Son Dakika

Okunan haber:

Son AB zirvesi ne getirdi?


EKONOMİ

Son AB zirvesi ne getirdi?

Avrupa Birliği liderleri, ya da aslında Angela Merkel ve Nicolas Sarkozy yani şimdilerin gözde ifadesiyle “Merkozy”, sonunda borç kriziyle mücadele için bir plan üzerinde anlaştı.

Peki son 21 ayda yapılan on dördüncü kriz zirvesinde üzerinde anlaşmaya varılan plan Euro Bölgesi’ni krizden çıkarmak için yeterli mi?

Zirve sonrasında yapılan değerlendirmeler kesinlikle yeterli olmadığı yönünde. Fakat piyasaların ilk tepkisi, artık zirve yapmaktan iş yapmaya fırsat bulamayan liderlerin nasıl olursa olsun bir şekilde somut bir plan ortaya koyabilmiş olduklarına sevindiklerinden mi yoksa bu planın uzun vadede neden olacağı sıkıntıları gözardı etmek istediklerinden mi gayet olumlu oldu.

Euronews’in internet sayfasında ayrıntılarına ulaşabileceğiniz plan çerçevesinde alınan önlemler başlıca dört başlık altında toplanabilir:

* Yunanistan’ın borçlarının düşürülmesi ve yeni bir paketin sağlanması * Kurtarma fonunun büyütülmesi * Bankaların sermaye yapılarının güçlendirilmesi * İtalya üzerindeki reform baskılarının arttırılması

Aslında çok da üst düzey bir ekonomi bilgisine sahip olmadan bunların altlarının o kadar da dolu olmadığı görülebilir. Zaten büyük bir kısmı içinde ayrıntıların önümüzdeki aylarda netleşeceği açıklandı. Tam bir ‘bonolar ihraç edilsin’, ‘borçlar düşürülsün’, ‘fonlar büyütülsün’ durumu. Bunları kimin nasıl yapacağı hala meçhul. Eğer söylendiği gibi kasım aralık aylarında bu ayrıntılar gelmezse piyasalarda savaş tamtamları yeniden yükselecektir.

Son tahlilde her şey planda söylendiği gibi yolunda gitse bile Çin’in ve Hindistan’ın döviz rezervlerinden ya da Norveç‘in petrol fonundan medet umarak nereye kadar gidilebilir ki? Evet belki Yunanistan’ı iflastan kurtarabilirsiniz ama şu anda daha hayati bir tehlike olan Euro’nun geleceğinin bu şekilde garantiye alınması zor görünüyor.
Bunu ancak bölgenin kendi dinamiklerini harekete geçirerek yapabilirsiniz ki bu plan şu anki haliyle bunun tam tersini yapıyor.

Aslında ne Yunanistan, ne İrlanda ne de Portekiz, Euro’nun sonu getirebilecek ülkeler. Evet çok ciddi şoklara neden olabildiklerini gördük, görüyoruz. Ama borç denizinde batsalar bile bölgenin abileri bu ülkeleri tutup sahile çıkarabilecek güçte. Çünkü bu ülkelerin her birinin kamu borcu 2010 yılı sonu itibariyle Euro Bölgesi’ndeki toplam kamu borcunun sadece yüzde ikisi kadardı. Almanya Başbakanı Angela Merkel de bunu bildiğinden şu ana kadar işleri ağırdan aldı. Belki de önümüzdeki seçimlerde muhtemelen koltuğunu kaybetmesine neden olacak bu ülkelerin, geçmişte yapmış olduğu hatalardan dolayı biraz burunlarının sürtülmesini istiyordu.

Fakat kriz İtalya’nın kapısına dayandığında işler gerçekten ciddiye bindi. Çünkü İtalya’nın ya da İspanya’nın iflası Euro Bölgesi’nin sonu demektir. Zira yine 2010 sonunda İspanya Euro Bölgesi’ndeki borçların tek başına yüzde 23’üne sahipken İtalya’nın oranı yüzde 25 idi.

Burada kaba bir matematik hesabı yapalabilir. Şu ana kadar borçları toplam borcun yüzde altısına denk gelen üç ülke için 270 milyar Euro’nun üzerinde kurtarma paketi hazırlandı. Bunun yetmediği anlaşılınca Yunanistan’a 150 milyar Euro’luk bir paket daha görüşülüyor. Şimdi her ne kadar ekonomik gerçeklerde yeri olmasa da bir fikir oluşturması açısından İtalya ve İspanya’nın borçlarıyla orantılandığında 1 trilyon Euro’luk bir kurtarma fonunun (buna kullanılacak kaldıraçlar da dahil) neden yetersiz olacağı anlaşılabilir. Bu, piyasalara biraz olsun güven aşılama adına büyük bir rakam olabilir ama gerçekten ihtiyaç olduğunda yetersiz kalacaktır ve o zaman da liderlerin fonu tekrar büyütmek istediklerinde başarılı olup olmayacağı büyük bir soru işareti olarak duruyor. Nouriel Roubini, örneğin, fonun en az 2 trilyon Euro olması gerektiğini söylüyor.

Gelelim düşme hattındaki iki ülkeye. İspanya 2010 yılında almaya başladığı önlemlerle kamu borcu riskini azaltsa da yüksek işsizlik ve ‘caja’ adı verilen bölgesel tasarruf bankalarındaki sıkıntılar nedeniyle tehlikeli sınırdan henüz uzaklaşmış değil. Fakat, İspanya konusunda önümüzdeki ay yapılacak erken seçimler sonrasında oluşacak tablodan sonra yorum yapmak daha sağlıklı olacaktır.

İtalya’nın ise artık sıradaki ülke olduğundan herkes emin gibi. Euro’nun abileri de bu ülkeyi kıyıya çıkaramayacaklarını bildiklerinden ancak kafasını suyun üstünde tutacak kadar destek verip kendi çabasıyla sahile ulaşmasını istiyor. Burada da tabi ilk telaffuz edilen şey kamu harcamalarının kısılıp vergilerin arttırılması. Her ne kadar Başbakan Silvio Berlusconi iki hafta önce 51inci defa güvenoyu alsa da iktidardaki gücünün her geçen gün daha da azaldığı bir gerçek. Bu şartlar altında istenen reformları gerçekleştirmesi bir hayli zor olacak. Merkozy ikilisiyse bunu bildiğinden her fırsatta bu noktada açıkça baskı uygulamaktan çekinmiyor.

Avrupalı liderlerin çarşamba gecesi yapılan zirvede yukarıda hızlıca üzerinden geçtiğim sıkıntılara acil bir çözüm üretme adına gözden kaçırdıkları ya da görmek istemedikleri (ki umarım ikinci seçenekteki gibidir yoksa durum gerçekten kötü demektir) noktaysa bütün bu sorunların uzun vadeli kalıcı çözümünün bölge ekonomilerini tekrar büyüme hattına oturtmak olduğu gerçeği.

Fakat plan şu anki haliyle, hükümet harcamalarının mümkün olan her kalemde kısıldığı bir dönemde kemerlerin daha fazla sıkılmasını isterken büyüme için belki de tek yol olan özel sektöre zaten bir hayli kısıtlı olarak sağlanan kredi kanallarının daha da kısılmasına yol açabilecek adımlar içeriyor. Uzmanlar; bankalardan Yunanistan’dan alacaklarının yarısını silmelerini istedikten sonra (zirve sırasında gece yarısı sonrası yapılan pazarlıklarda karşılığında ne vadedildiği merak konusu) buna ilaveten de sermaye yeterlilik oranlarını yükseltmelerini istemenin, reel sektörle arası bu aralar hiç de iyi olmayan bankacıları kanlı bıçaklı bir kavganın içerisine sürükleyebileceğine dikkat çekiyor.
Türk bankacıları ve denetçileri için yüzde dokuzluk sermaye oranı komik gelebilir ama yüzde altılık stres testlerinin Avrupalı bankacıları ne kadar strese soktuğunu unutmamak gerekiyor.

Sonuç olarak elimizde bir ülkenin geçmişteki şımarıklıklarının faturasını üstlenen, kaynaklarının dahi kesin olmadığı ve yeterince büyük olmayan bir fonu öngören; bankacılık sektöründen alacaklarından vazgeçip üstüne üstlük sermaye yükseltmesini isteyen; iktidar kelimesine yüklediği anlam genel geçer kabulden çok farklı olan bir başbakandan kemer sıkmasını bekleyen bir planla koltuğu sallanan dört lider bulunuyor.

Robert Lawrence Kuhn: "Çin'in desteği Avrupa'nın son şansı olabilir"

DÜNYA

Robert Lawrence Kuhn: "Çin'in desteği Avrupa'nın son şansı olabilir"