Son Dakika

Son Dakika

Türk futbolunda İnönü Baharı mı yoksa felaket mi?

Okunan haber:

Türk futbolunda İnönü Baharı mı yoksa felaket mi?

Metin boyutu Aa Aa

Futbolun sadece spor müsabakası olmadığı, sosyolojik bir olgu, bir kimlik ve sosyalleşme aracı olduğu Türkiye, şike soruşturmasının yol açtığı ekonomik zararı gidermek için Süper Lig tarihinde ilk kez play off karşılamaları oynatıyor.

Yayıncı kuruluşun, futbolu yönetenlerin play off sürecinden beklentileri büyük. Ama altı maçlık serinin ilk haftasında yaşananlar, Türk futbolunun nasıl karmaşık bir sorunlar sarmalında olduğunu gözler önüne serdi. Fenerbahçe-Trabzonspor maçına Emre Belezoğlu’nun rakibine ırkçı küfürler ettiği iddiası, Beşiktaş-Galatasaray maçına ise hakemin sonucu belirleyici hatalarının öfkelendirdiği taraftarın tepkisi damga vurdu.

Yayıncı kuruluşun kasasını doldurmak için bir Fenerbahçe-Galatasaray finalini kurguladığı yönündeki komplo teorilerine inananların sayısının giderek artması endüstriyel futbola yönelik tepkileri güçlendiriyor.

İnönü Stadı’nın çıkışında “Bize tiyatro izletmesinler kardeşim!” diye haykırıyor bir futbol sever. “Sonucu baştan belli karşılaşmalar izlemek istemiyoruz. Boşu boşuna hop oturup hop kalkıp aptal yerine konmak istemiyoruz.”

Tepkiler bununla sınırlı değil. Sosyal medyada yazılanlar, köşe yazarlarının ifadeleri Türk futbolundaki çöküşün, çatırdamaların ifadesi.

Spor muhabirliği yaptığı halde futbol maçlarını izlemeyi zul saymaya başlayan gazeteciler, sahaya çıkmamak için bilerek ceza alan oyuncular, kendi kulübünün maçlarına gitmeyen yöneticiler…

Takımlarının maçı öncesinde meydanlarda toplanıp protesto eylemi düzenleyen kendi deyimleriyle “itaatsiz” taraftarlar, borç içinde yüzen, geleceğini ipotek altına vermiş kulüpler…

Türkiye’de yıllardır halı altına süpürülen, görmezden gelinen futbolun sorunları play off karşılaşmaları ile iyice su yüzüne çıktı, adeta patlama yaptı.

Antep’te bir futbol taraftarı bıçaklandı, ırkçılık tartışmaları gündeme oturdu ve İstanbul Boğazı’nın kıyısındaki İnönü Stadyumu’nda taraftarlar sahaya girdi. Şiddet olayları daha ilk karşılaşmada öne çıktı. Olayların geriliminde kendini kaybeden bir polis saha içinde taraftarlara silah çekti. Bütün bunlardan sonra ne Türkiye’de futbolun artık normal mecrada oynandığı söylenebilir ne de heyecanı daha yüksek final maçında çok daha büyük olayların yaşanmayacağı.

İstanbul İnönü Stadı’nda Pazartesi gecesi yaşananlar artık Türk futbolundaki kronik krize daha fazla göz yumulamayacağının işareti, büyük bir alarm ve bir milat olarak öne çıkıyor. Taraftarların, rakibine kasıtlı tekme ile giren kendi oyuncuları Quaresma’ya hakemin kırmızı kart göstermemesini yüksek sesle ve dakikalarca protestosu, öfkenin holiganizm, kendinden geçmiş bir kitlenin hezeyanı olmadığının göstergesi. Beşiktaşlı taraftarlar bir anlamda Türk futbolunu kurtaracak krizi tetiklemeye, Arap baharı misali protestoyu tetiklemeye çalıştı. Ve bu sürecin barışçı bir şekilde geçmeyeceğinin işaretini verdi.

Peki ya kulüpler ve federasyon açısından durum nasıl?

Sahada bir hafta önce takımı arkadaşını öldüresiye döven Brezilyalı oyuncu Melo’nun Galatasaray formasıyla bulunması, vicdanları yaralayan bir başka çarpıklığı gözler önüne serdi. Başka bir ülkede aylarca sahaya çıkmasına izin verilmeyecek bir oyuncunun kendi kulübü ceza vermediği için “aklanması” Futbol Federasyonu’nun olayı es geçmesi Türk futbolunun nasıl yönetildiğini sorguya gerek bırakmıyor. Gençlere “kazanmak için her yol mubahtır” mesajı veriliyor, spor ahlakının ilkeleri ayaklara altına alınıyor. Büyük bir tezatla bu mesajı alan kitlelerden “etik” davranmaları, maç içinde olay çıkarmamaları bekleniyor.

Kulüplerin çoğunun mali durumlarının iflas noktasına gelmesi, UEFA kriterlerini karşılamakta zorlanması, profesyonel idare eksikliği transferlere harcanan paraları boşa çıkarırken, verimsizlik uluslararası alanda başarısızlık olarak yansıyor.

Sadece yayıncı kuruluşun ikbalini düşünerek hareket eden yöneticiler futbolcuların iş ve yaşam koşullarını da İngiltere’deki vahşi kapitalizm dönemindekini aratır düzeye çekiyor. Gün aşırı futbol maçları oyunculara dinlenme, kendilerini toparlama fırsatı vermediği gibi sağlıklarını da tehlikeye atıyor. Yani işçi haklarına yönelik de ağır bir saldırı var ortada. Kurallara göre bir gün sonra oynanması gereken erteleme maçının, yine yayıncı kuruluşun çıkarlarına uygun olarak iki gün sonra oynanmasına hesap soracak makam bulunmaması boşlukları afişe ediyor.

Taraftarların “futbolun katili Türk hakemleri!” diye suçladığı hakemlerin hiçbir koşulda caydırıcı cezalar almaması öfkeyi tetikleyen bir başka neden. Ekranlarda katılımcılarına büyük paraların ödendiği spor programlarında sansasyonel kararlarla isim yapan eski hakemlerin boy göstermesi, eğitimi düşük futbolcuların emekli olduktan sonra spor yazarlığı yapması ve spor yazarlarındaki kalite düşüklüğü ise Türk futbolundaki bu sorunları ve bu çarpıklıkları gözler önüne serip yol göstermektense olan bitenin üstünü örtmeye, kulüp lobiciliği ile günü kurtarmaya yarıyor. Türk futbolundaki bu kısır döngünün yönünü görmek için ise kahin olmaya gerek yok.

Ortadaki anomalite 2002 yılında Dünya Kupası’nda, 2008’de Avrupa Şampiyonası’nda üçüncü olan, UEFA Kupası’nda, Şampiyonlar Ligi’nde başarılar yaşayan Türk futbolunun geleceği için karanlık bir tablo vaad ediyor.

“Bora Bayraktar, İstanbul”