Son Dakika

Türkiye'de kadın olmak

Okunan haber:

Türkiye'de kadın olmak

Metin boyutu Aa Aa

Kadın olmak zor. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada cinsiyet ayrımı önemli bir sorun. Türkiye’de son dönemde öne çıkan ise kadına yönelik şiddet. Türkiye’de kadın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü şiddetin gölgesinde yaşıyor. Meclis’ten üzerinde çalışılan son yasa ise geleceğe dönük bir umut ışığı, bir teselli.

Eğitimli, kentli, çalışan ya da çalışmayan… Bu ayrımlar şiddet söz konusu olduğunda çok geçerli değil. Türkiye’de son dönemde yapılan araştırmalar şiddete maruz kalan kadınların bu açıdan çok ayrışmadığını ortaya koyuyor.

Ankara Tabip Odası Kadın Komisyonu Üyesi Dr. Müge Yetener, Türkiye’de Kadın cinayetlerinin yüzde bin 400 arttığını ve günde ortalama 5 kadının cinayete kurban gittiğini söylüyor.

Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kadına çok sayıda konferans, yayın ve programla soruna dikkat çekilmeye çalışılıyor. Bu tür toplantılarda genellikle kadınlar konuşuyor, dinleyicilerin çoğunluğunu yine kadınlar oluşturuyor. Oysaki sorunun kaynağında kadın değil erkek var.

Euronews’a konuşan İstanbul Kültür Üniversitesi bünyesinde “Kadına şiddete hayır” konulu çalışmalar yapan ve bir Kadmer adlı bir Kadın Merkezi kuran Dr. Bahar Akıngüç Günver bu noktaya dikkat çekiyor, eğitimcilere büyük görevler düştüğünü vurguladı: “Burada işin onarıcı ve yapıcı kısmının eğitimcilerde olduğunu düşünüyorum. Eğitimciler olarak bu anlamda toplumsal cinsiyetle ilgili dersler açtık tüm fakültelere. Bütün öğrencilerimizin bu derse katılımını istiyoruz. Erkeklerin bu meselenin üzerine gitmeleri gerekiyor. Bu, yani şiddet aslında erkeklerin yaptığı bir şey. İşin kaynağına, zihniyete dönmek gerekiyor. Toplumsal baskılara bakmak gerekiyor. Bu bir süreç. Erkek egemen bir toplumun sonuçları bunlar. Burada asıl iş erkeklerde ve eğitimciler. Hem erkek çocuğun hem kız çocuğun karakter eğitiminde en etkili rol annenin. Bu anlamda anne babanın da eğitimine çok önem veriyoruz.”

Kadın Hakları savunucusu sivil toplum kuruluşu KA-DER’in Başkanı Çiğdem Aydın da Türkiye’de kadının durumunun iç açıcı olmadığını belirtiyor: “Biz Ka-der olarak her yıl bir 8 Mart karnesi yayınlamaktayız. Eşitsizlik karnesi diyoruz. Her yerdeki kamu kurum ve kuruluşlarında kadın oranlarını topluyoruz ve değerlendirmesini yapıyoruz. Maalesef bu bizim beşinci karnemiz ve Türkiye yine sıfır aldı. Hiçbir yerde bir kıpırdama yok tüm çabalara rağmen. Meclis’teki kadın oranı düşük. Yüzde 14. Ki buna iyi diyoruz. Çünkü bu yüzde dokuzdan geldiğimiz bir oran. Bütün bunlara iyi diyoruz. Ama siyasette en az üçte bir olmadığı sürece sesinizi duyuramıyorsunuz. Yüzde 14 yeterli bir oran değil. Önümüzde yerel seçimler olacak. Yerel seçimler açısından kadın temsili son derece düşük. Binde sekiz gibi bir oranımız var. Hayatımıza değen hiçbir noktada, park nerede olsun, ekmek kaç para olsun gibi günlük hayatın içindeki kararlarda kadınların hiç sesi soluğu yok demek. Yerel yönetimlerde kadın olmaması da çok önemli bir mesele.”

Türkiye hükümeti ise olan bitene seyirci kalmış değil. Yeni yasal düzenlemelerle kadını şiddetten koruma çabaları var. Ancak Çiğdem Aydın ve diğer pek çok sivil toplum örgütü temsilcisi üzerinde çalışılan yasanın eksikliklerine dikkat çekiyor. Çiğdem Aydın yasada “kadın” yerine “aile” kavramının öne çıkmasından rahatsız: “Yasanın ruhu ile ilgili anlaşmazlığımız oldu. Türkiye’de yapılan araştırmalar, tanık olduğumuz olaylar mahkemedeki meseleler bize şunu gösteriyor: Bu ‘kadın yemeği yaktı adam onu dövdü’ meselesi değil. ‘Adam alkol aldı, işsiz olduğu için karısını dövdü.’ Bu böyle değil. Burada toplumsal bir algılama var. Kadınları kadın olduğu için öldürüyorlar, kadınları kadın olduğu için dövüyorlar. Hükümetle ayrıştığımız nokta bu. Biz bunu toplumsal cinsiyet rolleri olarak nitelendiriyoruz. Kadınların ikinci cins görüldüğü, öldürülebilir görüldüğü, namus yüzünden baskı altında tutulduğu bir ortamın sonucu olarak görüyoruz şiddeti. Dolayısıyla bize göre kanunun ruhunun bu şekilde düzenlemesi gerekirdi. Yasa toplumsal cinsiyet rollerine atıf yapsın ki bundan sonra kadın eşit yurttaş olsun diye düzenlemeler yapılabilsin. Fakat hayır, bu ruhunda anlaşamadık. Orada hükümetin söylediği ailenin korunması, kadının aile içinde korunması. Ama kadın en büyük şiddeti ailede görüyor. Kocasından, babasından görüyor. Artı ailesiz kadınlar ne yapacak. Ailenin korunması gibi bir kanun istemiyoruz. Aileyi konuma kanunu istemiyoruz. Kadınların öldürülmesine engel olacak bir kanun istiyoruz.”

Tüm bu tartışmaların ortasında geçtiğimiz ay Bianet’in araştırmasına göre 24 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 10 kadın yaralandı. Dünya Kadınlar Günü’nde dahi şiddet eksik olmadı ve İstanbul’da bir kadın eşinin kuzeni tarafından öldürüldü. Evet sorun büyük, ama son yıllarda yapılan çalışmalar ülkede kadına şiddete dönük farkındalığı arttırmış durumda. Bu da meselenin çözümü açısından yasal düzenlemelerden daha güçlü ümit kaynağı.