Son Dakika

Okunan haber:

Türkiye müdahaleye hazırlanıyor


Türkiye

Türkiye müdahaleye hazırlanıyor

Türkiye’nin en önemli terör uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın Türkiye’nin terörle mücadelesinde gelen son noktayı Euronews’a değerlendirdi. Caşın, Norveç’i kana bulayan ırkçı örgütlerle “ruh ikizi” olarak gördüğü PKK’nın Türkiye’yi Libya benzeri bir iç savaşa sürüklemek istediğine dikkat çekti, Türkiye’nin uyguladığı demokratik açılım projesinin buna engel olacağına inandığını vurguladı. Caşın’a göre Türkiye uluslararası hukuktan aldığı güçle girişeceği operasyon ile sadece PKK’ya değil onu taşeron olarak kullanmak isteyen güçlere de mesaj verecek.

Bora Bayraktar: Sayın Caşın, Türkiye son bir ayda PKK saldırıları dolayısıyla 50’ye yakın kayıp verdi. Bu artan şiddet olayları karşısında Başbakan Erdoğan sert açıklamalar yaparak Ramazan ayı sonunda bir operasyonun sinyalini verdi. Siz durumu nasıl görüyorsunuz? Operasyon yakın mı? Hedef nedir?

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın: Son bir aydır PKK’nın ciddi saldırıları var. Bu eylemleri dikkat ederseniz genellikle riski düşük saldırı taktikleriyle, pusu, adam kaçırma gibi bölgedeki dağlık ve ormanlık zorlu coğrafyadan yararlanarak gerçekleştiriyorlar. Bunların amacı Türk halkında bezginliğe yol açmak kaydıyla şiddet ve sindirme harekatı olarak görünüyor. İşin aslına baktığınızda burada Türkiye’ye dönük dolaylı bir strateji uyguladıkları anlaşılıyor. Örgütün Kuzey Irak, Anadolu ve Avrupa kadrolarını birlikte düşünmek gerekiyor. Bütün bunlar bu üç merkez tarafından kurgulanmıştır. Terör örgütü PKK bugüne kadar iki savaştan nemalanmıştır. Birincisi 1980-1988 yılları arasındaki İran-Irak Savaşı diğeri ise 1991’deki Körfez Savaşı’dır. Burada oluşan güç boşluğundan yararlanmışlardır. PKK 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra genel olarak Ortadoğu coğrafyasını, zamanı ve mekanı iyi okuyarak dışarıdan aldığı impulse’ları mücadelesine taşımaya çalışmaktadır. PKK Arap sokağındaki değişim taleplerini, kitlesel eylemlerle, bu tür hareketlerle Türkiye’ye taşımak istemektedir. BDP’nin yemin etmemesi, vergi vermeyeceği açıklaması, sözde demokratik özerklik ilanı bu çerçevede düşünülmelidir. Ayrı bayrak, ayrı parlamento talepleriyle self determinasyonu meşru kılmaya çalışmaktadırlar. Akademik boyutu ile Türkiye’de demokrasi kullanılarak planının yürütüldüğü, bu arada silahlı kadronun da dağda şiddete devam ettiği böylelikle Türk milletini ve orduyu bezdirip hükümetten AK Parti’den tavizler koparmaya çalıştıkları gözleniyor. Hatırlarsanız Başbakan Erdoğan 2005’te Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişte hata ve günahları olduğunu büyük olgunlukla ifade ederek “Kürt sorunu benim meselemdir” tespiti yaparak Kürt açılımı adı verilen demokratik süreci başlatmıştır. Ancak burada üçlü bir açmaz durumu vardır. Bir yanda Kandil diğer yanda Kırsal ve Öcalan farklı değerlendirmeler yapmaktadır. Son dönemde İran’ın da devreye girmesi ve Kandil’e saldırıları, PKK’ya kayıplar verdirmesi PKK’yı zora sokmuştur. Bu yüzden PKK’nın Türkiye’de bağımsız devlet kurmak için sıcak yaz aylarında harekatlarını arttırdığını görüyoruz. Türkiye 2007 yılında ABD’nin de desteğini alarak gerçekleştirdiği ileri harekatta örgüte büyük darbe vurdu. Yine bugünlerde Başbakanın Obama ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Clinton ile yaptığı müzakereler sonunda Türkiye’nin bir NATO üyesi ülke olarak ve BM’nin saygın bir üyesi olarak teröre karşı meşru müdafaa hakkını kullanmak durumunda olduğunu anlattı. Başbakanın üstüne basarak söylediği “bir ölür bin diriliriz” sözleri artık bu yeni yöntemin devreye gireceğini göstermektedir. Türkiye teröre karşı daha sert hareket edecek.

Euronews: Peki şunu sormak istiyorum. Acaba Türkiye açılım projesini ortaya koyduğunda kimlik politikalarını öne çıkarırken güvenlik konusunda yeterli önlemleri almadı mı? Şimdi açılımın demokratik boyutunun yanına acaba güvenlik boyutu mu ekleniyor?

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın: Bakın, son olaylar gösterdi ki demokratik ülkelerde terörle mücadele bir haktır. İngiltere’de yaşanan yağma olaylarından sonra İngiltere Başbakanı David Cameron’un bununla mücadele ederken uluslararası hukuka vurgu yapması bunun bir örneğidir. Neticede Türkiye yurt içinde kan dökülmesin diyerek meseleyi bir yerde barışçı yoldan çözmek istiyor. Bunun için çaba harcıyor. Başbakan Erdoğan, “PKK silah bırakıp teslim olmazsa Türkiye savunma hakkını kullanır” dedi. Ama PKK, diğer benzeri örgütler gibi silah bırakmayı temel pazarlık kozu olduğu için terk etmeyecek ve hükümetten daha fazla taviz koparmak için çözümsüzlük yöntemlerine başvuracak. Türkiye ise meseleye diyalog ve sevgiyle yaklaşarak, uluslararası hukuka uyarak hareket etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri meşru siyasal zemin içinde hukuka uygun olarak mücadele etmektedir. Bu insani bir yaklaşımdır. Askeri operasyonun amacı çözümsüzlük peşindeki, hayalci ve dış destekli mihrakların önüne geçmektir. Türkiye’nin hedefi Anadolu’da ortak toprak ve ortak kader bilincinin Türkler ve Kürtler tarafından paylaşılmasıdır. Türkler ve Kürtler bu coğrafyada birlikte olmalıdırlar. PKK’nın gayesi bu iki halk arasındaki bölünmeyi şiddet ve kan ile derinleştirmektir. Siz her seferinde bu saldırılara karşı aynı şekilde karşılık verirseniz bu bölünme derinleşir. O nedenle şu an yapılan, sabırla hareket edilmesi yararlıdır. Terörle mücadele çok yönlü bir fenomendir. Psikolojik, sosyolojik boyutları vardır. Bir gencin eline silah almadan, dağa çıkmadan bunun önüne geçilmesidir. Türkiye bugüne kadar önleyici müdahaleden yana tavır koydu. Bu bir yerlerde aksadı ise sosyolojik ve ekonomik sebeplerini bulup demokratik yönden çözülmelidir. Eğer Türkiye barış ve diyalog yolunu terk etseydi Türkiye çoktan iç savaşa sürüklenirdi. Bugünkü sabırlı duruş doğru bir duruştur. Terörle mücadele çok zor bir hadisedir. İrlanda ve İtalya’ya baktığımızda bunun uzun soluklu olduğunu biliriz. Eski ABD Başkanı Bush da bunu söylemişti. Bugün bölgede olanları dünyadaki konjonktür ışığında görüp değerlendirmeliyiz. Suriye, İran ve Irak’ta yaşananlar Ortadoğu’nun şiddet yoluyla şekillendirilmeye çalışıldığını gösteriyor. Burada ABD’nin asıl yapması gereken Türkiye’ye demokratik yoldan destek vermektir. Çünkü istikrarsız bir Türkiye Balkanlar’da ve Ortadoğu’da Avrupa için daha zararlı olacaktır.

Euronews: İran konusuna değindiniz. İran son dönemde Murat Karayılan’ın yakalandığı açıklamasıyla öne çıktı. Haberin doğru olup olmadığı netleşemedi. İran neden böyle bir çıkış yaptı?

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın: İran 15 Temmuz’dan beri Kandil Dağı’nda harekatını sürdürüyor. Ben İran’ın açılımlarının Suriye ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Bir anlamda Türkiye’ye “Ben Suriye’nin yayındayım. Siz uluslararası müdahaleye kapı açmayın” demek istiyor. ABD ve Avrupa Suriye’ye insani müdahale yapılabilir mi diye düşünüyor. Burada en önemli, kilit ülke Türkiye. Bu İran için çok önemli. Çünkü Rusya’nın NATO Büyükelçisi Dmitri Rogozin “Eğer NATO Suriye’yi vurursa ikinci hedef İran’dır” dedi. ABD ve İsrail’in İran’a saldırı senaryolarını biliyorsunuz. İkinci bir konu petrol boru hatlarıyla ilgili. İran, PKK ve PJAK’ın üzerine petrol boru hatlarının güvenliği için gidiyor. Bu operasyonlar doğalgaz boru hattının Irak ve Suriye üzerinden geçmesi için bir atılım olarak da değerlendirilebilir. İran bunu zaman zaman tek başına yapıyor. Türkiye’nin tepkisini alınca da büyükelçi Dışişlerine çağrıldı ve Tahran ile Ankara bu konuda diyaloglarını sürdürüyor.

Euronews: “PKK bölgesel bir denklemin önemli unsuru olmaya devam ediyor” diyorsunuz.

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın: Şu konuya da dikkatinizi çekmek isterim. Aslında PKK Norveç’i kana bulayan Avrupa’daki ırkçı muhafazakar terör örgütleriyle birlikte hareket eden bir örgüttür. O örgütlerin amacı Anadolu’nun ele geçirilmesidir. Bunun için Türkiye’yi, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratıp, bir iç savaş ortamı doğurarak dış müdahaleye açmak istemektedirler. PKK Libya benzeri bir senaryonun Türkiye’de yaşanması için adeta taşeron görevi üstlenmiştir.