Son Dakika

Okunan haber:

Türkiye Suriye'yi vuracak mi?


Türkiye

Türkiye Suriye'yi vuracak mi?

“Ortadoğulu radikaller Türkiye’yi kendilerine hedef mi seçti?”

Bir an, sadece bir an için bile olsa Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’daki Sarayı’na yönelik saldırı akıllara bu soruyu getirdi. Libya asıllı silahlı kişi, “Ben Suriye’yim” diyerek etrafa ateş saçtı. Polis tarafından etkisiz hale getirildi. Aynı dakikalarda Türk Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yeni yaptırımlarını açıklıyordu.
9 maddelik yaptırım paketinde Türkiye, Suriye halkı ile yönetimi arasında net bir ayrım yaptı ve aldığı kararlarla Esad rejiminin üzerindeki baskıyı arttırdı. Mal varlıklarının bloke edilmesi, seyahat yasağı, uluslararası meşruiyete uygun olarak silah ambargosu gibi yaptırımların hedefi bugün yönetimde söz sahibi olanlar. Peki, ama Türkiye bir adım ötesine geçerek askeri müdahaleye yönelebilir mi?

Yeditepe Üniversitesi’nden Profesör Mesut Hakkı Caşın’a göre böyle bir müdahale için uluslararası ve bölgesel konjonktür oluşmuş değil: “Suriye’ye yaptırımlar konusunda öne çıkan iki husus var. Birincisi Türkiye askeri müdahaleden yana değil. Sivillerin öldürüldüğü bir ortamda gelişen insani bir vazife var. Türkiye’nin üstlendiği tarihi kültürel sebepleri var. Suriye’de devletin meşru müdafaanın ötesine geçen şiddete başvurması, bunu özellikle ordunun yanı sıra ordunun desteklediği paramiliter güçlerle gerçekleştirmesi, günümüz uluslararası ceza hukuku açısından bur suç teşkil ediyor. Bu nedenle Esad rejimine göz yummak mümkün değil. Türkiye doğrudan müdahaleden yana değil.” Profesör Caşın, yaptırımların Suriye halkı ile yöneticileri arasında mükemmel bir ayrım yaptığına dikkat çekiyor: “Türkiye Suriye’ye karşı Arap Birliği ile ortak hareket ediyor görünse de suyu, elektriği ve gıdayı kesmeyerek, silah ambargosu ve ablukaya odaklanarak tavrını ortaya koydu. Suriye’nin konumu Irak ve Libya’dan farklı ama bizim bu iki olaydan aldığımız dersler var. Türkiye şu an için ‘bekle gör politikası’ uyguluyor.”

Stratejik Üretim Merkezi Başkanı ve AK Parti eski milletvekili Suat Kınıklıoğlu, Suriye lideri Beşar Esad’ın Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile 9 Ağustos’ta yaptığı 6,5 saatlik görüşmede varılan mutabakata uymadığına dikkat çekiyor. “Türkiye Suriye rejiminin ard arda reform yapması gerektiğini, halkın meşru taleplerine cevap vermesi gerektiğini bildirmişti. Bu konuda sağlanan uzlaşmaya sadık kalmayınca Türkiye kararını verdi ve artık Esad’ı kaderine bıraktı. Uluslararası camiada da baskı ve ilgi dikkat arttı. Ankara, Arap Birliği ile hareket ederek Suriye meselesine öncelikli alarak kendi kararını aldı.”

Askeri müdahale konusunda Kınıklıoğlu da temkinli. “Türkiye’nin birinci tercih rejimin kendi iç dinamikleri ile değişmesi. İktisadi durumun bozulması ve muhalefetin baskısıyla bu olmaz ve bu şiddet rejimi sivilleri öldürmeye devam ederse Türkiye’nin komşu ülke olarak sorumlulukları var. Ama bunun nasıl yerine getirileceği uluslararası meşruiyet dikkate alınarak yerine getirilmelidir.”

Emekli Büyükelçi Volkan Vural, Türkiye’nin Ortadoğu’daki tavrını eleştirenlerden biri. Vural, “Türkiye’nin Suriye’deki insan hakları ihlali ve sivil ölümleri konusunda Esad rejimine karşı bir tavır almasını doğal buluyorum. Ama, bunun bir aması var. Türkiye bir Arap ülkesi değildir ve Türkiye bu konuda hem komşuluk ilişkisini hem akrabalık ilişkisini hem kendi çıkarlarını dikkate almak durumundadır. Bizim Arap Birliği’nin kararları konusunda çok etkili olacağımızı söylemek zor. Türkiye’nin olası bir askeri harekata hiçbir şekilde katılması gerekmiyor. Böyle bir müdahale yapılacaksa bunu Arap ülkelerinin üstlenmesi gerekir. Aksi takdirde Türkiye’nin Arap dünyasına müdahale algısı oluşur ve bunun orta ve uzun vadede sakıncalı olabilir” görüşünde. Vural Türkiye’nin daha temkinli hareket etmesi gerektiğini savunuyor ve Türkiye’nin “aktif olmakla aktivist olmak” arasındaki farkın gereğini yerine getirmesini umuyor.

Uzmanlara göre Türkiye’nin şu an yapması gereken yaptırımların sonuçlarını görmek ve iç dinamiklerin hareketlenmesini yakından izlemek, uluslararası çabalara destek vermek. Ancak Avrupa Birliği’nin yapacağı Suriye toplantısına Almanya, İngiltere ve Fransa’nın davetine rağmen Türkiye, Kıbrıs Rum Kesimi’nin vetosu nedeniyle katılamayacak. Kınıklıoğlu “bu bir kepazelik ve Avrupa’nın kaybı. Türkiye oraya katkıda bulunabilirdi, Avrupa’nın şu durumuna ‘birlik’ demek bile bana zul geliyor” diyor.

Askeri müdahale konusunda ise Caşın çok daha temel bir konuya dikkat çekiyor: “Suriye konusunda Rusya önemli bir faktör Ancak BM ve NATO kararı ile olursa ve herhangi bir şekilde müdahale edilirse Türkiye ağırlığını koyacaktır. Türkiye’ye geçmişte olduğu gibi kitlesel bir göç olursa Türkiye sessiz kalmayacaktır. En önemlisi Türkiye de facto bir Kürt bölgesi oluşturulması politikasına izin vermeyecek. Geçmişte peşmerge liderini destekledik. Sonunda mermi bize döndü. Türkiye’nin Irak’taki gelişmelerden ağzı yanmıştır. Dışişleri ve Genelkurmay bu konuda çok dikkatli hareket ediyor. Gerekirse Türkiye’nin Suriye ordusunu hava kuvvetleriyle vuracak, kara kuvvetleri ile yarabilecek gücü vardır. Ama daha önemlisi kimsenin topraklarında gözümüz yoktur.”

Cervantes Ödülü Şili'den şair Parra'ya verildi

DÜNYA

Cervantes Ödülü Şili'den şair Parra'ya verildi