Son Dakika

Okunan haber:

Rumlar çözüm istemiyor, Erdoğan yumuşak bile konuştu


Türkiye

Rumlar çözüm istemiyor, Erdoğan yumuşak bile konuştu

Başbakan Erdoğan yeni hükümeti kurduktan sonra ilk yurtdışı gezisini Kuzey Kıbrıs’a gerçekleştirdi. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada Güney Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanlığı’nın Türkiye-AB ilişkilerini de donduracağına dikkat çekerek sert ifadelerle “Bıçak kemiğe dayandı, görüşmeler sonsuza dek devam edemez” dedi.İlk döneminde Avrupa Birliği ve Kıbrıs’ta çözüm adına önemli adımlar atan, büyük riskler alan Erdoğan’ın bu çıkışı Rum tarafında tepkiye neden oldu. Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu da “ültimatomu hatırlatan bu sözlere gerek yok, müzakereler cesaretlendirilmeli” dedi. Peki ama Türkiye Kıbrıs konusunda tutumunu niye değiştirdi ya da değiştirdi mi? Başbakanın açıklamaları ne anlama geliyor? Kıbrıs konusunda araştırmalar yürüten İstanbul Kültür Üniversitesi Global Politik Trendler Araştırma Merkezi Müdürü Doç.Dr. Mensur Akgün, Başbakan’ın ziyaretini Euronews için değerlendirdi.

Bora Bayraktar: Türkiye’nin, özellikle son birkaç gündür Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarına yansıyan tavrına baktığınızda, Kıbrıs politikasında temel bir değişiklik görüyor musunuz? Başbakan, Güzelyurt’un artık verilemeyeceğini söyledi. Annan Planı’ndan geri atılmış adımlar var gibi. Bu çıkışı neye bağlıyorsunuz?

Mensur Akgün: Doğrusunu isterseniz açıklamaları ilk duyduğumda ben de aynı şeyi düşünüyordum. Özellikle burada Kıbrıslı gazetecilere verdiği mülakatla, arkasından adaya gittiğinde söyledikleri bana Annan Planı’nın ilerisinde ifadeler gibi geldi. Gerisinde demeyelim. Adada ikinci gün yaptığı konuşmayı dinlediğimde aslında tam tersine Annan Planı’nın çerçevesi içinde hareket ettiğini anladım. Belki toprak paylaşımı konusunda söyledikleri gerçekçi. Türk tarafının şu anki şartlar içinde artık Güzelyurt’u bırakmasının imkanı yok. Bunu müzakere edenlerin, özellikle Rum tarafının bunu dikkate almaları gerekiyor. Ama onun dışında Erdoğan’ın söylediklerine baktığınız zaman, aslında her şey Birleşmiş Milletler parametrelerinin içersinde cereyan ediyor. İki devletten söz etti ama burada hala Annan Planı’nda olduğu gibi “kurucu iki devlet”ten söz etti. Bana kalırsa çok büyük fark yok. Temel fark, başbakanın sözleriyle, Türkiye “bu iş belli bir süre içerisinde çözülmezse ne olacak?” sorusunun cevabını verdi. Aslında bu da malumun ilanı. Şu açıdan, zaten AB dönem başkanlığına Kıbrıs Rum Yönetimi geçtiğinde Türkiye-AB ilişkileri fiilen askıya alınacaktı. Şimdi bunu Türkiye baştan ilan etti. “Eğer çözüm olmazsa 6 ay süresince ilişkilerimi askıya alacağım” dedi. Bu bize zarar verir mi? Vermez. Çünkü verilen zarar çoktan verilmiş. Şu an itibarıyla hiçbir başlıkta ilerleme sağlanacak gibi görünmüyor. Belki Danimarka dönem başkanlığında bir başlık açılabilir. Şu an bir gelişme olması ancak ve ancak AB içinde bir değişimin yaşanmasıyla oluşur. Bu da sadece klasik Fransa ve Almanya, yahut da Sarkozy-Merkel sorunu değil. Onun çok ötesine geçti. Avrupa kendi içinde derin bir kriz içinde. Bu sorunu çözmeye çalışıyor. Belki Euro bölgesi yıkılacak. Sarsılacak. Şu an İtalya’nın iflası gündemde. Yunanistan zaten iflas etti. Birçok devletin peşinden sürüklemesi söz konusu. Babacan’ın açıkladığı gibi bizi de etkileyebilecek durumda. Yüzde 50 malımızı oraya satıyoruz. Adamlar alamayacak olurlarsa bu ciddi bir şekilde Türkiye ekonomisini de etkiler. Bizim açımızdan kaybedecek bir durum yok. Karşı taraf açısından olabilir. Çünkü siyasi diyalog kesilecek. Bölgesel sorunlarda kesilecek. Türkiye NATO çerçevesinde daha sert bir tutum izleyecek. Bu dönem bu şekilde geçecek.

Euronews: Peki Rum tarafını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mensur Akgün: Tüm bu ısrara rağmen ben Rum tarafında çözüm iradesi olduğunu sanmıyorum. 19 görüşme daha yapılacak. Bunun sonucunda da belki bir uluslararası toplantı düzenlenecek ve taraflar masa etrafında oturup sorunları çözmeye çalışacaklar. Belki daha önce olduğu gibi BM Genel Sekreteri de masaya oturacak. Referanduma gidilecek bir mucize gerçekleşirse. Ben Rumların “evet” diyeceklerine, federal bir çözüme, Türklerle eşit statüye evet diyeceklerini zannetmiyorum. Bunun da pek çok göstergesi var. Rum tarafında en önemli kanaat önderi olan başpiskopos elektrik alımında bile “ben mumda yaşamaya, gaz lambasında yaşamaya razıyım” diye tepki gösterirse birarada yaşamaya nasıl tepki gösterir. Yani tüm bu faktörleri göz önünde bulundurmak gerek. Başmüzakereci Hristofyas’ın siyasi geleceği belirsiz. Koalisyonu dağılmak üzere. Müzakere metnini nasıl kabul ettirecek halkına. Sorunun çözümü konusunda karamsarım. Aslında ben Başbakan’ın daha sert sözler söyleyeceğini sanıyordum. Ama bence yumuşak bile konuştu. Şöyle diyebilirdi mesela “Ben bundan sonra iki devletli çözümün peşinde koşacağım, AB ile ilişkilerimi farklılaştıracağım, Rum kesimine büyükelçilik açmak için başvuruda bulunacağım. Burada iki devlet olduğunu dünyaya tescil ettireceğim” de diyebilirdi. Bunların hiçbirini söylemedi. Sadece “6 ay ilişkileri donduracağım” dedi. Daha farklı şeyler yapabileceğinin sinyalini verdi.

Euronews: Ama Başbakan “Kıbrıs diye bir devlet yoktur” dedi ve Hristofyas bu açıklamaları “kabul edilemez” diye nitelendirdi?

Mensur Akgün: Herhalde bunu metaforik olarak söyledi Başbakan. Çünkü Kıbrıs diye bir devlet var. Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıyor. Tanımadığımız 1964’ten beri bunun yönetimini tek başına yürüten Kıbrıslı Rumların tüm adada egemenliğidir. Bu sadece siyasi bir tavır alıştır. Hukuki bir anlamı yoktur. Bizim tanımadığımız, dünyanın da tanımaması gereken Rumların egemenliğidir. Altı maddelik ek protokol sırasındaki deklarasyonla da Rum Kesimi’nin kendi kontrol ettiği topraklardaki egemenlik iddiasını tanıdık. Başbakanın demek istediği budur.

Euronews: Sizin başında bulunduğunuz merkezde Kıbrıs konusunda ciddi çalışmalar yapıldı. Artık adadaki liderlerle kişisel diyaloglarınız var. Baktığınızda iki tarafta da 2004 referandumu öncesi pozisyonlara dönüş mü var? O süreç tamamen devre dışı mı kaldı? Başbakan’a yönelik “Erdoğan Denktaş gibi konuşmaya başladı” yönünde eleştiriler var. Gerçekten durum bu mu?

Mensur Akgün: Zannetmiyorum. Bir defa Denktaş çözüme hiçbir şekilde inanmıyordu. Başbakan çözüme inandığını bugünkü konuşmasında da gösterdi. Vermiş olduğu tüm referanslar BM parametrelerine uygun olan referanslardı. O literatürden aldığı kavramlardı. Serdar Denktaş da “Erdoğan babama benzedi” demişti. Bir ölçüde değişim yaşanıyor. Eski KKTC Cumhurbaşkanı Talat da Denktaş’a yaklaştı. Ama aradaki fark şu: Denktaş çözüm olmasın diye eline geleni yaptı. Erdoğan ise çözüm olsun diye elinden geleni yapıyor. Asıl sorun karşı tarafın çözümsüzlüğü çözüm olarak görmesinin önüne geçmektir. Başbakan bu durumun ilelebet süremeyeceğini vurguluyor. Başta ilişkileri askıya almaktan söz ediyor ama arkasının da gelebileceğini işaret ediyor. Diplomaside her şeyi de söyleyemiyorsunuz. Çünkü daha fazla tepki alıyorsunuz. Daha sert bir açıklama olsa Hristofyas tüm görüşmeleri keser ve bunu bahane ederdi. “Türkler görüşmek istemiyor” derdi ve bunu uluslararası topluma yutturabilirdi.

Durum 2004 ten farklı. O dönemde bir defa hem Türk kesimi hem Rum kesimi açısından bir AB perspektifi vardı. Türklerin büyük bir kısmı, evinden çıkmayı bile göze alan Türkler, AB’yi kafalarında büyütmüşlerdi. Olduğundan büyük görüyorlardı. Bugün ise iki önemli şey var biri AB krizi bu bakış açısını çok ciddi etkileyecektir. AB ‘den beklentiler gerçekleşmedi. Doğrudan ticaret tüzüğü geçmedi, izolasyonlar konusunda vermiş olduğu sözleri yerine getirmedi. Türkler açısından AB kredisini yitirdi. Rumlar için de öyle. Artık AB’nin içindeler ve AB motivasyonu yok. Kolay kolay böyle bir planı kabul edeceklerini sanmıyorum. Rumlar ne kadar kriz içinde olsa da kendilerini daha zengin görüyorlar ki öyleler. “Eğer Türklerle birleşecek olursak bunun parasını biz ödeyeceğiz” diyorlar Bu da ciddi bir kuşku unsuru. Mülkiyet rejiminin nasıl düzenleneceğine de bağlı. Toprakların yüzde 80’e yakını Rumlara ait. Tamamını alamayacaklar. Bir tazminat alacaklar. Tüm bunlar karşı tarafın bakış açısını belirleyecek. O yüzden ben çözüm açısından karamsarım. Kamuoyu yoklamalarında gençler Türklerle yaşamak istemiyorlar. Rum tarafında artık federasyondan ziyade konfederasyonu soran insanlar var. Bu henüz yüksek sesle dillendirilmiyor ama federasyonun işlemeyeceğini düşünenlerin sayısı artıyor. Ortadaki sinerji şu an tartışılan çözüm planı açısından bizi olumlu bir sonuca götürmüyor.

Euronews: BU tabloda şu söylenebilir mi? Ekonomisi yükselen Türkiye’nin eli güçlendi şimdi geçmişteki tavizlerden kurtarıp daha güçlü masaya oturmak istiyor.

Mensur Akgün: İlk dinlediğim zaman böyle düşündüm. Ama Başbakan’ın adadaki konuşmasını dinlerken bu mesajı almadım. Dayatma peşinde değil. Çözüme dönük konuştuğunu düşünüyorum. Söyledikleri “ben karşınızda daha güçlüyüm, istediğim olmazsa çözüme yanaşmam” mantığı içermiyordu. Bir tehdit unsuru içermiyor. Tek mesele AB ile ilişkileri dondurmak. Türkiye gerçekten kendine çok güvenli bir ülke haline geldi. Bunun 10 yıl, 20 yıl hatta 6-7 yıl öncesinin Türkiye’si değil. Gerçekten önemli bir ülke, etkisi çok hissediliyor. Tüm Ortadoğu’da, Avrupa’da pek çok sorunun çözülmesinde Türkiye önemli bir rol oynuyor. Bu, Türkiye’nin kendi sorunları olmadığı, her şeyin ekonomini güllük gülistanlık olduğu anlamına gelmiyor. Ama göreceli olarak baktığınızda eskiyle kıyaslanmayacak kadar, Annan süreci ile kıyaslanmayacak kadar önemli bir ülke haline geldi. Demokrasi iyi ya da kötü konsolide edildi. Kimse Ayışığı ya da Sarıkız planları yapmıyor Kıbrıs meselesi dolayısıyla. Tüm bunlar Türkiye’nin eline güçlendiren etkenler. Hem Rum Kesimi hem AB ve diğer aktörler Türkiye’nin mesajını iyi okurlar. Sert gibi görünse de söylenenler çok farklı değildi. Başbakan daha sert mesajlar verebilirdi ama sert bir tonda yumuşak şeyler söyledi.

Batı, Libya'da Kaddafi'li çözüm yolu arıyor

Libya

Batı, Libya'da Kaddafi'li çözüm yolu arıyor