Son Dakika

Okunan haber:

Kanada: Kyoto Protokolü geçmişte kaldı


Güney Afrika

Kanada: Kyoto Protokolü geçmişte kaldı

Güney Afrika’nın Durban şehrindeki Birleşmiş Milletler çevre konferansında 190 ülke biraraya geldi.

Ana gündem küresel ısınma ve sera etkisine sebep olan karbon salınımı. Bunu sınırlamak için daha önce ortaya konan Kyoto Protokolü’nün geleceği tartışılıyor. Protokol 2012 yılı sonuna kadar imzacı ülkelere sorumluluk getiriyor. Kanada Çevre Bakanı Peter Kent’e göre Kyoto ölü doğdu ve yeni bir ortak noktada buluşmak gerekiyor:

“Etkili olmak istiyorsak dürüst olmalıyız. Bize göre Kyoto bir çözüm olamadı. Bu anlaşma dünya gaz emisyonunun yüzde 30’undan azını kapsıyor hatta yüzde 15’ten de azını”

Avrupa Birliği, Kyoto Protokolü’nün sonrasında 2020 yılına kadar kapsamı olan ikinci bir protokolden yana fakat bunu Çin, ABD ve Hindistan’ın imzalamasını da şart koşuyor. Karbon salınımı en yüksek olan ülkelerden Rusya ve Japonya ise henüz bu konuda olumlu görüş bildirmedi.

“Mali kriz yüzünden iklim çalışmaları bir kenara bırakılmamalı”
 
Birleşmiş Milletler İklim Konferansı Avrupa Parlamentosu Delegasyonu Başkanı Jo Leinen ile birlikteyiz.
 
 
euronews:
“Sayın Başkan, geçtiğimiz gün Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’ni antlaşmanın gerçekleşmesini engelledikleri yönünde ağır bir şekilde eleştirdiniz. Bugünkü haberler ise Çin’in pozisyonunu değiştirdiği yönünde. Bu doğru mu? Avrupa Birliği önerilerinde ve bu konularda bir ilerleme söz konusu mu?”
 
Jo Leinen:
“Son üç iklim konferansında Amerika Birleşik Devletleri ve Çin arasında adeta bir masa tenisi maçı yapıldı. İki ülkenin topu birbirlerine atması süreci tıkadı. Şu anda Çin adım atmakta istekli gibi. Bununla birlikte atılacak adımın sadece kalkınmış ülkeleri mi kapsayacağı yoksa kalkınmakta olan ülkelerle birlikte Çin’i de mi içine alacağı bilinmiyor.”
 
euronews:
“Süreci aksatan diğer iki ülke, dünyanın en büyük iki demokrasisi Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan. Bir anlaşmaya varılması için onları ikna etmek neden bu kadar zor?”
 
Jo Leinen:
“Amerika ile Hindistan arasında iki büyük fark var. ABD’de her şeyden bolca bulunuyor. Çok sayıda insan iklim konusundaki bir anlaşmanın “Amerikan şekli yaşamı” sona erdireceğinden korkuyor. Hindistan’da ise her gün yaklaşık 500 milyon insan hayatta kalabilmek için mücadele ediyor. Hükümet ise iklim konusundaki bir anlaşmanın ekonomik kalkınmayı sekteye uğratmasından endişe ediyor. Yani iki farklı bakış açısıyla karşı karşıyayız. İki ülke de demokrasi ile yönetiliyor. Demokrasinin ise halkın desteğine ihtiyacı var. Oysa bunu iki taraf da ne organize etmek istiyor, ne de yapabilecek güce sahip.”
 
euronews:
“Küresel ekonomi hala ucu görünmeyen bir krizin içinde bulunuyor. Kemer sıkma politikalarını uygulamaya başlayan birçok ülke şimdiden iklim politikalarında kesintilere gitmek istiyor. Ekonomik kalkınma ile iklimin korunması arasında ortak bir yol bulunabilir mi? Siz onlara nasıl bir mesaj gönderirdiniz?”
 
Jo Leinen:
“Öncelikle bu iki terim arasındaki zıtlaşmayı ortadan kaldırmak ve iki tarafın da kazanacağı bir durum yaratmak gerekli. Fakat ne olursa olsun enerji tasarrufu yapmak ve doğal kaynaklarımızı idareli bir şekilde kullanmak zorundayız. Üstelik yaşanan kriz bir şans olarak da görülebilir. Düşük karbon salınımına ve alternatif enerjilere yatırım yapılmasını tetikleyebilir. Örneğin inşaat, taşımacılık sektörlerinde  enerji üretimi ve tüketiminde önemli adımlar atılabilir. Kriz yüzünden iklim koruma çalışmaları bir kenara bırakılmamalı.“ 
 
 euronews:
“Gelecek BM İklim Konferansı 2012’de Katar’da düzenlenecek. Toplantılarınızdan beklentileriniz neler? Bir ilerleme beklenmeli mi?”
 
Jo Leinen:
“Petrol ihracatçısı ülkeler genelde süreci engellemeleriyle ünlüdür. Burada bir grup ülke işbirliğine kesinlikle yanaşmıyor. Ama Katar modern bir ülke. Sadece Dünya Futbol Şampiyonası’na değil, BM İklim Konferansı’na da ev sahipliği edecek. Bu yüzden de Katar, tüm dünyaya geleceğe dönük adımlar atılabildiğini göstermeye çalışacak. Bu konferansla körfez ülkelerinin ipleri ellerine alacağını küresel iklimin korunması yönünde çalışmalar yapılabileceğini umalım.”