Son Dakika

Son Dakika

Trablus düşerken...

Okunan haber:

Trablus düşerken...

Metin boyutu Aa Aa

2011 yılı içerisinde en fazla duyduğumuz haberlerden biri de hiç kuşkusuz Arap Baharı oldu. Neredeyse hemen her gün, bir Arap ülkesinde halkın diktatör lidere karşı başlattığı gösteri, çatışma ve silahlı mücadele haberleri taşındı ekranlara.

Euronews, Arap Baharı olarak adlandırılan olayları başından itibaren yerinde izleyerek gelişmeleri sıcağı sıcağına sizlere ulaştırmaya çalıştı.

Tunus’ta başlayıp ardından Mısır’a sıçrayan ve her iki ülkenin liderini de koltuğundan eden halk ayaklanmaları, Libya’ya da ilham kaynağı olmuştu. Ancak bu dışa kapalı ülkede işler diğer diğerleri kadar kolay olmayacaktı.

17 Şubat’ta başkent Trablus’ta başlayan ve hemen ardından ülkenin ikinci büyük kenti Bingazi’ye taşınan ayaklanma, kısa sürede silahlı mücadeleye dönüştü. Kurtarılmış bölge olarak görülen Bingazi, devrimci güçlerin kelesi konumuna geldi.

Mart ayındaydı haber merkezine gelmiştim.Haber koordinatörümüz benden acilen hazırlanmamı ve Mısır’a oradan da Libya’ya gitmemi istedi. Daha önce defalarca Mısır’da bulunmuştum bölgeyi iyi biliyordum. Ancak Libya ilk defa gideceğim bir ülkeydi ve tanımadığım bir coğrafyaydı. Heyecanla hazırlandım biletler ayarlandı yola koyuldum. Hedefim Bingazi idi. Neticede ulaştım. Bingazi merkezli olarak sürekli batıya doğru gidip geliyordum. Aradan bir hafta geçti ve nihayet Ecdebiye isyancı güçlerin eline geçti. Bu stratejik öneme sahip kentin alınması isyancılara moral oldu. Kaddafi cephesinde ise hazmedememenin ötesinde intikam yeminleri ediliyordu.

Aylar süren savaşı bölgede uzun süre takip ettim sonra tekrar Lyon’a döndüm. İsyancı güçler NATO’nun da yardımı ile Muammer Kaddafi’nin elindeki şehirleri birer birer alıp çemberi iyice daraltmışlardı. Gelişmeler üzerine yeniden Libya’ya gitmeyi kararlaştırdık. Bu defa hedef Trablus olduğu için Tunus üzerinden gidecektim.

Hazırlıklarımı tamamlayıp çelik yeleğimi, miğferimi, ilk yardım çantamı yanıma alıp Tunus’a oradan da Dehiba sınır kapısına geldim. Kapı isyancı güçlerin kontrolündeydi. Amacım Trablus’a 50km mesafedeki Zaviye’ye ulaşmaktı. Ardından da adım adım isyancılarla birlikte Trablus’a gidecektim. Ancak işler beklediğim gibi gitmemişti. Sınır kapısında isyancılar tam 4 saat beklettiler. Savaşın devam ettiğini ve can güvenliğimin olmadığını söylüyorlardı. Her ne kadar ısrar ettimse de sonuç çıkmadı. Sivil araçlar beni zaten kabul etmiyordu. Sınırda biriken yüzlerce araç da Tunus’a kaçışıyordu. Bir şekilde girmem gerekiyordu. Bir ara isyancıların komutanı kapıdan ayrıldı o esnada bir ambülans gördüm, Tunus’tan geliyordu. Onlarla konuştum ve Zaviye’ye gitmek istediğimi söyledim. Biz Zaviye’ye değil ama Yifrin’e gidiyoruz dediler. Ben de en azından Yifrin’e kadar onlarla gitmek istediğimi söyledim. Gönülsüz de olsa kabul ettiler. Ambülansın arkasına bindim. İçerisi kan ve ağır koku ile kaplıydı. Çantamı, eşyalarımı ve kameramı yükledim. Hareket ettik. Ambülans şoförü ve yanındaki doktor benimle uzun süre hiç konuşmadılar. Kendi aralarında konuşuyorlardı. Normalde iki saatte alınacak yolu biz çölden de geçerek 6 saatte aldık ve Yifrin’e yakın bir noktaya ulaşabildik. Orada beni bir komutan ile tanıştırıp beni ona emanet ettiler. Albay kısaca benim kimlik kartıma ve pasaportuma baktıktan sonra aracında giderken sohbet etmeye başladık. Albay da isyan başlayınca istifa etmiş ve muhaliflerin safına katılmış. Türk olduğumu öğrenince sohbetin seyri daha da değişti ve kısa süre içerisinde inanılmaz bir dostluk köprüleri kuruldu. Yifrin’e ulaştığımızda artık burada kal sabah buradan seni Zaviye’ye göndeririz dedi. Bir otele gittik saatlerce süren yolculuk ve açlığın da ötesinde kan kokusu dünyamı alt üst etmişti. Otelde yemek ikram ettiler, komutan sürekli yanımdaydı. Ben Trablus’a gitmek istediğimi söyledim. Savaşın şiddetle sürdüğünü ve bunun imkânsız olduğunu söyledi. Israr ettim. Albay Raid her ne kadar gazeteci olsam da Libya’da onların misafiri olduğumu ve beni tek başıma göndermeyeceğini söyledi. Otel sahibi araya girdi ve benimle gelebileceğini söyledi. Sonra iki kişi daha gelmek istedi. Bir araç bulup yola çıktık.

Benim gazetecilik refleksim, onlarınsa Kaddafi’ye olan kızgınlıkları bizi bir noktada buluşturup tarihi bir yolculuğa birlikte çıkmamıza vesile oldu. Yakıt sıkıntısı da göz önüne alındığında o araç benim için çok büyük bir nimetti. Zaviye’yi geçtik Trablus’a çok yakın bir noktaya vardık.

Trablus’a 5 km mesafedeydik. Orada Yifrinli isyancılarla karşılaştık. Yanımdaki yol arkadaşlarımın onları tanıyor olması bizim için büyük bir şanstı. Trablus’un merkezine kadar yolların temizlenmediğini ancak özellikle de keskin nişancıların konuşlandırılmış olmasının kendilerinin ilerlemesini engellediğini söylediler. Ben karar vermek durumundaydım. Ya orada kalacaktım ya da her türlü riski göze alarak Trablus’a gidecektim. Yanımdaki yol arkadaşlarımsa kararı tamamen bana bırakmışlardı. Ben riski göze aldım ve devam edelim dedim. Doğrusu yol arkadaşlarımın gereğinden fazla cesur olmaları beni ürkütmüştü. Trablus’a girdik. Otel sahibinden aracın farlarını söndürmesini istedim. Ortalıkta hiç kimse yoktu. Sadece silah, roket ve uçaksavar sesleri geliyordu. Bir karar daha aldım ve Yeşil Meydan’a gidelim dedim. Kabul ettiler. Ara sokaklardan geçerek meydana ulaştık. Kaddafi’nin askerleri çekilmişti ama isyancılar henüz ortada yoktu. Biraz çekim yaptım ardından yüzlerce araçtan oluşan muhalif savaşçılar sabaha karşı merkeze girdi.

Muhaliflerde inanılmaz bir heyecan vardı. Tekbirler getiriyor zafer çığlıkları atıyorlardı. Sürekli havaya mermi sıkılıyordu. Eline muhaliflerin bayrağını alan halk yavaş yavaş kent merkezine akın etmeye başlamıştı. Kentin sembolü olan Yeşil Meydan yeni adıyla Şehitler Meydanı artık isyancıların elindeydi. Sonra yanımdaki arkadaşlarımla birlikte Yifrinli isyancılara katılıp başkanlık sarayına yakın bir mesafedeki karargâha geldik. Genç, ihtiyar, çocuk..herkes karagaha gelmişti. Hepsinin elinde silah sürekli sevkıyat yapılıyor biri gidip biri geliyordu. O sabah başkanlık sarayı adeta cehenneme çevrilmişti. İsyancılar durmadan Babül Aziziye’yi vuruyordu. Ama aynı şiddette de karşılık görüyorlardı. Artık öğlen olmuştu ve savaş hız kesmeden devam ediyordu. İsyancılara göre zafere ramak kalmıştı, Kaddafi güçleri ise var gücüyle karşılık veriyordu. Yanımdaki arkadaşlarım artık Yifrin’e geri dönmek istiyordu. Bense o anı kaçırmak istemiyordum ama elimde başka araç yoktu. Zira ortada kalma durumum vardı. Onlarla birlikte dönmeye karar verdim. Artık geri dönüyordum. Tam Trablus’u çıkmak üzereydik ki bir canlı yayın aracı gördüm. Yaklaştık, bir yabancı kanalın ekibiydi. Tanıdığım arkadaşlarımın orada olması ise beni inanılmaz rahatlatmıştı. Yifrinli arkadaşlara veda edip o arkadaşlarıma katıldım. Onlar meydana girmek istiyordu bense oradan dönüyordum.

O gün onlarla birlikte hareket ettim. Babül Aziziye’ye çok yakın noktalara gidip görüntü çektik. Sonra kendi aracımı buldum ve kendim çalışmaya başladım. Bir gün sonra akşam saatlerine doğru isyancılar Kaddafi’nin sarayının bulunduğu Babül Aziziye’ye girmeyi başardı. Ben de onlarla birlikte içeri girdim. Korkunç çatışmalar yaşanıyordu. Önce Kaddafi’nin çadırları ateşe verildi ardından binalara girildi. Roketler havada uçuşuyordu. Bir yandan NATO uçakları Kaddafi’nin olası kaçış noktalarını vuruyordu. Saatler süren çatışmaların ardından artık başkanlık sarayı da ele geçirilmişti. O sırada Kaddafi’nin yaptırdığı tünellere girdik. Oraları görüntüledimk. Zira bu tüneller kilometrelerce uzunluğundaki tüneller. Gece meydanda kutlamalar başladı. Bilinçsizce havaya sıkılan binlerce mermi ve rast gele kontrolsüz kutlamalar savaştan daha tehlikeli bir durum arz ediyordu. 48 saatlik uykusuzluk ve üzerime giydiğim çelik yeleğin ve başımdaki miğferin ağırlığı artık dayanılacak gibi değildi. Son iki günde kent merkezi ve Babül Aziziye ele geçirilmiş, Kaddafi sarayını terk edip kaçmıştı. Her ne kadar aç, susuz ve uykusuz kalmış olsam da bu tarihi ana tanıklık etmiştim. Son 48 saatte duyduğum mermi sesi ise 15 yıllık savaş muhabirliğim boyunca duyduklarıma bedeldi. Bu tarihi anı bütün detayları ile birlikte Euronews izleyicisine vermeyi başarmıştık. Daha sonraki hedefimiz ise Beni Valid ve Sirte idi. Nitekim oraları da takip ettik.

Mustafa Bağ