Son Dakika

Okunan haber:

Avrupa'da iş hayatında ayrımcılık nasıl önlenebilir?


Avrupa

Avrupa'da iş hayatında ayrımcılık nasıl önlenebilir?

Taciz, dışlanma, reddedilme ve ayrımcılık iş hayatında başa gelecek en büyük felaketler.
Avrupa Birliği ayrımcılığa karşı korumacı bir mevzuata sahip. Ancak ayrcımcılığa maruz kalanların birçoğu misilleme korkusuyla susmayı tercih ediyor

Rigth On’un bu bölümünde ayrımcılıkla savaşan ve şirketlerde çeşitliliği korumak için mücadele edenlerin öyküsüne tanık oluyoruz.

Çalışan profilinin çeşitliliği, bir iş yeri için yaratıcılık yenilik ve zenginlik anlamına gelir. Avrupa ülkelerinde bu fikre önem veriliyor olsa da araştırmalar iş hayatında ayrımcılığın halen var olduğunu gösteriyor.

Bazı çalışanlar tabu haline gelmiş konular üzerinden ayrımcılığa maruz kalıyor.

Kimliğini gizlemek isteyen, takma adıyla “Marc”, 1993 ve 2004 yılları arasında sürekli olarak cinsel eğilimi nedeniyle tehdit aldığından söz ediyor:

“ Homoseksüelliğim nedeniyle çok şiddet gördüm. Düşünün ki, ofiste öğle yemeğinden döndüğünüzde şiddet ve küfür içeren notlar buluyorsunuz. Çalışırken bir telefon geliyor; ölüm tehdidi alıyorsunuz. Bir de size değersiz davranılıyor. İkinci sınıf görevler veriliyor. Benim başıma gelen de bu oldu. Aylarca kimseyle konuşmadan, kimseyi görmeden, çalışmadan kendimi eve kapattım.”

2000 yılında Avrupa Parlamentosu’nda çıkarılan iki yönergeyle, iş hayatında ayrımcılığa karşı yasal süreç başlatılması öngörüldü. Marc, cinsel eğilimleri ayrımcılık kriterleri arasında tanıyan bu yasal metinlerin ona güç verdiğini ifade ediyor:

“Avrupa, biz homoseksüelllerin de saygı görmeye hakkımız olduğunu gösterdi. İş hayatında kendimizi savunabilmemizi sağladı. Ben bunu hemen kavrayıp harekete geçtim.”

Marc, uzun çabalar sonucunda mali tazminat alırken onu taciz edenler de ceza aldı.

Avrupa Birliği, ayrımcılıkla mücadele alanında en ilerici yasal çerçeveye sahip kurum. Her ülkede bağımsız bir devlet organı fırsat eşitliğini güvence altına almakla sorumlu. Bu organlar 2000 yılında çıkarılan yönergeleri direkt olarak uyguluyor. Görevleri ayrımcılık karşıtı yasaların uygulanmasını sağlamak. Günümüzde Avrupa’da eşitliği sağlamakla görevli “Equinet” ağı etrafında toplanıyorlar.

Equinet ağının başında bulunan Jozef De Witte, aynı zamanda Belçika’da Fırsat Eşitliği Merkezi’nin Başkanı. De Witte ayrımcılığa karşı koyma hakkı konusunda bilinç uyandırmaya çabaladıklarından söz ediyor:

“Öncelikle açıklık getirmemiz gereken konu şu: Herkesin ayrımcılıktan korunma hakkı var. Ayrımcılık konusunda herhangi bir sorunları olduğunda “Equinet” gibi başvuracakları bir kamu kurumu var. Somut bir konuda soruşturma açma yoluna gidebildiğimiz gibi, ayrımcılığı yapan diğer taraflarla, buna son vermek için, bir daha aynı şeyin yaşanmaması için ve kurbanın tazmimatı konusunda görüşmeler yapıyoruz.

Avrupa Birliği en azından 6 kriteri göz önünde bulunudurarak önlemler alma yoluna gitti: Etnik köken, cinsiyet, yaş, cinsel eğilim, engelililk ve din.

Ancak pratikte bu sebeplerden ötürü bir ayrımcılığa maruz kalındığını kanıtlamak pek kolay değil. Burkina Faso asıllı Fransız vatandaşı Yacouba Barry de ayrımcılık kurbanlarından. Milli Eğitim’in idari kadro sınavına girdikten sonra 2007-2009 yılları arasında Paris’te bir lisede müdür yardımcılığı stajını yaparken müdürünün ona nefret dolu yaklaşımından söz ediyor:

“Beni gördüğü anda ilk sözleri, “Burada ne yapıyorsun? Seni burada istemiyorum. Senden kurtulmak için herşey yaparım”, şeklindeydi. Tam bu tonda. İki yıl boyunca böyle oldu. Her tür aşağılamaya ve zülme başvurmaktan çekinmedi.”

Yocouba, bir çok delile ve öğretmenlerin desteğine rağmen stajını onaylatamadığından söz ediyor. Ayrıca sebep olarak yeteneklerine göndermede bulunan Milli Eğitim müfettişlerinin de bu ayrımcı muamalede bir parmağı olduğunu düşünüyor:

“Miili Eğitim, tüm kurumlar içinde ayrımcılıkla savaşma konusunda en önemli olanı. Ancak yasalarla uygulamalar arasında bazen büyük uçurum oluyor.”

Yocouba’nın davası halen idari mahkemede çözülmeyi bekliyor.

Equinet’in başkanı Jozef De Witte, ayrımcılığa uğrayanların bir çoğunun haklarını aramaktan çekindiğine işaret ediyor:

“Ne yaptığınız için değil kim olduğunuz için reddedilmek çok zor bir durum. Bu nedenle başına gelen ayrımcılık vakasını bildirmeyen insanların sayısı çok. Çünkü kendilerini o kadar kırgın ve hassas hissediyorlar ki onları adli kurumlara yönlendirmek şöyle dursun, Equinet gibi bir organa bile yönlendiremiyorsunuz.”

Ayrımcılıkla mücadele etmenin yolu, aynı zamanda şirketler içinde çeşitlilik politikaları geliştirmekten geçiyor. Avrupa’nın neredeyse her bölgesinde çeşitlilik üzerine yönetmelikler türemeye başladı. İmzalayan şirketler fırsat eşitliğini sağlamak için harekete geçmiş oluyor.

İspanya’da bu yönetmeliği çıkaran kişi Myrtha Casanova. İş hayatında çeşitlilik için mücadele veren Myrtha, Avrupa çapında faaliyet göstermiş bir sivil toplum örgütünün kurucusu. “Avrupa Farklılıklar Yönetimi Enstitüsü” nü kuran Myrtha 30 yıldır yaşadığı Barselona’da mücadelesini sürdürüyor. Kuzey ve Güney Avrupa ülkeleri arasında bu konuda büyük uçurum olduğundan söz ediyor:

“2000 yılında Avrupa’da çeşitlilik üzerine işl araştırmamızı yaptığımızda şaşırtıcı bir sonuca varmıştık: Çeşitliliğin uygulanması konusunda kuzey ülkelerindeki firmaların oranı %20 civarındayken Güney Avrupa’ya baktığınızda bu oranın yalnızca 1/1000 olduğunu görmüştük.”

Myrtha günümüzde bu farkın azaldığına işaret ediyor:

“Çeşitlilik üzerine yönetmelikler bilinç uyandırmada başarılı. Çünkü firmalar yönetmeliği imzalayanların yoğun olduğu ülkelerde deneyimlerin en iyi şekilde paylaşıldığı gerçeğinin farkına vararak, gönüllü olarak girişimde bulunuyorlar. Birbirlerinden öğreneceklerinin olduğunu fark ediyorlar. Bu şekilde bir hareket oluşuyor ve çeşitlilik politikaları uygulanıyor.”

Çeşitlilik yönetmeliklerini ilk olarak uygulayan Avrupa ülkesi Fransa’ya dönüyoruz. Demir yolları ulaşım şirketi SNCF de imzacılardan biri. Şirket yöneticileri ve çalışanları bu konuda bir formasyona tabi tutuluyor. SNCF’te fırsat eşitliğini sağlamakla görevli bir birim dahi mevcut. SNCF “çeşitlilik departmanı” başkanı Claude Mwangelu, farklı özelliklere sahip çalışanların şirketler için zenginlik olduğunu dile getiriyor:

“Ben günümüz şirketlerinin sadece iletişim ve iyi imaj yaratma amacıyla böyle girişimlerde bulunduğunu sanmıyorum. Hayır. Çeşitlilik bugün büyük bir zenginlik anlamına geliyor. Herkesin, işe katkısıyla, farklılığıyla, kişisel özellikleriyle kabul edildiği, değerli kılındığı, tanındığı kapsamlı bir ilkeler bütünü oluşturuyoruz.”

Engellilik konusunda şirketler daha da özenli davranmak zorunda. Pierre Vautrin 9 kişilik bir ekibin başında görev alarak tren saatlerini organize ediyor. Vautrin, işinde çalışma koşullarının kendisine uygun olduğunu ifade ediyor:

“Bize azami ölçüde bağımsız hareket etmemizi sağlayan bir görev verilmesi gerekiyor. Ayrıca hayata bakış açımızla kişiliğimizin getirilerine güvenmeleri gerekli. Ben işimi keyif alarak yapıyorum. Çok iyi gidiyor. Kendi adıma çok memnunum.”

Açık görüşlü olup çeşitliliği savunmak günümüz şirketlerinin gelişimi ve geleceği için çok önemli. Farklılıklarıyla kabul edilmek ve herkesle aynı fırsatlara sahip olabilmek ise bireyler için hayati değer taşıyor.