Son Dakika

Son Dakika

Darbecilerle birlikte "darbe" de yargılanıyor

Okunan haber:

Darbecilerle birlikte "darbe" de yargılanıyor

Metin boyutu Aa Aa

1980 yılı eylül ayında artık durmak bilmeyen kanın üzerine ülkede büyük çoğunluk nasıl olursa olsun da bu kan dursun deme noktasına gelmişti.

Genelkurmay Başkanı Kenan Evren 12 Eylül 1980 sabahı ordunun yönetime el koymasını TRT’den “devlet otoritesinin yeniden sağlanması için….” sözleriyle açıklıyordu.

Askeri darbe öncesi sosyo-ekonomik şartlar çok ağırlaşmış ülke adım adım bir kaosa doğru ilerlemişti. Yüksek enflasyon ve işsizlik sosyal huzursuzluğu körüklüyordu ve hergün duyulan kanlı sokak çatışmaları artık vaka-i adiyeden olmaya başlamıştı.

1970-80 yılları arasında Türkiye 11 farklı hükümetle tanıştı. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görev süresinin dolmasının ardından cumhurbaşkanı seçiminde de bir türlü uzlaşılamamasıyla istikrarsızlık zirveye ulaştı ve ülkeye umutsuzluk hakim olmaya başladı.

Ordu darbe kararını çok da aceleyle almadı henüz yılın ilk ayında hükümete uyarıda bulunulmuştu. Daha önce de 1960 ve 1971’de hükümeti deviren asker şartlar olgunlaşınca yine geri durmadı, 12 Eylül’de meclis dağıtıldı ve siyasi partiler kapatıldı.

Asker darbeden sonra yeni anayasa hazırlanması talimatını verdi. “Devlet için millet” prensibine dayalı ve dünyadaki örneklerine göre oldukça uzun bir şekilde hazırlanan anayasa metni askeri yönetim sürerken 1982’de halkın oyuna sunuldu. Haklardan çok ödevlere dayalı metinle birlikte sandıktan Orgeneral Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olduğu da çıktı.

İlk serbest seçimler 1983’te Evren’in vetosuna maruz kalmayan politikacıların katılımıyla yapıldı. Seçim, hemen öncesinde Cumhurbaşkanı tarafından halka, “oy vermeyin” çağrısı yapılan Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’nin tek başına iktidara gelişiyle sonuçlandı.

1960’ta iktidarın kurucu merkezden çıkışı, 70’te “komünizm gelecek” korkusu, 80’deyse sağ-sol çatışması darbeye zemin hazırlamıştı. 1990’lardan sonra Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi’nin önce yerel sonra genel seçimlerde güç kazanması ve iktidar ortağı olması askerin siyaset sahnesinde yeniden perde önüne çıkışıyla sonuçlandı. 2002’de de kurucuları arasında yine Milli Görüş kökenli isimlerin ağırlıkta olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelişiyle mücadele daha da belirginleşti.

“Postmodern” 28 şubat darbesi ve 27 Nisan bildirgesinin öncesindeki son darbe olan 12 Eylül’ün mimarları 82 anayasasıyla kendilerini koruma altına almayı da ihmal etmemişler ve yargı önüne çıkarılamamışlardı. Fakat 2010 yılında yine bir 12 Eylül’de yapılan referandumla anayasada değişikler yapıldı ve referandum gününe kadar “yargılanamaz” denilen darbeciler sonunda yargı önüne çıktı.

Darbelerin mahkum edilmesi süreci 12 Eylül mahkemesiyle başlamıyor. “Ergenekon” ve “Balyoz” isimli süregiden davalar da tüm tartışmalarıyla birlikte 10 yılda bir amacına ulaşan ve artık alışılmış bir tarz-ı siyaseti sorguluyor. Kimin neyin mücadelesini verdiği zaman zaman muğlaklaşsa da ülke siyasetinin süngüyle dizayn edilmesine karşı olan süreç devam ediyor.