Son Dakika

Okunan haber:

"Esir devlet" Filistin sorununu çözecek mi? -analiz


İsrail

"Esir devlet" Filistin sorununu çözecek mi? -analiz

Arap dünyasındaki ayaklanmalar kimilerine göre bölgenin çehresini kökten değiştiriyor. Ancak durum gerçekten böyle mi, tartışılır. Olayların gelişimine ve sonuçlarına daha soğukkanlı bakıldığında bölgeyi etkisi altına alan kasırgaların aslında sadece Batı’nın çıkarlarını koruyan diktatörleri yerinden ederken diktatörlükleri yerinde bıraktığı görülüyor. Tunus’ta yönetim değişti ama rejim aynen yerinde duruyor. Libya’da Kaddafi’yi NATO desteğinde devirirken yargısız infazlar yapan, insanlık suçları işleyen Libyalı muhaliflerden insan haklarına, hukukun üstünlüğüne saygılı demokratik bir yönetim kurmalarını beklemek akıllıca mı ayrı bir tartışma konusu. Mısır’da Mübarek gitti belki ama ordu yerli yerinde duruyor.

Bölgedeki olaylar kuşkusuz İsrail-Filistin sorununu da yakından ilgilendiriyor. Ama İsrail’in jeopolitik ve stratejik dengeleri açısından asıl üzerinde durulması gereken nokta, son 10 yıl içinde bölgeden Saddam Hüseyin tehdidin ortadan kalktığı Suriye’deki rejimin geleceğinin belirsizliğe sürüklendiğidir. Buna şimdi Amerikan Ordusu’nun Irak’tan çekilmesi eklenecek. Bir de İran’ın nükleer silahlar geliştirme konusundaki hızlı ilerleyişi hesaba katılmalıdır.

İsrail’İn kendi iç dengeleri açısından bakıldığında ise iyice sağa kaymış, bölgede fütursuzca hareket eden bir yapı karşımıza çıkıyor. Bu İsrail’i karşımıza çıkaran kuşkusuz Ariel Şaron’un ABD’nin 11 Eylül sonrası Afganistan ve Irak müdahalelerine rastlayan tek taraflılık politikalarıdır. Oslo Barış Süreci’ni tamamen devre dışı bırakan Şaron’un mirasını devralan İsrail hükümetleri, bugün ise Binyamin Netanyahu ve Avigdor Lieberman koalisyonu aynı çizgide ilerleyişini sürdürüyor. Müzakereleri tamamen bir kenara atan Tel Aviv yönetimi tek taraflı adımlarla çevresini şekillendirmeye çalışıyor.

Bunun Filistin tarafından aynı şekilde karşılık görmesi ise sürpriz değil. Filistin Yönetimi bu ay içinde Filistin Kurtuluş Örgütü’nün 1988’de Cezayir’de ilan ettiği bağımsızlık ilanının Birleşmiş Milletler tarafından da tanınması için harekete geçti. Karşısında müzakere edecek bir ortak bulamayan Abbas son kozlarını oynuyor. Tek taraflı adımlara tek taraflı adımlarla karşılık veriyor. Aslında Filistin’in bağımsızlık ilanı yıllardır pek çok ülke tarafından tanınmış durumda. Türkiye Cumhuriyeti de “Filistin’in Devlet olma hakkını” çok önceden beri tanıyan ülkelerden biri.

Filistin Yönetimi bu kez Genel Kurul’da Filistin’in başkenti Doğu Kudüs olan Batı Şeria ve Gazze’de 67 sınırlarında bir devlet olarak tanınmasını istiyor. Bir anlamda gelecekteki devleti kendi dilediği gibi uluslararası topluma kabul ettirmek, İsrail’e bunu dayatmak, yeni bir pazarlık kozu elde etmek istiyor. Filistin tarafına göre 122 ülke şu ana kadar bu oylamayı destekleyeceğini açıkladı. Elbette İsrail’in müttefiki Amerikan yönetimi tehditlerle, ikna ile bu sayının aşağıda kalmasına gayret ediyor. Karar Genel Kurul’da kabul edilse bile Güvenlik Konseyi’nde Amerikan vetosu yiyeceği açık.

Uluslararası politikanın hukuktan çok güç dengelerine, çıkarlara ve stratejik hesaplara dayandığını, hele hele Ortadoğu’da Mavi Marmara krizinden sonra yazılan Palmer Raporu’yla bir kez daha gördükten sonra Birleşmiş Milletler’in alacağı kararın bu kadar fırtınalar koparması şaşırmamak işten değil.

İsrail’in itirazları, diplomaside yeni sorunlar yaşamak istememesinden kaynaklanıyor. Geçmişte Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen 10 Kasım 1975 tarihli 3379 sayılı “Siyonizm ırkçılıktır” kararıyla mücadele eden ve 1991’de bunun geri çekilmesini(geri çekilen tek BM kararıdır) sağlayan İsrail diplomasisi yeni cephelerde enerji kaybetmek istemiyor. Filistin’in talebinin kabul edilmesi, İsrail’in başına Batı Şeria ve Gazze’deki işgale yönelik, hepsinden önemlisi Doğu Kudüs’ün “Yahudilerin ebedi ve ezeli başkenti” olarak kabul edilmesine dair pek çok dert açacak. Karar, barış sürecinde “iki devletli çözüm” adı altında Filistin tarafına küçük egemenlik alanları bırakmayı düşünen, Doğu Kudüs’ü ilhak etmeyi planlayan İsrail’in işini de zorlaştıracak.

İsrail böyle bir kararın, İran, Suriye gibi ülkelerin yanı sıra Mavi Marmara olayında açık denizde 8 vatandaşını katlederek epeyce kızdırdığı Türkiye’nin, ellerine geçen bu yeni diplomatik aracı kendi aleyhine iyi kullanacağını hesaplıyor. Bunun için de kararı durdurmak için büyük gürültü koparıyor.

İsrail’in bir başka endişesi bu kararın tanınmasının ardından bölgede “Üçüncü İntifada’nın” başlaması. Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimciler, Filistin’de yeni bir isyan dalgasının başlamasına karşı hazırlık yapıyor. BM’nin olası bir tanıma kararından sonra Filistinlilerin dizginlerinden boşalmışçasına saldırıya geçmesinden korkuyor. İsrail yönetimi de bu korkuları pompalamaktan geri durmuyor. Bu endişelerin yersiz olup olmadığını söylemek için ise erken.

Filistin tarafının bu tanınmadan İsrail’i masaya oturmaya zorlamak dışında kazanacağı çok fazla bir şey olduğunu söylemek zor. Barış araştırmacılarının “ulus devletin doğasının barışa uygun olup olmadığı” felsefi sorusunu tartıştıkları bir dönemde, fiilen işgal altında bir “esir devlet” olarak tanınmak Filistinlilerin hayatlarını ne kadar kolaylaştıracak? Üzerinde en çok düşünülmesi gereken konu bu belki de.

Filistinlilerin İsrail’e zeytin dalı uzatarak “iki devletli çözüme” inandıkları yıllar artık geride kaldı. Onlar ortaya koydukları, kan ve gözyaşı üzerinde yükselen zorlu mücadeleleriyle tüm dünyayı bu çözüme inandırdı. Ama artık kendileri bu inancı kaybetmiş görünüyor. Artık bölgede Araplar arasında konuşulan tek devletli, demokratik bir çözüm. Ancak bu, bugünkü haliyle İsrail Devleti’nin sonu demek. Bu da yeni bir çatışmanın kapıda olduğunu gösteriyor. Filistin tarafının kendi içindeki bölünmüşlük de bu çetrefilli sorunu iyice içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.

İsrail-Filistin sorununda taraflar, “çözümü zor çatışmadan” “çözümü zor barış sürecine” geçiş yaptı ve bu iki dönemi de geride bıraktı. Şimdi taraflar tek taraflı adımlarla birbirlerini zorlamaya çalışıyor. Birleşmiş Milletler’deki oylama bir anlamda İsrail’in restine Filistin tarafının çektiği karşı rest. Sonuçta nihai kararı aslında çözümün anahtarını da elinde tutan küresel güçler verecek.