Son Dakika

Okunan haber:

Ordu Türkiye'deki değişimi henüz tam algılamadı


Türkiye

Ordu Türkiye'deki değişimi henüz tam algılamadı

Türkiye’nin gündeminde yine asker-sivil ilişkileri var. Genelkurmay Başkanı’nın görev süresi dolmadan emekliliğini istemesi, kuvvet komutanlarının da aynı anda emekli olmaları bir anda “neler oluyor?” gerginliği yaşatsa da hükümet sorunu birkaç saat içinde çözmesini bildi. Geçmişte böyle bir krizde darbe yapan generallerin bu kez demokratik bir yöntem olarak işgal ettikleri makamları terk etmesi Türkiye’de bazı şeylerin değişmekte olduğunu ortaya koyuyor.

Atilla Sandıklı asker kökenli bir akademisyen. Orduyu, yapısını çok iyi biliyor. Kurmuş olduğu Bilgesam Stratejik Araştırma Merkezi’nde asker-sivil ilişkilerinin demokratik bir zemine oturabilmesi için çalımalar yapıyor. Son yayınladığı Silahlı Kuvvetler ve Demokrasi raporu bu süreçte önemli bir metin olarak Türk kamuoyuna sunuldu. Doç. Dr. Sandıklı’ya göre yaşananlar demokrasi yolunda atılmış adımlar. Euronews’un sorularını yanıtlayan Sandıklı ordunun değişim gereğini henüz tam olarak algılayamadığını belirtiyor.

Bora Bayraktar – Türkiye geçtiğimi günlerde çok olağanüstü saatler yaşadı. Genelkurmay Başkanı görevi aniden bıraktı. Bunlar demokratikleşme ile mi ilgili yoksa kişisel iktidar mücadelesinin bir parçası mı? Nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Atilla Sandıklı – Bilgesam olarak Silahlı Kuvvetler ve Demokrasi adlı bir rapor yayınladık ve Demokratik ülkelerde silahlı kuvvetlerin rolü ve sivil otoriteyle ilişkisine dair konulara yer verdik. Burada dikkat edilmesi, vurgulanması gereken konu şudur: Asker-sivil ilişkilerindeki mevcut pozisyon sadece Türkiye’de olan bir problem değil diğer gelişmiş demokrasilerde de zaman zaman ortaya çıkan bir sorundur. Ama bunun hangi düzeyde olduğu farklılık göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde demokrasi daha geliştiği için bu konu daha ince noktalarda, demokrasinin ince noktalarında ortaya çıkıyor. Ama Türkiye’de temel demokrasi sorunu olarak ortaya çıkıyor. Çünkü Türkiye’de siyasi iktidar silahlı kuvvetler ilişkisi tam manasıyla yerine oturmuş değil. Bildiğiniz gibi süreç içinde silahlı kuvvetlerin çeşitli zamanlarda darbelerle iktidara el koyduğu, belli darbe girişimleri yaptığı, bunun yanında siyasi iktidara uyarıcı muhtıra niteliğindeki söylemlerini, çıkışlarını görüyoruz. Genel algı, silahlı kuvvetlerin geçmişten gelen özel bir anlayışı vardır: Silahlı kuvvetler siyasetin üzerindedir. Ordunun, siyaseti Atatürkçülük ve onun ilkelerinin gösterdiği doğrultuda olayları etkilemeye yönelik bir düşüncesi vardır. Demokrasi yerleştikçe ve derinleştikçe sorun başkalaşmaktadır. Özellikle AB sürecinden sonra demokrasi Türkiye’de hızlı biçimde yerleşmeye başlamıştır. Halkın belirlediği siyasi iktidarın üzerinde herhangi bir belirleyici unsurun olmaması gerektiği ortaya çıkmıştır. Bugün geldiğimiz noktada özellikle silahlı kuvvetlerin herhangi bir diğer devlet bürokrasisi üzerinde, siyasi iktidar üzerinde yönlendirici ve belirleyici faaliyet göstermemesi gerektiği anlaşılmıştır. Bunu kabul etmek kültürel bir durum olduğu için bu hemen değişebilecek değildir. Türkiye rahatsız olunan noktalarda darbe yapmaktan, muhtıra vermekten, ikaz etmekten, sert çıkış yapmak boyutlarından geldiğimiz nokta, bunu sessiz, hukuksal normlarda görüşmelerden istifaya geldi. Modern ordularda da böyledir. Siyasi iktidarla uyumlu çalışamayacağını hisseden üst seviyedeki komutanlar istifa ederler. Yerlerine siyasi iktidarla daha uyumlu çalışabilecek ve o ülkenin hedefleri doğrultusunda silahlı kuvvetlerin faaliyetlerini yönetebilecek komutanlar gelirler. Bu geniş açıklamadan sonra Türkiye’deki olaylar çok daha iyi anlaşılıyor. Dolayısıyla burada belli bir nokta vardı.

Silahlı kuvvetler, özellikle siyasi iktidar yargıya intikal etmiş, Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı gibi davalarla ilgili konularda, yargının belli kararlar alması noktasında siyasi iktidardan belli bir pozisyon almasını istiyor. Siyasi iktidar da şöyle diyor “demokrasilerde yürütme yargı erkleri farklı erklerdir. Dolayısıyla birbirlerine müdahale edemezler. Artık Türkiye’de böyle bir müdahale söz konusu olamaz. Durum böyle olunca da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Koşaner, ben de kendisini çok iyi tanırım bir komutan olduğu kadar da insancıl bir yapısı vardır. Dolayısıyla kendi mensuplarından önemli generallerin ve subay ve astsubayların tutuklu olması onu rahatsız ediyor. Bunu kaldırması da kolay değil. Bir de terfilerde belli istekleri talepleri söz konusuydu. Bunlar karşılanmayınca her demokratik ülkede olduğu gibi ön plana çıkan Genelkurmay Başkanı’nın görevden ayrılması oldu. Bir noktada bir tavır gibi görünse de bence demokraside önemli bir açılım. Siyasi iktidar ilk defa o çerçevede tepkisini göstermiştir. Başka bir açıdan baktığınızda siyasi iktidar belli bir yapılanmaya gidecektir. Bu noktada uyum sağlamayacağını anlayınca, çok iyimser bir bakış açısıyla, bu değişimin önünü açmak için bir girişim olarak da görebiliriz. Niyetleri tepki göstermek olsa da geldiği nokta siyasi iktidarın silahlı kuvvetlerin üst seviye komutanlarını belirlemesi açısından bir kapı açıldığını düşünüyorum.

Euronews: Bir de bahsettiğiniz Türk ordusunun yeniden yapılanması konusu var. Sovyet tehdidin ortadan kalkması, Ak Parti döneminde Türkiye’nin artık ticareti öne çıkaran bir ülke olması dolayısıyla kurumların yenilendiği, ordunun bundan geri kalmaması gerektiği belirtiliyor. Bu gelişmelerin bu süreçle ilgili olabilir mi?

Atilla Sandıklı: Bizim görüştüğümüz generallerin, uzmanların ortak görüşü şu: Silahlı kuvvetler ya bu değişimi, demokrasinin gerektiği gibi yapısal bir değişikliğe kendisi öncülük edecek. Türkiye’de demokrasinin gelişmesi ve yerleşmesi için çaba göstererek halkın gözünde saygınlığını kazanacak. Çünkü Türkiye’deki demokrasi algısı eskisi gibi değil. Türkiye’de demokrasinin yerleşmesine öncülük ederek halk tarafından daha benimsenen bir hale gelecek. Ya da bu değişiklikleri zorunlu olarak, çeşitli vesilelerle gerçekleştirecek ama bu durumda da yıpranmış olacak. Silahlı Kuvvetler bu değişim gereğini henüz yeterince algılamış değil. Bunu algılayıp değişimin öncülüğünü yapsa, bugünkü yıpranmış, yıpratılmak istenen görünümünden kurtulur ve yine eskisi gibi halkın gözbebeği olan bir kurum haline gelebilir. Tabi kültürlerde bu tür değişimler hemen olmuyor. Ama süreç içinde bu değişim kendini gösteriyor, son olayda olduğu gibi. Siyasi iktidar, bu değişimin içinde söz sahibi olmak istiyor, haklı olarak fikirlerinin dikkate alınmasını istiyor. Bu demokratik açıdan baktığınızda doğru bir davranıştır. Çünkü bütün yürütmeden sorumlu olan kimdir? Siyasi iktidardır. Terörle mücadele ya da silahlı kuvvetlerin diğer faaliyetlerinden dolayı halka hesap erecek olan kimdir? Siyasi iktidardır. Dolayısıyla başarılı olmak için diğer üst düzey bürokraside nasıl değişimler yapabiliyorsa Türk Silahlı Kuvvetleri’nde de söz sahibi olması gerekmektedir. Bununla birlikte burada dikkat edilmesi gereken bir konu daha var. O da her kurumun özerkliğinin muhafaza edilmesidir. Silahlı kuvetlerin de kendi iç dinamikleri ile gelişme göstermesi de çok önemlidir. Siyasi iktidarın tamamen silahlı kuvvetlerin kendi iç yapısını da tamamen eline geçirmesi de aynı şekilde demokrasi açısından kabul edilen bir durum değildir. Bu nedenle burada denge siyasi iktidarın üst seviyedeki komutanları kendine uyumlu olarak atama hakkının olmasıyla birlikte ordunun tamamen siyasi iktidarın eline geçmesi ve özerkliğini kaybedecek şekilde bir yapılanma içine girmemesidir diye düşünüyorum.

Euronews: Terörle mücadele konusunda ordunun durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Silvan’daki 14 askerin hayatını kaybettiği olayda hatalar olduğu ortaya çıktı.

Atilla Sandıklı: Silahlı kuvvetlerin çeşitli kademlerinde hatalar olabilir. Silvan’da b ortaya çıktı ve iki ordu mensubu görev değişikliği aldı, konu yargıya taşındı. Ana stratejide bazı noksanlar var. Onunla ilgili de bir kitap yayınladık. Terörle mücadele nasıl baştan küçümsenmiş, daha sonra güvenlik boyutuyla ele alınmış bunları inceledik. Son günlerde güvenlik boyutunun yanı sıra demokratik açılımın devreye sokulması işlerin rayına oturmakta olduğunu gösteriyor. Terörle mücadelenin çeşitli boyutlarda faaliyet göstermesi sevindirici. Ancak süreç içinde şu oldu. Türkiye bir yandan gerek Öcalan ile görüşmelerle gerek BDP ile siyasal zeminde yaptığı temaslarla, PKK’nın silah bırakmasıyla ilgili siyasal boyutla ilgili beklentileri arttırdı. Ancak bunlar yapılırken güvenlik boyutu ihmal edildi. Bu ihmal edilince, çatışma çıkarsa bu siyasi girişimler sekteye uğrar kaygısıyla hareket edilince örgüt üyeleri bazı bölgelere yerleşme imkanı buldu. Türkiye “mümkün olduğu kadar operasyon yapılmasın, çatışma olmasın, mümkün olduğu kadar terör örgütünü rahatsız edecek girimlerden kaçılsın, açılım süreci bundan zarar görmesin” diye düşündü. Böyle olunca terör örgütü inisiyatifi ele aldı. Terör eylemlerini istediği zaman arttırıyor, istediği zaman azaltıyor, kendi hedeflerine göre bunu kullanıyor. Bu açılım sürecinde yapılan önemli strateji hatalarından biridir. Biz terörle mücadeleyi dört boyutlu görüyoruz: Birincisi demokrasinin yerleşmesi ve derinleşmesi; iki sosyolojik ve sosyo-ekonomik boyut. Yani terörün beslendiği kaynakların kurutulması; Üçüncüsü güvenlik boyutu ve dördüncüsü uluslararası ilişkiler boyutudur. Bunları bir senkronizasyon içinde uygulamanız gerekmektedir. Bu dördünden hangi birini eksik yaparsanız başarılı olamazsınız. Açılım sürecinde Silahlı Kuvvetler o noktada arazi operasyonlarını yapamadı ve özellikle kırsal kesimde terör örgütü rahat hareket etti ve istediği zaman olayları tırmandırabildi. Güvenlik boyutu en az meskun mahal kadar kırsal bölgelerde de yürütülmelidir.

Euronews: Türk ordusunun profesyonelleşmesi bu sorunların giderilmesinde bir çare olabilir mi?

Atilla Sandıklı: Profesyonelleşme önemli noktalardan biri. Demokratikleşme konusu ile de yakından ilgili. Bu konuda da Bilgesam olarak raporumuz yayınlanmıştır. Burada hem terörle mücadelede daha etkin hareket edilmesi hem Türkiye’nin demokratikleşmesi hem de Türk Silahlı Kuvvetlerin gerçek vazifesini yapması için süratle bu yapıya geçilmesi faydalı olacaktır. Bu kapsamda son günlerde polisle ilgili gündeme gelen konular var. Terörle mücadelede silahlı kuvvetlerin aslında sorumluluğu yoktur. Ordunun ana vazifesi yurtdışından gelebilecek tehditlere karşı tedbir almak ve bunları caydırmaktır. Terörle mücadeleyi normalde İçişleri Bakanlığı yürütür. İçişlerine bağlı hangi operasyonel unsurlar vardır: Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı polis teşkilatı ve jandarma. Jandarma asker kökenli olmasına rağmen içişlerine bağlıdır. Ancak geçmişte gerek polis gerek jandarma terörle mücadelede yeterli güce sahip olmadığını değerlendirerek, silahlı kuvvetler bu sorumluluğu üzerine almıştır. Şimdi polis, terörle mücadele için profesyonel timler almaya hazırlanmaktadır. Ayrıca sınır güvenliğinin de Avrupa Birliği normlarına uygun olarak ayrı bir güç tarafından yürütülmesi çağcıl devlet yapısının olmazsa olmaz şartlarıdır. Bunlar arttığı oranda silahlı kuvvetler de asli görevine dönebilecektir.

Bora Bayraktar, euronews

Çin'de şimdi de taklit IKEA çıktı

Çin

Çin'de şimdi de taklit IKEA çıktı