Son Dakika

Okunan haber:

Avrupa'da söz tekrar millette


Fransa

Avrupa'da söz tekrar millette

Grev ve protestolarıyla ünlü Fransa haftaya yine gösterilerle başladı. Fakat kemer sıkma politikalarını protesto etmek için sendikaların yaptığı çağrıya halk şaşırtıcı bir şekilde fazla rağbet göstermedi. Oysa geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen Sosyalist Parti’nin cumhurbaşkanlığı aday adayı seçimine katılanların sayısı 2.5 milyonu aştı.

Bu durum akıllara şu soruyu getirdi. Fransızlar isteklerini artık sandıkta mı belirtiyorlardı? Soru henüz yanıt bulabilmiş değil. Fakat seçime yoğun ilgi halkın politikacılara artık güvenmediğini net bir şekilde gösteriyor. Martine Aubry ve François Hollande da dünkü tartışma programında bu durumun farkında olduklarını açıkca gösterdi:

“Halk seçmek istiyor. Kararında etki altında kalmak istemiyor. Ben ön seçimlerin bu şekilde olmasını istedim. Çünkü biz kendi aramızda anlaşacaksak Fransızlara danışmanın hiçbir faydası olmaz.”

“1 milyon kişi bekliyorduk, iki milyon 700 bin kişi geldi. Oylarını sorumlu ve heyecanlı bir şekilde verdiler. Biz de onların beklentilerini karşılamak zorundayız.”

Fransız sosyalistlerinin düzenledikleri ön seçimlerse Avrupa’da bir ilk değil. 2005’te İtalyan soluyla başlayan bu etkinlik yaşlı kıtada bir gelenek haline geldi. İtalyan solu bu durumu, toplumun istek ve ihtiyaçlarından uzaklaşan siyasetçilerin politikadan silinmesi olarak yorumladı.

İspanya’da geçtiğimiz mayısta gençlerin düzenlediği protestoların da kaynağında politikacılara duyulan öfke yatıyordu. İki kutuplu sistemden ve yolsuzluklardan bıkan halk öfkesini sokaklarda haykırdı. Araştırmalar İspanyolların yüzde 89’unun, Fransızların ise yüzde 83’ünün partilerin sadece kendi çıkarlarını koruduğunu düşündüğünü gösterdi.

Avrupa genelinde seçimlere halkın yoğun ilgisi katılımcı demokrasinin yükselişe geçtiğinin bir işareti. Bakalım bu hareketlenme halkın politikaya küsmüş tarafının siyasetçilere tekrar güvenmesini sağlayabilecek mi?

Fransa’da Sosyalistler toplumdaki politik bıkkınlığı kırabilir mi?

Avrupa’da gerçekten büyük bir güven bunalımı olduğunu görüyoruz: genelde insanlar politik partilere güven duymuyor. Fransa’daki Sosyalistler’in ön seçimleri gibi seçimler, seçmenler ve politikacılar arasındaki köprüyü yeniden kurabilir mi? Sorularımıza Paris’ten Politik Bilimler konusunda araştırmacı Daniel Boy yanıt verdi.

Sandrine Veyrat-Delorme, euronews:

Adaylar arasındaki üçüncü ve son münazaradan sonra gördük ki Fransa’da Sosyalistlerin ön seçimleri gayet başarılı bir tablo sergiliyor. Sizce neden?

Daniel Boy:

Fransa’daki politik partiler toplumun çoğu kesimini temsil etmiyor. Politik parti üyeleri Fransa’da halkın yüzde 1’ini, 2’sini geçmez. Bu gerçekten düşük bir yüzde. Fransa’da çok önemli olan başkanlık seçimi için parti üyeleri tarafından aday gösterilen bir kişi, partiden başka birisinin seçilebilme ihtimalini düşünmüyor.

Ön seçimler Amerika’daki eski klasik sistemden esinlenilerek uygulanıyor. Sanırım Fransızlar Obama ile Hillary Clinton arasındaki ön seçimlerden etkilenmişler. Bu da insanlara başka bir yoldan düşünmeleri imkanını veriyor. Bu demek ki sadece resmi seçim gününde değil, ondan önceki ön seçimlerde de farklı isimler arasından kendi adayınızı seçebilirsiniz. Bence bu sistem kendi partisinin başkan adayını seçmeye giden solcu Fransızlar tarafından heyecanla karşılandı. Sonucunda bu daha fazla demokratik bir süreç sağlıyor.

Veyrat-Delorme, euronews:

Sadece Fransa değil, tüm Avrupa toplumu derin bir krize giriyor. Sizce bu tarz bir seçim insanları bir politik ideoloji sınıfı altında toplayabilir mi?

Daniel Boy:

Bir sınıf altında toplamak belki çok iddialı olabilir. Çünkü gerçekten biraraya gelmek demek bence topluma gerektiği kadar yakınlaşabilecek yetenekte insanları gerektirir. Şu açık ki Avrupalıların da istediği bu. Onlara yakın, problemsiz ve yolsuzluk yapmayan bir lider…Ancak böyle bir lider bizi bir numaralı problemimizden kurtarabilir: mali, ekonomik kriz. Bence şu an o noktada değiliz. Bence o mucize isimleri henüz bulamadık. Politik değişikliklerin çok hızlı gerçekleştiğini görüyoruz. Bir kişi bir gün bir tarafı tutuyor, öbür gün başka bir tarafı. Bu da gerçek bir çözüm getirmiyor. Yani maalesef ki politikacılar için tek çözüm Avrupa ülkelerinde ekonomik ve mali durumun düzelmesidir.

Veyrat-Delorme, euronews:

Sizce Fransa’nın sol kesimi bu düşünce ile popüler oylara karşı savaşıp, insanların aşırı sağcı Ulusal Ön Cephe’ye oy vermelerini engelleyebilir mi?

Daniel Boy:

Açıkçası bunun seçmenin Ulusal Ön Cephe’ye oy vermesini engelleyebileceğinden şüpheliyim. Burada soru şu: ne kadar tatmin olmamış, mutsuz insan var, yüzde kaç? Bu yüzdede bir kitle, aşırı sağcı bir adayın ikinci tura kalabildiği 2002 yılı seçimlerindeki gibi, bu başkanlık seçiminin de ilk turunda bir değişiklik yaratabilir mi? Bunu şu an bilmiyoruz. Biliyorsunuz popülizm dedikodulardan, intikamdan beslenir, kamuoyu önünde ruhsuz bir çekişmeden değil. Yani kendini dışlanmış hisseden ve politikaya kızgın olan kısmın siyasi çekişmelere müdahil olma konusunda ne kadar istekli olduklarından şüpheliyim. Belki bu çok karamsar bir düşünce, ancak bu faktörün Avrupa ve Fransa’da izlenen popülizmin belirsizliğini değiştirebileceğine inanmıyorum.