Son Dakika

Okunan haber:

Nahum: Türkiye yakın gelecekte bir kaç otomobil markası çıkaracak


DÜNYA

Nahum: Türkiye yakın gelecekte bir kaç otomobil markası çıkaracak

Türkiye, otomotiv sektöründe büyümeyi geride bıraktığımız yıl da sürdürdü. Ekonominin lokomotif sektörlerinden otomotiv sektörü, 2011 yılında hedeflenen 18 milyar dolarlık hedefi geride bıraktı. Sektör, gerçekleştirdiği 18 milyar 305 milyon dolarlık ihracatla 2006 yılından beri kimseye kaptırmadığı ihracat şampiyonluğunu bu yıl da sürdürdü. Ancak bu yeterli değil. Nüfusuyla, ekonomisiyle büyüyen Türkiye’nin büyük hedefleri var. Bunların başında da dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmak geliyor. Bunu başarmanın en önemli koşullarından biri, kendi otomobilini üretebilir hale gelmek. Türk otomobil sanayinin duayen isimlerinden TOFAŞ’ın eski CEO’su, Fiat’ın üst düzey yöneticisi Jan Nahum’a göre Türkiye bu hedefe yakın. Türkiye 10 yıl içinde bir değil birkaç otomobil markası çıkaracaktır diyen Jan Nahum, bu stratejik ürünün üretimi ile ilgili tartışmaların perde arkasını ve şifrelerini Euronews’a anlattı.

Bora Bayraktar, euronews: Türkiye araba üretimini tartışıyor bugünlerde. Bu neyi ifade ediyor? Niçin biz bu günlerde araba üretimini konuşuyoruz?

Jan Nahum: Şimdi Türkiye’nin tartıştığı araba üretimi değil. Kendi arabasını ve kendi markasını yapmayı tartışıyor. Çünkü bugün Türkiye Avrupa’nın önemli otomobil üreticilerinden bir tanesidir. Üretim kapasitesi 1 milyonun üstünde ürettiğinin yüzde 80’ini Avrupa’ya ihraç ediyor. Bugün konuştuğumuz Türkiye’nin kendi markasını üretmesi ve yapması. Konuşulan bu. Bunun önemi şu: Otomotiv ürünleri bir kere teknolojik olarak çok ileri ürünler. Tüketicinin de üzerinde çok önemle durduğu ürünler. Bir takım teknolojik ürünler vardır tüketiciyle hiç bire bir karşılaşmaz. Enerji santralleri gibi. Ama otomotiv tüketiciyle iç içedir. Hem tüketicinin ihtiyaçlarına cevap vermeli hem de teknolojiye hizmet etmelisiniz. Tüketiciye arabada giderken evinde hissettirecek hem ses düzeniyle hem konforuyla hem havalandırmasıyla hitap etmelisiniz. Ürününüz bir taraftan çevreci olmak durumunda bir taraftan da belli bir süratte seyahat eden bir ürün olduğu için hem içeriye hem çevresine emniyet olarak belli bir takım mecburiyetlere sahip olmak zorunda. Çok kurallara bağlı bir ürün, sürekli değişmesi gereken rekabet ortamında üretilen, seri olarak büyük adetlerle büyük yatırımlarla üretilen bir ürün. Onun için üretimi açısından, otomotiv üretimi yapan devletlerle yapmayan devletler farklı devletlerdir. Orada bir farklılaşma vardır. Yapabilme kapasitesi o devletin endüstriyel seviyesinin belli bir doyum noktasına belli bir olgunluk noktasına geldiğinin göstergesidir. Fakat Türkiye bunu, bunun için yapmıyor. Türkiye zaten bu noktaya geldi, bunu üretebiliyor. Önemli olan şu: Türkiye neredeyse 80 milyon nüfusa yaklaşıyor. 2020’lerde 2025’lerde kişi başı gelir seviyesi 25 bin dolar seviyelerine gelecek. Böyle olunca ister istemez müthiş bir otomotiv baskısı oluşuyor. Ve Türkiye’de şu an için bin kişiye düşen araba sayısı çok düşük. Dünya ortalamalarının çok altında. Dünyada aşağı yukarı 160 kişiye bir araba düşüyor. 80 milyon nüfus olduğu zaman 25 bin dolar gelir olunca bu Avrupa’nın eski ortalamalarına gelir. Bu da Türkiye’de önümüzdeki 10 yılda 20 milyon araçlık bir Pazar gelişmesinin beklenebileceği demek. Böyle olunca her yıl ortalama 2 milyon araç ihtiyaç baskısı olacak. Bu baskı kısmen vergilerle bastırılabilir. ÖTV gibi tüketicinin arabayı daha pahalı almasına neden olan vergilerle talep bastırılabilir. Ama bu sürekli yapılamaz. Bir yerden sonra bunun önün açılacaktır. Dolayısıyla müthiş bir ihtiyaç ve pazar büyümesi olacaktır. Bu Pazar büyümesinin ithalatla karşılanması Türkiye’nin ekonomisine 50-60 belki 70 milyar dolar bir yüktür. Bu yükün tersine döndürülebilmesi için Türkiye’nin kendi üretimini yapması lazım. İlla bütün üretimi yapması gerekmez. Onun için bir kısmını ihtiyaç olan talebe yönlendirecek bir kısmını ise ihraç için. Ama ihraç ederken o zaman katma değerin yüksek olması lazım. Çünkü katma değeri yüksek olmazsa ihraç ettiği aracın bir faydası yok. Ekonomiye katma değeri yok. İhraç katma değerini arttırmak istiyorsanız kendi markanızı yapmak mecburiyetindesiniz. Bir tanesi o. İkincisi Türkiye dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde olma iddiasında. Şu anda 16. Büyük ekonomisi. Şimdi gittikçe göstergeler şunu gösteriyor ki 2020’li yıllarda 10 büyük ekonomi arasına girebilir. Yaklaşabilir 11. 12. olabilir. Böyle bir boyuta geldiği zaman siz sadece lisans altında üretim yapamazsınız. O boyutta kalamazsınız. Eğer o boyuta erişmişseniz o boyutta kalmak istiyorsanız artık kendi ürünlerinizi kendi markalarınızı üretmeniz lazım. Bu sadece otomotivde değil her şeyde, tekstilde de gıdada da pek çok sahada beyaz eşyada da kendi markalarınızla ortaya çıkmanız lazım. Dünyadaki tüketicinin ihtiyaçlarını anlamanız lazım. Onlara cevap vermeniz lazım. Uluslararası rekabetin bir adım önüne geçmeniz lazım. Otomotiv markası onun için şu anda gündemde.

Euronews: Peki efendim anladığım kadarıyla Türkiye üst lige çıkmak için bunu yapmak zorunda. Söylediklerinizden o anlaşılıyor. Bunu yapmak için Türkiye’de yeterli kaynak var mı? Kaç milyar dolarlık yatırımdan söz ediyoruz? Bunu yapabilecek firmalar var mı Türkiye’de?

Jan Nahum: Şimdi şöyle bunu bir kez daha tespit edelim. Türkiye’nin üretim konusunda hiçbir sıkıntısı yok. Altyapısı ve saire konusunda hiçbir sıkıntısı yok. 400 bin 500 bin üretim yapan tesisleri var. Şimdi önemli olan kendi markasını yaratmak. Bunun tasarım yapacak mühendis ekipleri var mı var. Mühendisliğini yapacak ekipleri var mı? Var. Bunun bilgisi var mı? Var. Sıkıntı orada da değil. Yani işin sonunda bir model yapmak o kadar da zor değil. Tasarımcıları bulursunuz getirirsiniz. Türkiye’de yoksa dışarıdan getirirsiniz istihdam edersiniz. Mühendislik eksiğiniz varsa dışarıdan getirirsiniz. Test ekipmanı eksiğiniz varsa dışarıdan alırsınız. Bu önemli değil. Önemli olan ne yapacağını iyi bilmek. Dünyada otomotiv üretimi yapan bir çok ülke var. Yüzlerce binlerce model var. Siz öyle bir şey bulacaksınız ki bugün var olan üretimin dışında bir şey. Farklı bir şey yapacaksınız. Bunu da uluslararası boyuttaki tüketicinin bir ihtiyacına cevap veren bir şey yapacaksınız. Bunu yapmak için ise bir bilgi birikimine ihtiyaç var. Türkiye’de eksik olan şu anda bugüne kadar yapmadığı, bu sadece otomotiv sektörü için değil pek çok sahada geçerli, kendi markalarını üretmediği için, acaba uluslararası boyutta tüketici ne istiyor nerde bir boşluk var o boşluğu ben nasıl doldururum konusunda bir beceri sahibi olmasına ihtiyacı var. Deneyim sahibi olmasına ihtiyacı var bu konuda yanlış yapmaya ihtiyacı var. Yanlış yapmak kaynak israfı demek. Risk almak demek. Riski alanın da zarar görmesi demek. Şimdi Türkiye bu mekanizmaları nasıl yöneteceğini tartışıyor. Belli riskler karşılanmalı. Belli riskler alınmalı. Belli hatalar yapılmalı. Belli başarısızlıklar olmalı. Onların da bir şekilde ödenmesi lazım. Bugün Türkiye’deki yatırımcılar şu anda bu riskleri almaya hazır değiller. Çünkü bu risklerin boyutları bahsettiğiniz gibi otomotiv dünyasında büyük boyut boyutlar, yüz milyonlarca dolar icabında milyar dolara kadar çıkan kayıplardan, yanlışlardan bahsedebiliriz. Bunun mekanizmaları, teşvik sisteminin nasıl çalışacağı, bunun nasıl devreye gireceği, yapılmasının nasıl engelleneceği ya da azaltılacağı konuşuluyor bugün. Ama bugün Türkiye’de bunu yapacak kaynak var mı? Evet var. Diyelim ki 2 milyar dolarlık bir yanlış yapılmış, yapılabilir. Bugün kurlar inip çıkıyor veya bir kriz girip çıkıyor bunun misliyle Türkiye ekonomisi zarar görüyor. Türkiye 3,5 milyar dolara ya da Euro’ya çıksa da Türkiye bunu karşılayabilir. Önemli olan o zararı yapan Türkiye açısından değil ama kişi, kurum ya da endüstri açısından o rakamlar büyük ve ciddi rakamlar. Bunu yapmaya iddiası olan veya yapmaya soyunan kurumların zararlarını Türk ekonomisinin nasıl karşılayacağı nasıl absorbe edileceğinin kararlaştırılması lazım. Önemli olan o.

Euronews: Tabi Türkiye hükümeti de, başbakan da bu konuda siyasi irade koydu. Bu konuda Türkiye’de istek var peki dünya ekonomisini ve krizi düşündüğünüz zaman, dünya ekonomisi bunu destekler mi?

Jan Nahum: Bunun dünya ekonomisi ile pek ilgisi yok bence. Evet dediğiniz gibi başbakanından sanayi bakanına, ticaret bakanına Türkiye tüm hükümetiyle ve devletiyle burada artık bir vizyon koymuştur, bir tarif koymuştur, bir strateji koymuştur. Bunun stratejisini belgelemiştir. Türkiye bir şekilde bu yola girmiştir. Ama taktik değişiklikler olabilir. Uluslararası ortaklıklar yapılabilir. Niş pazarlara girilebilir. Türkiye’de en çok satılan segment ne ise oraya girilebilir. Belli yöresel ve bölgesel işbirlikleri yapılabilir. Bir çok değişik modelde bu yapılabilir. Mutlaka tek üretim modeli olması şart değil. Aynı anda bir iki üç model de ilerleyebilir. Hangi model olursa olsun Türkiye 2020’li yıllarda kendi araba markasına sahip olacaktır. Dünyadaki ekonomik kriz buna çok da etki etmez. Çünkü Türkiye’de tatmin edilmemiş çok büyük bir pazar var. Eğer Türkiye büyüyecekse ki büyüyor, 80 milyon insanın ve yüzölçümü büyük olan, kara taşımacılığı had safhada olan bir memleketin ister istemez ciddi bir otomotiv baskısı olacaktır. Bu baskı ve bu iç pazarın boyutu zaten bu yatırımı ve yerli markayı gerekli kılıyor. Mesele şu: İç pazarımız büyük. Yüzölçümümüz büyük. Ve ciddi bir gelişme sürecinin içindeyiz. Bu arada otomotiv yoğunluğumuz ve parkımız şu anda küçük. BU baskı ister istemez, iç pazar baskısı otomotiv ihtiyacını ortaya koyacak. Dış krizler olabilir. Türkiye bundan etkilenebilir. Kısmen gelişmesi bazen yavaşlayabilir. Ama şu anda orta ve uzun dönemli perspektiften baktığınız zaman tabii ki kısa dönemli krizlerden bir yavaşlama veya sürenin uzaması söz konusu olabilir. Ama uzun dönemde ister istemez bu baskı olacaktır, oluşacaktır, olmaktadır. Bastırılmaktadır. Yüksek vergilerle bastırılmaktadır. Yüksek vergiler kaldırılırsa tüketim çok daha büyür.

Euronews: New York taksisi için dizayn konusunda ihaleye girdiniz. New York’ta bile bu kadar öne çıkan bir dizayn yapabilen Türkiye herhalde iç baskının ötesinde dünyada da rekabet edebilecek bir marka çıkartabilir?

Jan Nahum: İç pazar baskısı bizi dış krizlerden uzak tutuyor dolayısıyla bize imkan sağlıyor ama markalaşma açısından böyle iç pazara yönelik bir markalaşma olmaz. Uluslararası pazarlarda iddialı olan markalar yapmak lazım. Çünkü siz iç pazara yönelik bir marka yaparsınız. Bir müddet sonra bu dış rekabete açık olmadığı için tüketicinin beğenisinden uzak kalır. Dolayısıyla yaptığınız ürünlerin uluslararası pazarlara girmesi lazım. Biz New York’ta Türk otomotiv sanayi olarak, Karsan olarak bir ihaleye girdik, finalist olduk ve New York halkının en çok beğenisini almış olan, teknik komitenin analizinde de ihale şartlarına en fazla uyan aracı ürettik ve teklif ettik. Aracımız, Türkiye’nin bugüne kadar böyle bir geçmişi olmadığından, araç konsepti yaratma konsepti olmadığından New York tarafından riskli bulundu. İhale süreci halen bitmedi devam ediyor. Biz de izlemekteyiz. Kesin bir karar alınmış değil. Her zaman şansımız olduğuna inanıyoruz. Türkiye bu aracı üretmeye, geliştirmeye devam ediyor. Biz sanki ihaleyi kazanmışız gibi geliştirmeye devam etmekteyiz bu aracı. Şunu gösteriyor bu eğer karar verirse Türk endüstrisi uluslararası boyutta ciddi ihalelerde, bir ihtiyaca cevap vermek üzere çok ciddi ürünler tasarlayabilir. Konsept yaratabilir. En önemlisi budur: İhtiyacı görmek konsepti yaratmak. İhtiyaca konseptle cevap vermek. Sonra o konsepti üretmeyi, geliştirmeyi bilmek. Üretime koymak. Geliştirmek o kadar zor değil. Konsepti düşünmek çok zor. Esas önemli olan yeni bir trendi görmek yeni segmenti görmek. O segmentin ihtiyacı olan ürünü geliştirmek. Onun detay tasarımını yapmak. Artık bu Türkiye’nin yapabileceği bir iş. Üretime sokmak Türkiye’nin yapabileceği bir iş, Tek sorun şu: O yarattığınız konsept işin sonunda satacak mı? Satmadığınız takdirde ürünü geliştirmek için yaptığınız yatırım, harcadığınız para tamamen heba olacak. Türkiye’de yatırımcı bugün buna alışkın değil. Türkiye’nin boyutu bu tür yanlışlara müsait ama yatırımcılar müsait değil. Dolayısıyla bu mekanizmanın iyi kurulması lazım.

Euronews: Siyasi irade var, potansiyel var, kapasite var. En önemlisi yatırımcının o riski alıp almak istemediğine geliyor herhalde. Nasıl değerlendiriyorsunuz Türk sanayini bu konuda girecek mi Türkiye bu işe?

Jan Nahum: Ben şuna kaniyim. Önümüzdeki10 yılda Türkiye’den bir değil birkaç marka çıkacak. Tek bir iş modeliyle değil birkaç değişik iş modeliyle farklı şekillerde bu çıkacak ortaya. Bunda hiçbir tereddüdüm yok. Önemli olan şu anda zaten hükümetin üstünde uğraştığı bir takım yeni teşvik mekanizmaları var. Uluslararası mevzuata uygun, ama yeni teşvik mekanizmaları üzerinde çalışmaktalar ki bu giriş döneminin risklerinin mümkün mertebe karşılanabilmesi ve devreye alınabilmesi için. Dolayısıyla yatırımcının riskleri karşılama iştahının arttırılabilmesi ve olası bir takım başarısızlıklarının faturasının sadece bir yatırımcının üstüne kalmaması daha çok altyapının ve daha çok Türkiye’nin gücünün üzerine gelebilmesi için muhtemelen bir takım mekanizmalar üzerinde çalışılmakta.

Mülakatı izlemek için videoyu tıklayın!