Son Dakika

"Yabancı isim modası, aşağılık kompleksini yansıtıyor"

Okunan haber:

"Yabancı isim modası, aşağılık kompleksini yansıtıyor"

Metin boyutu Aa Aa

Tarihte gittikleri yerleri hanlar, hamamlar, kervansaraylarla donatan Mimar Sinan’ın torunları şimdilerde gittikleri her yeri dev alışveriş merkezleriyle, moda adıyla AVM’lerle donatıyor.

Nüfusu 15 milyonu aşan mega şehir İstanbul adeta bir AVM cenneti. Her semtin birden fazla AVM’si, her AVM’nin binlerce müşterisi var.

AVM’ler sadece bir mekan değil prototip bir yaşam tarzı da sunuyor. Bir ailenin her bireyinin gününü geçirebileceği mutlaka birkaç kuruş para bırakacağı şekilde tasarlanan AVM’ler sadece İstanbul’da değil tüm gelişen Türk kentlerinde egemenliğini ilan etmişe benziyor.

İstanbul AVM ile ilk olarak 1988 yılında Ataköy’deki Galleria Alışveriş Merkezi’nin açılmasıyla tanıştı.
İstanbul Boğazı’nın girişinde, deniz kokusunun sindiği tarihi surların yanından seyreden sahil yolu üzerindeki bu alışveriş merkezi yeni bir iş merkezi olmanın ötesinde yeni kentli orta sınıf yaşam tarzının ilk habercisiydi.
Bugünkü dev AVM’lere kıyasla mütevazı denilebilecek Galleria yine bugünkü gibi ekonomik açıdan liberal, dünya görüşü olarak muhafazakar bir iktidar döneminin ürünüydü. Türk tüketicisi Turgut Özal’ın ANAP’ı ile dışa açılan Türkiye fast-food zincirleri, Amerikan markaları ve tarzıyla bu da Türk tüketicisiyle buluşuyordu.

Galleria’ya daha sonra yenileri eklendi. Ama AVM’ler AK Parti dönemindeki ekonomik büyümeye paralel olarak son 5 yılda büyük bir patlama yaptı. Farklı konseptlerle Türkiye’nin güçlenen orta sınıfının hizmetine girdi. Kimi ortasından geçen vadiyi anımsatan yapısıyla Kanyon oluverdi kimi metro istasyonunun üzerine kurulup “Metro” oldu. Her alışveriş merkezi içinde yer alan markalar, fiyat farklılıkları ve ürünlerle farklı toplum katmanlarına hitap eder oldu. Ama bazı Cafe zincirleri, kitapçıları günün moda deyimiyle AVM’leri senkronize etti, “eşzamanladı.”

“AVM’ler köy ağalarının gösterişli evlerini hatırlatıyor”

Marmara Üniversitesi’nden Doç.Dr. Şebnem Gülfidan, bu yapıların sayılarının hızla artmasının ekonomideki hareketlilikle ilgisi olduğu kadar sosyolojik bir yansıma olduğuna dikkat çekiyor. Gülfidan ünlü sosyolog Anthony Giddens’ın büyük binalarla ilgili sözlerini hatırlatıyor. Giddens’a göre büyük binalar “işadamlarının bu şehrin sahibi benim” ihtirasını, iş gücünü, finansal gücünü, zenginliği ortaya koyan yapılardır. AVM’lerin de inşa edenler açısından böyle bir işlevi var. Şebnem Hoca, “işte bu yüzden AVM’ler bana köy ağalarının gösterişli evlerini hatırlatıyor. Geçmişte ağaların evi en büyük ve süslü olanlardı. AVM’ler bu rolü üstlendi ve bazı işadamlarının gücünü vurgulama isteğinin yansıması oldu” diyor.

Bu sözlerde gerçeklik payı olduğu kuşkusuz. Çünkü İstanbul’da AVM’ler en basit ticari kurallar bir kenara itilerek yapılıyor. Öyle ki İstanbul’da yan yana inşa edilen kimileri bomboş dükkanlarla dolu olan AVM’ler yükseliyor.

Rezidans modası

AVM’lerin sunduğu yeni kentli yaşam tarzı sadece alışveriş odaklı değil. Türklerin yine bir AVM olan Akmerkez’le gelen bir de rezidans kültürü var artık.

Rezidans kelimesi, sekreterlik, otel ve resepsiyon hizmeti veren sitelere işaret ediyor. Çoğu zaman AVM’lerle iç içe kurulan rezidanslarda yaşayanlar günlük temizlik ihtiyacıyla, kuru temizleme, çamaşırhaneyle, alışveriş ile ilgilenmek zorunda kalmıyorlar.

İstanbul’un gözde semtlerinde rezidansların artık onlarcası boy gösteriyor. Ya görkemli binalar ya da değişik isimleri onlara kayıtsız kalmayı engelliyor.

Capacity, Flyinn, Neomarin, Antares, Airport, City’s, Arcadium, Blackout ya da Selway… Ekinoks Rezidans, Antakya Premium, Rixos Rezidans, Mira Rezidans ve daha niceleri.

Bunlar günlük hayatımızda giderek ağırlığı artan alışveriş merkezlerinden ya da rezidanslardan bazılarının isimleri.
Bu isimleri çoğu Türk vatandaşı telaffuz etmekte zorlansa da bu tarz yapılar ve isimleri Anadolu’da da giderek yaygınlaşıyor.
AVM’leri kuran ve işleten firma sahipleri “dikkat çekici, çarpıcı ve akılda kalıcı” isimlerin çok önemli olduğunu savunuyor. İsmin müşteri potansiyelini etkilediğini belirtiyor.

Ama müşteriler tercih nedenlerini isimden çok alışveriş merkezinin konumuna, kolay ulaşılabilirliğine ve fiyatlara göre belirliyor.

Hafif çelik binalar inşa eden Steellife firmasının Genel Müdürü, Mustafa Bülent Aydın, doğru yapıldığında AVM’lerin yeni cazibe merkezleri oluşturduğunu ve kalkınmaya katkı yaptığını belirtiyor. Verdiği örnek kendisinin de yapımında yer aldığı İstanbul-Gebze yolundaki Viaport Alışveriş Merkezi. “Viaport ilk yapıldığında çevresinde hiçbir yapılaşma yoktu. Bugün çevresinde evler, siteler var. Hatta bir otel inşa edildi. İkincisi de bitmek üzere. Doğru bir proje olursa AVM’ler şehir düzenlemesi için önemlidirler. Genellikle outlet konseptine uygun AVM’ler yerleşim yerlerinden uzak noktalardadır. İnsanlar buraya indirimli ürün almaya giderler. Uzaktan geldikleri için bir gün geçirmeye uygun bir altyapı olması gerekiyor. AVM budur. Yeni yerleşim yeri açarlar.”

Tabi İstanbul bunun olumlu olduğu kadar olumsuz örnekleriyle de dolu. Yan yana, çevre ve trafik düzenlenmesi düşünülmeden yapılan AVM’ler hem çevre esnafı bitiriyor hem de bölge sakinlerine hergün trafik çilesi çektiriyor. Aydın, “Bağdat Caddesi çevresindeki mağazalar, AVM’ler yüzünden cafeleşmeye döndü. Çünkü mağazalar AVM’lerle rekabet edemiyor” diyor. İstanbul’un Bakırköy ilçesinde kelimenin tam anlamıyla adım başı bir alışveriş merkezi var. Meydana doğru Town Center, ardından Carousel ve Capacity. Biraz daha yürürseniz sahilde Galleria.

Yabancı isim sevdası

Haftasonu tatilini bu alışveriş merkezlerinde geçirenlerle sohbetimizde isimlerin tercihlerle pek de ilgisi olmadığı hemen ortaya çıkıveriyor. Capacity alışveriş merkezinde konuştuğumuz insanların kimi evine yakın olduğu için kimi sevdiği cafe dolayısıyla kimi de sunulan seçenekler dolayısıyla burada olduğunu belirtiyor.

Peki ama bu yabancı isim sevdası niye?

Türkçe Sevdalıları Derneği Başkanı Uğur Kılıç’a göre bunun üç nedeni var. Birincisi özenti, ikincisi aşağılık kompleksi üçüncüsü ise ticari kaygılar. Kılıç’a göre Türklerin büyük bölümü, yabancı isimli ürünün daha kaliteli olacağına inanıyor ve bunu bir örnekle anlatıyor: “Bir arkadaşıma ait Yıldız adlı spor ayakkabıları fabrikası 5 yıl önce batma aşamasına gelmişti. Bir değişiklik yapalım dediler ve tamamıyla aynı ürünü ‘star’ ismiyle piyasaya sürdüler. Satışları üç kat arttı.”

İsimlerle ilgili yasal bir kısıtlama yok. Geçmişte Karaman milletvekili Mevlüt Akgün Türkçe’nin medyada ve ticarette doğru kullanımı ve için bir yasa önergesi sunmuştu. Ancak bununla ilgili bir somut bir karar çıkmadı.

Türkçe Sevdalıları yabancı isimlerin kullanılmasının azaltılması için çabalarını belediyeler üzerine yoğunlaştırmış durumda. Belediyelere, yabancı isimli şirketleri bulunan Türk müteşebbislere mektupla isim değişikliği çağrısı yapıyor. Türkçeye sahip çıkan, bununla ilgili yerel meclisten karar çıkaran belediyelere ödül veriyor.

Tarihte geçtiği yerlerin kültürünü özümseyerek kendine uyduran, Bizans’ın kubbelerini alıp bir Osmanlı markası haline getiren Sinan’ın torunları AVM’lere, hiç olmazsa isimlerine, kendi kültürünü katmayı başarabilecek mi bilinmez. Ama bilinen şu ki AVM’lerin dayattığı bu yeni yaşam tarzına direnmek çok güç.