Son Dakika

Okunan haber:

Türkiye Sarkozy'den kurtuldu, peki Hollande ile nasıl olacak?


Fransa

Türkiye Sarkozy'den kurtuldu, peki Hollande ile nasıl olacak?

Sosyalist François Hollande’ın Nicolas Sarkozy’yi mağlup ederek Fransa’nın 24’üncü Cumhurbaşkanı seçilmesi, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa açılması anlamına geliyor.

Hollande döneminin neler vaadettiğini anlayabilmek için Sarkozy döneminin miras bıraktığı tahribatın tespiti gerekiyor.
Dünkü seçim mağlubiyetiyle birlikte siyasi hayatına nokta koyan Sarkozy’nin 5 yıllık cumhurbaşkanlığı süresinde koruyabildiği en istikrarlı duruşu Türkiye karşıtlığı olmuştu. AB içindeki Türkiye karşıtlarının liderliğini de üstlenen Sarkozy’ye göre Türkiye saygı duyulması gereken büyük bir ülkeydi ama coğrafik ve kültürel olarak Avrupa’nın parçası değildi.

Sarkozy bu amaçla özellikle 2008 yılının ikinci yarısındaki Fransa dönem başkanlığı sırasında Avrupa’nın sınırlarını çizerek Türkiye’nin “dışarda” olduğunu kayda geçirmeye de kalkıştı fakat Brüksel’den beklediği destek gelmeyince amacına ulaşamadı.

Fransa’nın ısrarlı talebiyle kurulan AB Akil Adamlar Komitesi’nin 2010 yılında yayımlanan raporunda, AB’nin üyelik isteyen Avrupa’dan her ülkeye kapılarını açık tutması ve başvuran her ülkeyi, üyelik kriterleri temelinde kendi meziyetleriyle değerlendirmesi istendi. Raporda, “Avrupa’nın gerçek sınırlarının” Sarkozy’nin savunduğu gibi coğrafyada değil, değerlerde olduğu vurgulandı.

Aralarında İtalya Başbakanı Mario Monti, eski İspanya Başbakanı Felipe Gonzales ve eski Polonya Cumhurbaşkanı Lech Walesa gibi sembol isimlerin bulunduğu akil adamların raporunda, “Katılımcılık ve taahhüt politikasına uygun olarak AB, Türkiye dahil resmen üyeliğe aday kabul ettiği ülkelere verdiği sözlere saygı gösterip müzakere sürecini ilerletmelidir” ifadesi kullanıldı.

Bu girişiminden sonuç alamayan Sarkozy, “üyeliği öngördüğü” gerekçesiyle katılım müzakerelerine konu toplam 35 fasıldan 5’ini tek yanlı olarak engellemeyi sürdürdü. Fransa’nın hiçbir zaman resmen açıklamadığı sözkonusu fasıllar arasında, Avro Bölgesi’ne katılımı da düzenleyen ekonomik ve parasal politika, üyelik sonrası AB ortak bütçesinden alınacak payı ilgilendiren bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonu, ortak tarım politikasını ilgilendiren tarım ve kırsal kalkınma, AB bütçesine yapılacak katkıyı ilgilendiren mali ve büçesel hükümler ve AB organlarında temsiliyeti ilgilendiren kurumlar faslı bulunuyor.

Sarkozy’nin bir diğer ısrarı, cumhurbaşkanlığı süresince AB’nin Türkiye’ye ilişkin tüm resmi belgelerinden “katılım” kelimesini çıkarmak oldu.

Sarkozy bunun yanında AB içinde Kıbrıs Rum kesimini Türkiye’yi engelleme konusunda cesaretlendirerek adeta süreci tamamen öldürmeye çabaladı. Türkiye karşıtlığını Fransa’nın dış politikasında da belirginleştiren Sarkozy, Ortadoğu ve Afrika’daki açlımlar başta olmak üzere Ankara’nın dış politik hamlelerini sonuçsuz kılmak için büyük çaba harcadı. Bu kapsamda sık sık rol çalmaya soyunan Sarkozy’nin İngiltere Başbakanı David Cameron’ı da yanına alarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan önce apar topar Libya’ya gitmesi dikkat çekiciydi. Sarkozy’nin Libya’da birkaç kişi toplayabilirken Erdoğan’ın binlerce kişiye hitap etmesi bu rekabetin muhtemel sonuçları açısından oldukça öğreticiydi.

Hollande, Türkiye-AB ilişkilerini önyargılardan arındırabilir

François Hollande’ın Türkiye’nin AB üyeliğinin güçlü bir destekçisi olduğunu söylemek aşırı iyimserlik olur. Bununla birlike Hollande döneminde Türkiye’nin AB katılım sürecinin daha gerçekçi bir zeminde tartışılması beklenebilir.

Hollanda, seçim kampanyası sırasında katıldığı bir televizyon programında Türkiye’nin üyeliğine bakışının sorulması üzerine durum tespiti yapmakla yetindi. France 2 kanalında konuşan Hollande, katılım müzakerelerinin yıllardır ilerlemediğini, önemli şartların karşılanmadığını ve gelecek 5 yılda Türkiye’nin muhtemelen AB üyesi olmayacağını dile getirdi. Fransız kamuoyunun Türkiye’nin üyeliğine menfi bakışı dikkate alınırsa Hollande’ın güçlü bir tutum belirlemesi zaten siyasi açıdan riskli olacaktı.
Hollande’ın seçim kampanyasını yöneten ve yeni dönemde dışişleri bakanlığının en güçlü adayları arasında bulunan Pierre Moscovici, Türkiye konusundaki yapıcı tutumuyla tanınıyor.

Sosyalistlerin bir önceki cumhurbaşkanı adayı Segolene Royal ise Türkiye’nin AB üyeliğine şüpheci yaklaşmış ve böyle bir durumda referanduma gitme taahhüdünde bulunmuştu. Moscovici ve Royal gibi partinin önde gelen diğer isimleri de Türkiye konusunda farklı görüşler benimsiyor.

Hollande’ın dış politikada ve özellikle Türkiye konusunda Sarkozy’nin yolundan gitse bile üslubunun çok daha farklı olacağı herkesçe kabul ediliyor.

Fransa’nın AB dışındaki ticari ortakları arasında, Çin ve ABD’nin ardından üçüncü sırada bulunan Türkiye bu haliyle gözardı edilemeyecek bir önem taşıyor. Türk ekonomisindeki hızlı büyüme ve barındırdığı devasa potansiyel de dikkate alındığında Fransa ekonomisini canlandırma vaadiyle göreve gelen Hollande’ın selefi gibi Türkiye karşıtlığına yönelmesi makul görünmüyor.

Bununla birlikte Hollande, seçim kampanyasında taahhüt etiği gibi 1915 olaylarıyla ilişkin Ermeni iddialarının tartışılmasını cezalandırmaya kalkışması ya da terörle mücadelede Ankara’yla işbirliğinden kaçınması halinde Türkiye’yle ilişkilerde Sarkozy’nin bıraktığı enkazın altında kalabilir.

Hollande’ın dış politika vizyonu Ankara’yla örtüşüyor

Hollande’ın Türkiye ile ilişkilerden bağımsız olarak genel dış politika vizyonu, Ankara’nın vizyonuyla büyük ölçüde örtüşüyor. Hollande’ın, geleneksel Fransız dış politikasını yolundan saptırarak ABD-İsrail çizgisine yaklaştıran Sarkozy’nin aksine daha dengeli bir dış politika taraftarı olduğu biliniyor.

Hollande’ın vizyonunda, AB entegrasyonunun ilerletilerek ortak paranın ardından ekonomik ve mali birliğin temellerinin atılması ve bu yolla ABD ve İngiltere’nin istediği gevşek birlik modelinin kesin şekilde geride bırakılması, Avro Bölgesi öncülüğünde Avrupa’nın gerçek bir aktör olarak küresel sahneye çıkması, BRICS ülkeleriyle yakın işbirliği ve nihayetinde İkinci Dünya Savaşı sonrasından miras kalan küresel ekonomik ve siyasi düzenin yeniden dizayn edilmesi bulunuyor.

Bu haliyle Türkiye’nin küresel vizyonuyla oldukça benzer özellikler taşıyan yeni Fransa’nın Türkiye’yle geliştireceği ilişkiler, Suriye’de aciliyet arzeden krizle test edilebilir. Hollande, Libya konusunda gösterdiği kararlılığı bölgesel kaygılarla Suriye’den esirgeyen Sarkozy’nin aksine Türkiye’yle yakın işbirliğine girerek katliamların sona ermesinde önemli rol oynayabilir.

Feyzullah Yarımbaş, Brüksel, AA