Son Dakika

Cumhurbaşkanlığı Seçimi öncesi mali krizdeki Fransa

Okunan haber:

Cumhurbaşkanlığı Seçimi öncesi mali krizdeki Fransa

Metin boyutu Aa Aa

“Merhaba, euronews’a hoş geldiniz. Fransa Cumhurbaşkanlığı Seçimi için son dönemece girildi. Tekrar hatırlatalım, seçimin ilk turu 22 Nisan’da düzenlenecek. Fransızlar sandık başına ekonomik ve ticari krizin gölgesinde gidecek. Bu özel yayınımızda Fransa’da sosyal ve ekonomik tabloyu masaya yatıracağız. Ticari açık nedeniyle ülkeyi terk eden sanayilerden yola çıkıp, kamu açığından ve alım gücünden geçerek yolumuzu Fransızları en çok endişelendiren konu olan işsizlikle sonlandırdık. Antoine Juillard imzalı durum değerlendirmemiz başlıyor.”

2011, tıpkı daha önceki yıllar gibi sosyal çatışmalar konusunda çok verimli bir yıl oldu. Durumdan en çok zarar görenler ise bir kez daha işçilerdi. Haklarını arayan çalışanlar, Lyon’daki Lejaby fabrikasında olduğu gibi istediklerini elde etmekte genellikle başarısız oldu. İşsizlik kuyruğuna katılan Continental ve Arcelor Mittal işçileri de ağır bir fatura ile karşı karşıya kaldı.

İş başvurusunda bulunanların sayısı 5 yılda 1,5 milyon kişi arttı. Bu rakamın çok kısa sürede 3 milyona yaklaşacağı tahmin ediliyor. Bu da çalışan nüfusun yaklaşık yüzde onuna denk geliyor.

Fransa’da büyüyen uzun süreli işsizliğe bu durum adeta eşlik ediyor. Belirli bir yaşa ulaşıldıktan sonra işsiz kalındığında yeniden işe girmenin daha zor olduğu bir gerçek. Ayrıca uzun süreli işsizlikler, iş bulamayanların bütçelerinde de büyük bir delik yaratıyor:

“Belirli bir anda finansal olarak bir zıplama yaşanıyor. Yani işinizi kaybettiğinizde tazminat aldığınız için alım gücünüz de yükseliyor. Ardından da şu anda olduğu gibi devlet yardımlarına geçilmesi ile ikinci bir artış oluyor. Fransa’da işsiz kalındıktan sonra kişi, 24 ay boyunca maaşının tamamına yakınını almaya devam ediyor. Bu süreç uzun süreli işsizlik konusunda ve işsizliğin hızla artmasında önemli bir rol oynuyor”.

Ocak 2012’den beri İş ve İşçi Bulma kurumuna başvuranların sayısı 1 milyon 754 bin kişiye ulaştı. Öngörüler uzun süreliği işsziliğin 2012’de de artacağı yönünde.

Avrupa İstatistik Ofisi 2010’da halkın yüzde 13,5’ini etkileyen yoksulluk üzerinde bu eğilimin ağır etkileri olduğunu ortaya çıkardı. Fransa’daki yoksulluk sınırı kişi başına 950 Euro olarak belirlendi.

Sanayi sektörünün ülkeyi terk etmesi sadece 10 yılda 600 bin kişinin işini kaybetmesine yol açtı. İş olanakları ya tamamıyla ortadan kayboldu ya da yurt dışına kaçmaları engellenemedi.

Peki iş olanaklarını ülkeye geri çekmek gerekli mi ya da hala mümkün mü?

Ekonomi dergisi Les Echos’un editörlerinden Jean-Marc Vittori’nin işte bu sorulara yanıtı:

“Bir şirket için geri dönmek çekici olabilir. Fakat bu seviyede, şirketin kendisine bazı soruları sorması gerekli: İş gücü ve örneğin ulaşım ya da kalkınma masrafları gibi diğer harcamalar daha ucuza maledilebilir mi? Bunların çok ciddi bir şekilde araştırılması gerekli. Bence geri dönüş, kaybolan istihdamın sadece küçük bir kısmını oluşturabilir. Asıl önemli olan, yeni iş alanları yaratabilmek ve yarının iş sahalarını oluşturabilmektir. Benim için asıl sorun bu noktada bulunuyor”.

Fransa’nın 2012 kalkınma hedefleri istihdamı canlandırmak için yetersiz. Yüzde 0,5 olarak öngörülen bu oranı Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü gibi kurumlar pek de gerçekçi bulmuyor.

Yetersiz bir kalkınma ile alım gücünü artırmak ise imkansız. 2011’de sabit kalan bu oranın 2012’nin ilk çeyreğinde düşüşe geçtiği açıklandı. Zira tüketicilerin bütçelerindeki en büyük yeri oluşturan zorunlu harcamalarda gözle görülür bir artış yaşanıyor:

“Zorunlu harcamalar, ev bütçesinin kaçınılmaz masraflarını oluşturuyor. Örneğin ev kirası, enerji, ulaşım, sağlık ve iletişim harcamaları gibi. Bu başlıkların birçoğunda hissedilir artışlar yaşandı. Bu durum en çok geçinmekte zorlanan aileleri etkiledi.”

Zorunlu harcamaların artması ve maaşların yerinde sayması tüketicileri kemer sıkmaya itiyor. Alım gücünün düşmesinde toplumda görülen bazı alışkanlıklar da önemli yere sahip. Tıpkı boşanma sayısındaki artış gibi:

“Bölünen ailelerin sayısı her geçen gün daha da artıyor. Ebeveynler ayrılınca iki kira, iki elektrik faturası ödemek ve iki buzdolabı almak gerekiyor. Tüm bunlar aynı gelirle daha kötü yaşanması demek. Çözüm ise alım gücünü artırmaktan geçiyor. Bunu şimdilik başaramadık. Fransızların üzerindeki baskı artıyor ve genelde herkes alım gücünün düştüğü hissine kapılıyor”.

Fransızlar da doğal olarak 2011’de harcamalarında kesintiye gitti. 2010’a oranla masraflarda yüzde 0,5’lik bir düşüş yaşandı. Kemerlerin sıkılması bütçe açığını artırırken, ticari dengelerin de bozulmasına yol açtı. Fransa ihraç ettiğinden daha fazlasını ithal etmeye başladı.

Fransız sanayisi yüksek kalitedeki ürünlerini başarıyla ithal etmeye devam ediyor. Askeri teçhizatlar, savaş uçakları, hava sanayisi ve nükleer santraller burada çok büyük bir yere sahip. Fakat orta ve düşük kalitedeki ürünlerde Fransız sanayisi rakipleri ile yarışamıyor.

Geçen seneden beri Fransız ticari dengeleri hızla bozulmaya başladı. Ülke 2010’a oranla 70 milyar Euro“luk bir mali açık verdi.

“İhracatçı bir ekonomiye sahip olmadığınızda ya da Almanya gibi bir ihracatınız yoksa sistemin işlemesi için iç piyasaya yüklenmeniz gerekir. Fransız ekonomisi iç tüketime sıkı bir şekilde bağlı durumda. Tıpkı iç tüketimi gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 70’ini oluşturan ABD gibi. Eğer bu faktör yıkılırsa kalkınmanın en önemli ayaklarından birini de kaybetmiş olurusunuz”.

2012’de beklenen zayıf kalkınma oranı ve yeni bütçe kesintileri Fransız hükümetinin elini zayıflatıyor. Peki ne yapılmalı? Kamu harcamalarını azaltırken vergiler mi artırılmalı yoksa kemer sıkılıp kalkınma mı sağlanmalı?

“Şu anda Fransız hükümetinin diğer Avrupalı ortakları gibi kemer sıkmaktan başka çaresi bulunmuyor. Eğer bu yoldan ayrılırsa finansal olarak beslendiği pazarları kaybeder. İdeal, kesintilerle kalkınma arasında bir denge kurmaktan geçiyor. Fakat şu ana kadar bu dengeyi ne Fransız hükümeti, ne de diğer Avrupa hükümetleri yakalayabildi.”