Son Dakika

Okunan haber:

Avrupa Birliği'nin ekonomi patinajı


DÜNYA

Avrupa Birliği'nin ekonomi patinajı

Avrupa Birliği liderlerinin eski kıtada baş gösteren borç krizinin diğer Euro Bölgesi ülkelerine yayılmasını engelleme adına Yunanistan için kapsamlı bir yardım paketini kabul etmesi, Birliğin 60 yıllık tarihinde bir ilk oldu. AB’nin lokomotif güçleri Almanya ve Fransa’nın liderleri Nicolas Sarkozy-Angela Merkel ikilisi, 17 Euro Bölgesi ülkenin devlet ve hükümet başkanları zirvesinden bir gün önce bir araya gelerek, iflası beklenen Yunanistan için tarihi kararı aldı: “Yunanistan’a daha uzun vadeli ve daha düşük faizle kredi verilecek.”

Bu, nevi şahsına münhasır kurtarma paketi, Avrupa Birliği’nin değerlerini temelinden sarsmasa da kurulduğu günden bu yana yaşadığı en derin krizin faturasının hangi boyutlara ulaştığını gösteriyor. AB’nin ekonomi politikalarında büyük bir değişimin habercisi olan son durum, II. Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş döneminin başlaması ve 1951’de Avrupa Kömür Çelik Topluluğu’nun kurulmasıyla başlayan Avrupa Birliği bütünleşme sürecinde yeni bir döneme girildiğini açıkça ortaya koydu.

Euro Bölgesi dağılıyor mu sorularının akıllara geldiği sırada yeni dönemle ilgili haberi veren Sarkozy, yardım paketinin açıklanmasının ardından “Yunanistan krizini fırsat bilerek Euro Bölgesi’nde ortak ekonomi yönetiminde önemli bir hamle yapmak” hedefini ortaya koydu. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da “Çözüm olmazsa bunun sonuçları Avrupa’nın her köşesinde ve daha geniş bir alanda hissedilecektir.” diyerek krizin boyutunu işaret etti.

AB’nin Marshall Planı

Açıklanan kurtarma paketinin taslak kararında Yunanistan’da yatırım ve büyümenin sağlanması için “Marshall Planı” çağrısında bulunulması manidar. 1947 ve 1948 yıllarıda Birliğin temellerinin atılmasına giden yolda bazı önemli gelişmeler oldu. Çekoslavakya’da Sovyet darbesi, Sovyetler’in Berlin Ablukası, Komünist partilerin hükümet dışı kalması ve Marshall Planı. Bunlardan ekonomik anlamı olan Marshall Planı, II. Dünya Savaşı sonrası ABD’nin kendisine borçlu ülkeleri kalkındırmak amacıyla dört yıl boyunca başta o zamanki bölünmüş yapısıyla Federal Almanya olmak üzere Avrupa’nın 16 ülkesine yaptığı 10 Milyar Dolarlık yardım planıydı. Bu planla yeniden toparlanan bugünkü AB’nin ekonomi motorları Almanya ve Fransa, sonraki dönemde ABD hakimiyetine bir denge unsuru oluşturma mekanizması olarak Avrupa Birliği projesini geliştirdi. Avrupa ve Kömür ve Çelik Topluluğu’nun 1951’de kurulmasının da semeresini alan Federal Almanya, 1952 yılında savaş sonrası ilk defa ödemeler dengesi fazlası verdi.

Ekonomik olarak toparlanmaya başlayan Avrupa’da 9 Mayıs 1950’de Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın açıkladığı Schuman Deklarasyonu, Fransa ve Almanya’nın kömür-çelik üretiminin supranasyonel örgüt içinde birleşmesi ve daha ileri bir entegrasyon için yeni oluşumun diğer Avrupa devletlerine açılmasını öngörüyordu. Kömür ve çelik gibi sağlam temellere dayanarak oluşan Birliğin gelişim süreci de çok net olarak Neo-fonksiyonalistler tarafından ifade edildi. Buna göre ekonomide bir alanda başlayan uluslararası entegrasyon, spill-over (yayılma) etkisiyle diğer alanlara yayılarak ileride siyasi bütünleşmeye giden yolu açacaktı. Kurulmasından onyıllar sonra da Avrupa Birliği’nin siyasi yönünün zayıflığı, AB liderlerine yeni adımlar attırdı. 1987’de kabul edilen Tek Avrupa Senedi ve 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması, ekonomik parasal birlik ile ortak dış politika ve güvenlik politikalarını temel gündem maddesi yaptı. Siyasi bütünleşme konusunda yaşanan hızlı gelişme bugün ekonomik göstergeler ışığında donma noktasında geldi ve Birliğin ekonomik temellerinin tekrar sağlamlaştırılması politikasına dönüş yapıldı. Bu aynı zamanda Birliğin sosyal, siyasi ve kültürel entegrasyonu konusunda kafa yoran günümüzün Sosyal İnşacılar’ının kültür, kimlik çalışmalarının bir süre daha erteleneceği anlamına da geliyordu.

Birlik değerleri erozyona uğruyor

“Kopenhag Kriterleri” ile daha yakından tanıdığımız AB, çıkardığı direktiflerden ödün vermeyen bir çizgi takip etti yıllarca. AB’ye yeni üye kabulünde şart da koşulan Maastricht kriterlerine göre de üye ülkelerin bütçe açığının Gayrisafi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYH) yüzde 3’ünü geçmemesi gerekiyordu. Birliğe adaylık başvurusu yapan Türkiye gibi ülkelerin önünde dev gibi duran bu engel zamanla küçüldü ve geçerliliğini kaybetti. Son yaşanan ekonomik krizlerde bu oran İrlanda’da yüzde 32.4, Yunanistan’da yüzde 10,5 ve Portekiz’de yüzde 9.1’lere kadar çıktı. Türkiye ise bu oranı yüzde 3,6’ya kadar çekmeyi başardı.

Avrupa Birliği’nin olmazsa olmazlarının zamanla erozyona uğradığı günümüzde tıpkı 60 yıl önce olduğu gibi ekonomik temellerini güçlendirme politikalarını masaya yatıran Birliğin, önümüzdeki günlerde atacağı adımlar tarihi anlamlar taşıyacak. Sarkozy-Merkel ikilisi Euro Bölgesi için hazırlayacakları kritik önerileri de yıl sonundan önce paylaşmayı planlıyor. Neo-fonksiyonalistlerin ekonomik birliğin ardından siyasi birlik hayaliyse, AB karar organlarının ekonomiyi düzlüğe çıkarma adına atacakları adımlara bağlı görünüyor.