Son Dakika

Okunan haber:

Avrupa'da aşırı sağ nasıl temsil ediliyor?


insiders

Avrupa'da aşırı sağ nasıl temsil ediliyor?

Onları, aşırı sağcı, milliyetçi, popülist gibi kavramlarla tanımlıyoruz. Son yıllarda büyük hız kazanarak sandıkta başarı sağlıyorlar. Ancak bu farklı hareketlerin ortak noktaları var mı?

Reporter’ın bu bölümünde Fransa ve Hollanda’dan aşırı sağcı partilerin seçmenlerinden portreler sunuyoruz.

Fransa’nın 2. büyük şehri Lyon’dayız. 90’lı yıllarda siyasi karışıklığın hakim olduğu şehir, uzun zaman merkez sağın etkisinde kaldı. Avrupa’da sürekli bir dönüşümde olan aşırı sağ hareket günden güne farklı yelpazelerden seçmenleri kendisine çekerken diğer kesim ise bu akımı sert bir şekilde reddediyor.

euronews:

“Oyunuzu Ulusal Cephe’ye mi vereceksiniz?”

Lyonlu bir seçmen:

Tabii ki hayır.

1974’te %75’lik oy potansiyeline sahip parti, 80’li yıllarda bir dönüm noktasından geçerken %14’lere düşen oy sayısıyla, Jean- Marie Le Pen’in liderliğinde, 2002 yılında Jacques Chirac’ın karşısında 2. turda hüsrana uğradı. Ulusal Cephe’ye oy veren 10 Fransız’dan biri şimdi nereye kayboldu? Yine de bazılarını bulmayı başarabildik.

Seçmenler bu nedenle görüşlerini bildirmekte tereddüt ediyor. Bazıları geleneksel aşırı sağcı partileri tutkuyla desteklerken, onları açıkça tanımlayan, tek tip bir gösterge bulunmuyor. Lyon’un çevre illerinden birinde yaşayan ev hanımı Muriel Coativy ve emekli Nicolas Lores ile görüştük.

euronews:

“Ulusal Cephe’nin savunduğu değerler arasında gönülden desteklediğiniz hangisi?”

Nicolas Flores:

“Ulusal kimlik. Bana öyle geliyor ki herkes bu davayı bıraktı. Değerler yok oldu. Neredeyse artık Fransa’yı sevdiğimizi söyleyemeyek hale geldik. Marseillaise milli marşını söylememiz yasak. Fransa’da artık kendi kaderimizi kendimiz tayin edemiyoruz. Yani Fransa artık yok. Sınırlar kalktı; korunmamız mümkün değil ve dış ülkelerden sürekli talimatlar geliyor.”

Muriel Coativy:

“Bence daha federalist bir Avrupa haline geldik. Ülkelerin kendi kimliklerini kaybettiği bir Avrupa’yı bize zorla kabul ettirdiler. Küreselleşmeye alet olan bir halk yarattılar. Avrupa’nın bu son hali asla hoşuma gitmiyor; hatta korkutucu buluyorum.”

Ulusları ve ulusal kimliği yok eden bir Avrupa fikri gündemin önemli maddelerinden. Göçmenlik ve “işgal edilme” hissi de endişelerin
bir diğer yönü.

Muriel Coativy:

“Belirli bir topluluğa yönelik ırkçılık siz konusu değil. Bence İslam’ın diğer dinlere göre kayrıldığı hissi hakim. Bu da laikliğe karşı, bazı açılardan da özgürlüğe karşı bir tehdit unsuru.

Nicolas Flores:

“Ben Fransa’nın iyiliğine olan, Fransız toplumuna birşeyler katacak herşeye açığım. Ama benim ülkeme gelip dini propaganda yapana asla. Kabul edemem. Buraya gelip benim kızıma nasıl giyinmesi gerektiğini söyleyen, ne yapması gerektiği konusunda baskı yapan, bana ne yapacağımı, ne tür et yiyeceğimi söyleyenlere açık değilim. Burası benim evim.”

euronews:

Fransa, aynı zamanda mültecilerin ülkesi.

Nicolas Flores:

“Fransa’ya iltica edilmesini anlıyorum. Ama imkanlarımız olsaydı zaten sorun olmazdı. Benim kapım herkese açık. Biri şu an gelip çorba istese hiçbir sorun yok. Ama 150 kişi, 200 kişi gelirse bu mümkün değil.”

Muriel Coativy:

“Şanslıyım ki göçmen değilim. İyi bir yerde dünyaya geldim. Bunu söylemek gerekir: Gerçekten göçmenlerin yerinde olmak istemezdim. Bugün onlara hiçbir şey vaad edemeyiz. Önce kendi sağlığımızı yerine getirmemiz gerek ve tekrar güçlü bir ulus haline geldiğimizde, gerektiği takdirde yeni gelenleri ağırlayabiliriz. Bugün kimseye böyle bir hediye verme lüksümüz yok”

Lyon’dan Amsterdam’a geçtiğimizde aşırı sağın gücünü sandıkta görmek mümkün. Aşırı sağcı “Özgürlük Partisi” lideri Geert Wilders’in seçmenleriyle görüştük. 2006’da kurulan parti büyük bir yükselişe imza atarak 2010 genel seçimlerinden bu yana, İslam fobisi ve göçmen karşıtı politikalarıyla, Hollanda’da 3. büyük güç haline geldi. Kuzeyde yer alan Tuindorp Oostzaan
mahallesinde bir dükkan işleten, iflasın eşiğindeki John ile görüştük.

John Strauer:

“Hollanda’da bir çok suçlu var ve Hollandalı da değiller. Bu bize çok pahalıya mal oluyor.”

euronews:

“Yani birçok suçun göçmenler tarafından mı işlendiğini düşünüyorsunuz?”

John Strauer:

“Evet, bence çoğu göçmen buraya gelip suç işliyor. Çünkü kanunlar onları cezalandırmak için yeterince güçlü değil. Burada yaşama zorluğu çekiyorlar.”

euronews:

“Peki Özgürlük Partisi’ne oy vermek, onların topluma daha çok ayak uydurması mı demek?”

John Strauer:

“Bir yerden başlamanız gerekiyor. Özgürlük Partisi bunu destekleyen tek parti.”

.
euronews:

“Avrupalı hissediyor musunuz?”

John Strauer:

“Avrupa Birliği benim seçimim değildi. “Yunanistan’a yardım edelim” deniyor, ama neden? Bu bizim sorunumuz değil. Hollanda’da kendi problemlerimiz var. Önce onlar için savaşalım, sonra diğerleri için.”

Mieke, bahçesine , 2002 yılında öldürülen Pym Fortuyn’nin ardından kurulan aynı isimli partinin bayrağını diken bir emekli.

Mieke de Vries:

“Siyasetçiler kendi halklarını dinlemiyorlar. Brüksel’i fazlasıyla dinliyorlar. Kendi insanlarına yardım etmektense yurt dışına para akıtıyorlar.”

euronews:

“O halde Brüksel, yani Avrupa Birliği bir sorun mu?”

Mieke de Vries:

“Bence bir sürü insan, bir masa etrafına toplanıp çene çalmaktan başka bir işe yaramıyor.”

euronews:

“Peki göçmenler size göre bir sorun mu?

Mieke de Vries:

“Hollanda’ya geldiyseniz, buranın ekonomisine dahil olmayı seçtiyseniz, birşeyler yapın. Ülkeme gelip sadece paramı yemeyin. Sonra da “Benim de hakkım” demeyin. Hakkınız falan değil.”

euronews:

“Bayrağınız başınıza dert açıyor mu?”

Mieke de Vries:

“Bosna’dan kaçan bir adam geldi ve bana bayrağı kaldırmamı, kaldırmazsam bombalayacağını söyledi. Çok korktum. Polis çağırdım. Tamam, onun ülkesinde savaş oldu. Ama bu benim sorunum değil. İstediğim bayrağı dikerim. Bu gibi sebeplerden ötürü Özgürlük Partisi’ne oy veriyoruz.”

Hollanda’da acıma duygusu aşırı sağa özgü birşey değil. Söylem daha sert olmakla beraber Fransa’daki gibi yandaşlar, ülkeyi sahiplenme eğiliminde.

euronews:

“Fransa’dan Hollanda’ya, İsveç, Finlandiya, Avusturya ve İsviçre’yi ve hatta İngiltere’yi kapsayacak şekilde, Avrupa’da popülist hareketler son yıllarda yükselişte. Peki bu konuya ortak bir açıklama getirmek mümkün mü? Popülist hareketin yükselişi neye işaret ediyor?

Paul Bacot, sosyolog:

“Küresel ekonomi ve yerelden küresele kayış, toplumun bir bölümünü yakından ilgilendiriyor. Sonra ise küreselleşme ve göçmenlik, yani bir bakıma karışma hali… Bunun merkezinde tabii ki sınırları olmayan bir Avrupa bulunuyor. Artık bir sınır hissinin olmaması, bir anlamda kapanma ihtiyacı doğuruyor. Ya da belki, evet, genişleyebiliriz ama bunun nereye kadar gideceğini bilmemiz gerek. Neye hizmet edeceğini, kimlerin dahil olacağını, nerede bitip nerede başlayacağını bilme isteği var.”

Bu milliyetçi dalga, aşırı sağı destekleyenlerin korku duymasına ve sınırları açık bir toplum endişesine neden oluyor. Nicolas Flores ve Mieke de Vries yaptığımız söyleşide bu endişeye dikkat çekiyor:

Nicolas Flores:

“Bir endişe söz konusu olduğunuzda omuz omuza veriyoruz, belki kendi sınırlarımıza kapanıyoruz. Milliyetçilik bu olmalı.”

Mieke de Vries:

“İnsanlar, Avrupa’nın birliği için zorlandıkça kendi kökenlerine dönüyor.”

Editörün Seçtikleri

Bir sonraki konu
Fransa'da kadın-erkek eşitliği ve şiddet

insiders

Fransa'da kadın-erkek eşitliği ve şiddet