıyordu. Nükleer enerjiden vazgeçilmeli mi? Evet, ama alternatif kaynakları bulmadan değil. Bir anda vazgeçilmesi mantıksız, elektrik tasarrufu nedeniyle üretimde zaten ciddi bir azalma var. Şunu da belirtmek istiyorum ki; dış medyada bütün bir ülke yok oluyor gibi yansıtıldı. Bu doğru değil. Acıları içimize gömdük; hayat kaldığı yerden devam ediyor.”

Masakatsu Arakawa (36, Nippon Rentacar Bölge Müdürü):

“Deprem esnasında Kasukabe metro istasyonundaydım. Çok şiddetli bir sarsıntıydı, ayakta durmakta güçlük çekiyorduk. Takip eden birkaç gün işe gidip gelmekte zorlandık. Sık sık elektrik kesintileri oldu ve sürekli sallanıyorduk. Fakat, artık hayat normale döndü. Gündelik hayatımıza yansıyan başlıca sorun, zorunlu elektrik tasarrufu. Örneğin alışveriş merkezlerinde klimalar kısıtlı bir süre çalışıyor. Bazı yerlerde yürüyen merdivenler bile işlemiyor. Şirketlerde, kamu kurumlarında ve halka açık yerlerde elektrik kullanımı yeni yürürlüğe giren yasayla en az yüzde 15 oranında düşürülmek durumunda. Aksi taktirde cezai uygulamalar var. Nükleer enerjiye bağımlı hale gelmiş olmak bir sorun, şimdi bundan nasıl vazgeçileceğinin yolu aranıyor. Alternatif yollar bulup, nükleer santraller kapatılmalı. Bir de çalıştığım sektörle ilgili şunu ekleyebilirim. Tsunami yüzünden yüzbinlerce araç kullanılamaz hale geldi. Arabaya ihtiyaç duyan çok insan kiralama yoluna gitmek zorundaydı bu da bizim işlerimizi geçen yılki aynı döneme göre yüzde 20 civarında artırdı. Talebi karşılamak için ikinci el araçları filomuza katıp kiraya veriyoruz artık.“

“Gelecek nesiller için nükleer santrallere hayır”

Fukuşima’daki santralde tsunaminin yol açtığı hasar ve radyasyon sızıntısı, Çernobil faciasından 25 yıl sonra dünyaya bir kez daha nükleer santrallerin güvenliğini düşündürttü. Birçok ülkede düzenlenen protestolar, hükümetleri bu konuda köşeye sıkıştırdı. Almanya ve İsviçre nükleer enerjiden vazgeçen ülkelerden olurken, İtalya’da yapılan referandumda halk yüzde 90’lar civarında nükleer santrallere hayır dedi. Türkiye’de de yapımı için düğmeye basılan iki nükleer tesisin ne kadar güvenli olacağı halen tartışılıyor. Japonya’da halkın çoğunluğu alternatif kaynakların tercih edilmesi kanaatinde. Ebeveynler, çocuklarının geleceği için endişeli ve çok daha pahalıya patlamadan once, nükleer enerjiden vazgeçilmesi gerektiği görüşünü taşıyor. Tokyo’da yaşayan ev hanımı Miki Arakawa da onlardan biri:

“Sekiz aylık bir bebeğim var, en çok onun bakımı konusunda zorluk çektiğimi söyleyebilirim. Tokyo’daki marketlerde ilk üç ay boyunca bebek bezi, süt bulmak kolay olmadı. Stok yapmak da olmazdı çünkü sığınaklarda kalan bebeklerin daha çok ihtiyacı vardı ve sadece Tokyo değil her yerden bebek maması, bezi gibi malzemeler Sendai’ye gönderiliyordu. Ayrıca bebekli aileler için özellikle başkentte araba büyük ihtiyaç. Benzin sıkıntısı başgösterdiğinde bir yerden bir yere gitmekte sorun yaşadık. Kimi zaman geceleri sabaha kadar petrol istasyonlarında kuyruklar oldu. Bir de Tokyo’da şebeke suyuna radyasyon karıştığı uyarısı nedeniyle bebeğime yalnızca şişe suyu verdim. Banyo için ise fazla yapabilecek birşey yoktu, biraz endişeliydim ama daha sonraki ölçüm sonuçlarının düşük çıktığını öğrenince şehir suyuyla banyo da yaptırdım. O günlerde belediyeler çocuklu ailelerin kapılarına günlük iki litre şişe su dağıttı, ancak çok da yeterli değildi. Fukuşima’da yaşayan bebekli birçok ailenin güneydeki akrabalarının yanına gittiğini biliyorum. Osaka ve Okinaya gibi yerlerde bebekli aileler için ücretsiz misafirhaneler de tahsis edildi. Sebep olduğu bunca problem yüzünden nükleer santrallerin kapatılmasını isterdim, en azından gelecek nesiller için!”

“11 Mart Japonya için yeni bir milat”

Nagano’dan Tokyo’daki oğlunu ziyarete gelen 80 yaşındaki ismi Kesaye olan emekli bir kadın, 11 Mart tarihinin Japonya için bir milat olduğunu düşünüyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında 17 yaşında olan kadın Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarını dün gibi hatırlıyor. 11 Mart ile ilgili sorumuz yaşlı kadını savaş günlerine götürüyor:

“Bu acı olaylar hepimizi derinden sarstı. 7’den 70’e herkes birşeyler yapmak istiyor. Gücüm yetse ben de isterim. Savaş sırasında Tokyo’dan ayrılıp Nagano’ya taşınmıştık. Erkekler cepheye gitmişti, o zaman ben tren istasyonunda çalışmaya başladım. Savaş bittiğinde babamın yüzü kapkara ve elinde boş sefer tasıyla eve dönüşünü unutamam. Sonra herkes birşeyler yapabilmek için yarış halindeydi. Yine de öyle, ama şimdi işsizlik çok fazla. İşi gücü olmayan çok kişi devletten yardım alıyor. Tabi eli kolu bağlı olunca da insanın şevki kırılıyor.”

Artçı şoklar Tokyo hükümetini sallıyor

Diğer yandan, Japonya’da büyük depremin artçı şokları sürerken hükümette de taşları yerinden oynatıyor. Başbakan Naoto Kan liderliğindeki Japonya Demokratik Partisi (JDP) iktidarı, kriz yönetimi konusunda ağır eleştirilere maruz kalıyor. Deprem, tsunami ve nükleer krizin ülkeye maliyeti 10 trilyon yen (Yaklaşık 85 milyar Euro) olarak tahmin ediliyor. Hükümet, bölgede yeniden yapılanma ile afetzedelere yardım için bunun onda birine denk gelen bir kaynak arayışında. Çareyi vergi artışında bulan Kan iktidarına muhalefetin yanı sıra parti içinden de bir direniş söz konusu. Japon Başbakan, ülkede geleneği bozmayarak, yakın zamanda istifa edebileceği sinyalini verdi, ancak bunu ikinci ek bütçe tasarısının ulusal parlamentodan (Diet) geçmesi şartına bağladı. Vergi artışına sıcak bakmayan anamuhalefetteki Liberal Demokrat Partili (LDP) üyeler, başbakanın istifası için bastırıyor. Hükümet ise, gelir vergisi ya da kurumlar vergisinde 2015’e kadar yüzde beşlik bir artışı içeren bütçe taslağını bu ay ortalarında parlamentoya sunma hazırlığı içinde.

Büyük afetle birlikte kenetlenen Japon halkı, kendilerini yönetenlerden ülke sorunlarına hızla çözüm üretmesini bekliyor. 11 Mart’ın Japonya için gerçekten yeni bir milat mı yoksa daha zor günlerin habercisi mi olduğunu zaman gösterecek. Japonlar için hayat kaldığı yerden devam ediyor.

Zeki Saatçi, Tokyo