Son Dakika

Tunus’ta geçtiğimiz Aralık’ta bir seyyar satıcı kendini ateşe verdi. Hayatını kaybeden genç Tunuslu, Arap dünyasındaki diktatörlerin sonlarını getiren yangının da kıvılcımı oldu. Arap Baharı, estirdiği özgürlük ve demokrasi rüzgarlarıyla önce Tunus’u sonra da Mısır’ı salladı.

Mısır’da 2010’da düzenlenen genel seçimlerden iktidardaki Milli Demokrat Parti zaferle çıktı. Muhalefet seçimlerde yolsuzluk yapıldığını haykırdı. Ocak ayından itibaren Mısırlılar sokaklardaydı. ‘Reislerinin’ gitmesini, otokratik rejimin sona ermesini istiyorlardı. Üç haftalık protestolar Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in görevinden ayrılmasına yol açtı:

“Tanrı Mısır’ı ve halkını korusun. Sağlıcakla kalın.”

Bu demeç Hüsnü Mübarek’in halka son seslenişi oldu. Yıkılmaz sanılan 30 yıllık rejim bir anda çökmüştü. Reis’e mahkeme yolu gözüktü:

“Arap ülkelerinin en büyüklerinden birinin eski başkanını yargılıyoruz. Eski bir yönetici mahkeme salonunda ilk defa suçalamalarla yüzleşmek zorunda kalıyor.”

Gerçekten de bu eşi benzeri görülmemiş bir başarıydı. Hüsnü Mübarek ülkenin son 30 yılına damgasını vurmuştu. Batı ile sıkı ilişkiler kurmuş, 1973’teki Kippur savaşında İsrail’e karşı savaşmıştı.

Mısır Başkanı Enver Sedat’ın bir cinayete kurban gitmesi Mübarek’in başkan olmasını sağladı. İsrail-Filistin sorunundaki arabuluculuk rolünü üstlenerek kilit bir isim haline geldi.

Ilımlı tavrıysa Batı ile yakın ilişkiler kurmasında önemli rol oynadı. Arap dünyasının güçlü lideri Washington’un da başlıca müttefiki oldu. ABD’den gelen milyarlarca Dolar karşılığında Süveyş Kanalı’nı açık tutarak İsrail ile olan ilişkilerinde bir denge yakaladı. Aynı zamanda da muhafazakar ve dinci akımları kontrol altında tuttu.

30 yıllık yönetimi Mübarek’in çok güçlü ve zengin olmasını sağladı. Adı dünyanın en zenginleri arasında anıldı. Servetinin 70 milyar Dolar’a yaklaştığı tahmin ediliyor. Bu serveti nasıl elde etiğini ise şimdi yargı karşısında açıklaması gerekiyor.