Son Dakika

Okunan haber:

Van Rompuy: "Kriz zamanı Avrupa'nın birliği için fırsattır"


DÜNYA

Van Rompuy: "Kriz zamanı Avrupa'nın birliği için fırsattır"

9 Mayıs Avrupa Günü kapsamında Avrupa Konseyi ilk defa bir televizyon kanalına, euronews’e kapılarını açtı. Burada euronews’i konuk alan Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, gençlerin sorularını yanıtladı.

Alex Taylor, euronews:
“Bugün 9 Mayıs, Avrupa Günü. Bu kapsamda Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Avrupa Konseyi’nin Brüksel’deki binasındayız. Konuğumuz Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy. euronews ekranlarından kendisine sorularınızı yönelteceksiniz. Onun, Avrupa liderlerinin ya da euronews seyircilerinin önünde sahne korkusu olup olmadığından emin değilim. İlk defa bir televizyon programı bu salonda çekiliyor. Merhaba Sayın Başkan. Çok teşekkür ederiz. Evinize hoş geldiniz. Sizce Avrupa, bir uzlaşma sanatı mıdır?”

Herman Van Rompuy, Avrupa Konseyi Başkanı:
“Evet, sadece Avrupa değil. Başkan Barack Obama’nın yaptığı bir konuşmayı hatırlıyorum. ‘Bu millet uzlaşma üzerine inşa edilmiştir’ demişti. Amerika Birleşik Devletleri de anlaşma üzerine kurulmuştur. Uzlaşı, hayatın bir kuralı.”

Alex Taylor:
“euronews izleyicileri, ‘askthepresident.eu’ adresinden sorular gönderdiler. Soruların çoğu Avrupa’yı sarsan ekonomik krizle ilgili. Özellikle Yunanistan ve İspanya ile ilgili sorular. Bu ne kadar daha devam edecek? Tasarruf politikalarına devam etmeli miyiz? Geçtiğimiz haftalarda bazı kaynaklardan duyduğumuza göre, bu doğru çözüm değil. Avrupa’da büyümeyi nasıl sağlayabiliriz? Şimdi, Bartholomew Rose’dan bir soru geliyor: “Sayın Başkan, Fransa’daki cumhurbaşkanlığı seçimi ve Hollanda hükümetinin düşmesi, Avrupa Konseyi’nin empoze ettiği kemer sıkma politikalarına karşı Avrupalı vatandaşların ne kadar isteksiz olduğunu gösteriyor. İkinci olarak da Avrupa büyümesini teşvik etmek için bir kurtarma planı ortaya konuldu. Temel olarak, fikrinizi değiştirecek misiniz?”

Van Rompuy:

“Şubat 2010’da benim bulunduğum resmi olmayan Avrupa Birliği Zirvesi’nden bu yana büyümeyi dikkate alıyoruz.”

Alex Taylor:
“Yunanistan’da krizin en kötü olduğu dönemdi.”

Van Rompuy:
“Evet, fakat önceden bilmiyorduk. Konsey’in gündemine, yapısal ekonomik büyümeyi aldım; çünkü benim inancıma göre, eğer yeterli büyümeyi sağlayamazsak, sosyal modelimizi finanse edemeyiz. Sonrasında Yunanistan krizi geldi. Bu herşeyi gölgede bıraktı. Bir yıl sonra, Avrupa Konseyi’ni burada topladım. Temel konular, büyüme, enerji ve yenilikti. Bu sene Ocak ve Mart aylarında yaptığımız zirvelerde büyüme ve istihdam konularını masaya yatırdık. Bu konularla bir süredir ilgileniyoruz. Bu, çabalarımızı arttırmayacağız anlamına gelmiyor. Fransa seçimlerinden sonra çabalarımızı arttıracağız. Bu gibi temel konular her zaman gündemimizdeydi. “

Taylor:
“Eğer François Hollande, mali anlaşmayı tekrar müzakereye açarsa ne yapacaksınız?”

Van Rompuy:
“Bu diğer bir olay. Eğer bu olursa önümüzdeki haftalarda bununla ilgileneceğiz. Fakat, bence en önemli olan, ekonomik büyüme ve istihdamı arttırmak gibi içerik konusunda uzlaşmaya varmaktır. Yeni Fransa cumhurbaşkanının kendine ait bir programı olsa da birçok noktada uyum sağlayacağımızı düşünüyorum.”

Taylor:
“Şimdi ilk video sorumuzu alıyoruz. Dublin’de yaşayan Cristos’tan geliyor. İngilizce soruyor: “Şu andaki ekonomik krizde, vatandaşların Euro Bölgesi ve Avrupa Birliği üyeliğine olan desteğinin düştüğüne şahit oluyoruz. Hükümetlerin ve siyasetçilerin güveni tekrar kazanabilmelerinin en iyi yolu olarak neyi görüyorsunuz?”

Van Rompuy:
“Yine de Avrupa Birliği ve Euro Bölgesi üyeliğine destekleyen büyük bir çoğunluk var. Seçimden hemen önce Yunanistan’da yapılan bir ankette halkın yüzde 75’inin Euro Bölgesi’nden ayrılmak istemediği belirtiliyordu.”

Taylor:
“Seçim sonuçları bunu göstermiyor.”

Van Rompuy:
“Seçim sonuçları, siyasetçilerin programlarıyla ilgili. İnsanlar hala Euro Bölgesi üyeliğini destekliyor. Çünkü onlar, ülkeleri için başka bir yolun olmadığını, Avrupa Birliği dışında başka bir geleceğin olmadığını biliyor. Fakat, ne olursa olsun biz insanları Avrupa Birliği üyeliğinin anlamı konusunda ikna edeceğiz. Sonuç olarak Euro Bölgesi’nin sağlamlaştırmak zorundayız. Bundan dolayı ekonomik büyümeyi sağlamalı ve iş fırsatları oluşturmalıyız.”

Taylor:
“Çok uzun bir zamandan mı bahsediyoruz. 2 yıl, 5 yıl, 20 yıl mı?”

Van Rompuy:
“Uzun dönem bugünden başlar. Uzun vade her zaman vardır. Fakat, insanlara bir bakış açısı vermek her zaman önemli. Batı Avrupa ülkelerindeki durumla güneydoğu Avrupa ülkelerinin durumu farklı. Kuzey ile ilgili olarak da şunu söyleyebilirim, bu yıl sonunda tekrar pozitif ekonomik büyümeye sahip olacağız. Belçika’da bile bu yılın ilk çeyreğinde bunu gördük. Gelecek yıl ile ilgili ekonomik büyüme tahminleri olumlu. Olabildiği kadar güven ortamını korumalıyız. Çünkü eğer iyi işaretler olursa insanlara bunları göstermeliyiz. Her durumda halka beklenen durumları anlatmak zorundayız.”

Taylor:
“Şimdi de twitter üzerinden ilk sorumuz İspanya’dan bize katılan Andrea’dan geliyor: ‘Sayın Başkan İspanya’nın da Yunanistan gibi yardıma ihtiyacı var mı? Listede sıradaki yer İspanya mı?”

Van Rompuy:
“Hayır, onlar yardım talebinde bulunmadılar. Bence İspanya hükümeti önceki hükümette olduğu gibi, mali açıdan, rekabet açısından ya da iş piyasasındaki reformlar açısından cesur kararlar alıyor. Bence bu üretimle sonuçlanacak. İspanya, bankaların daha da güçlendirilmesi için yeniden sermayelendirilmesi gibi, bu sektörde reformlara ihtiyaç duyuyor. Hükümetin bu konuda iyi işler yaptığını düşünüyorum. İspanya hükümetine güvenim tam.”

Taylor:
“İtalya’dan Sara’nın bir sorusu var. Benvenuto, sorunuzu alalım lütfen: “Son zirvede, sıklıkla muhaliflere sunulan tasarruf ve mali konsolidasyon şeklindeki büyüme sorununu tartışmak için Avrupalı liderlerin katılacağı resmi olmayan bir akşam yemeği vereceğinizi söylediniz. Bu ikisi arasında bir çatışma olduğunu düşünüyor musunuz? Ya da birbirlerini tamamlıyorlar mı? Bu durumda hangi büyüme tedbirleri kamu maliyesi ile daha uyumlu olur?”

Van Rompuy:
“Bu soruyu sormanıza sevindim, çünkü bu duruma açıklık getirme fırsatı veriyor. Euro Bölgesi’ni sağlamlaştırma politikamızdaki nihai amacımız, büyüme ve istihdamdır. Biz Euro Bölgesi’ni sağlamlaştırmıyoruz, sadece almış olmak için modası geçmiş önlemleri almıyoruz. Bu bir amaç. Büyüme ve istihdam. Bu benim ilk cevabım. İkinci olarak da biz daha uzun dönem üzerinde çalışıyoruz. Ekonomimizin arz yönünü güçlendirmek zorundayız: Yenilik, eğitim, öğretim, araştırma ve kalkınma. Mali konsolidasyon işlemlerinin karışımı olsa bile bu en önemli önceliğimiz. Daha sonra Avrupa Komisyonu ile birlikte yatırımı nasıl arttırabileceğimizle ilgili birçok konuyu dikkate alıyoruz. Avrupa Yatırım Bankası’nın sermayesini 10 milyar Euro arttırmak mesela. 160 milyar Euro’luk yeni yatırımlar oluşturabilirsiniz. Euro Bölgesi’nde bazı kilit alanlarda yatırımın değerini arttırmak için tahvil projeleri üzerinde çalışıyoruz. Yapısal büyümeyi arttırmak için farklı düzeylerde ve farklı alanlardayız. Tasarruf önlemleri konusunda bir uzlaşmazlık yok. Kısa dönemde böyle bir şey olabilir, çünkü insanlar kendi dengesizliklerini düzeltmek ve rekabeti artttırmak zorunda. Aynı zamanda daha güçlü ekonomik büyüme için kuzeyde ve güneyde çalışıyoruz.”

Taylor:
“İspanya’daki işsizlere mesajınız ne olacak?”

Van Rompuy:
“Şunu söyleyebiliriz ki zorlu bir dönemden geçmek zorundayız. Bunu biliyoruz. Yatırım ve büyümeyi arttırmak için Avrupa seviyesinde çalışabildiğimiz kadar çalışıyoruz. Euro Bölgesi’nin tamamında iyi şeyler yapıyoruz. İspanya da bunun yararını görecek. Elbette kendi ülkenizde hükümet, genç işsizlerle ilgili özel önlemler alarak istihdamı arttırmak için elinden geleni yapmalı.”

Taylor:
“İnternet üzerinden gönderilen diğer bir soruyla devam edelim. Mısır’dan Remy, soruyor: “Avrupa’da aşırı sağın, ırkçı partilerin büyümesinden endişe duyuyorum. Bu, Avrupa düşüncesiyle ve onu kuranların değerleriyle çelişiyor. Avrupa Konseyi Başkanı bu konuda ne yapabilir? Siz bu konuda birşey yapabilir misiniz?”

Van Rompuy:
“Benim geldiğim ülkenin bir bölgesinde aşırı sağla ilgili oldukça üzücü tecrübeler yaşanıyor.”

Taylor:
“Vlaams Blok…”

Van Rompuy:
“Evet, 2004 seçimlerinde yüzde 25 oy aldılar. Bugün ise seçmen sayıları bu oranın yarısı. Yani aşırı sağı yenebilirsiniz.”

Taylor:
“Fransa ya da Yunanistan gibi diğer ülkelerde böyle değil. Geçtiğimiz hafta bunu gördük.”

Van Rompuy:
“Fransa’da aşırı sağ yüzde 17 oy aldı. 2002’de ciddi bir vakaydılar. Aşırı sağın yükselişi Euro Bölgesi’ndeki krizle bağlantılı bir olgu değil. Bu durum, Euro Bölgesi’ndeki krizden önce de vardı. Fakat en önemli olan şey Avrupa Birliği’nin dilini kullanarak değerlerimizi savunuyoruz. Hukukun üstünlüğünü, demokratik özgürlükleri, ayrımclılık olmadan insan olma değerlerini savunuyoruz. Güçlü bir konuşma çok önemli. Avrupa Birliği’nde yaşayan insanlara, kanunlarımıza saygı duymalarını, anayasalarımıza saygı duymalarını, kilise ve devletin ayrı olduğu düşüncesine saygı duymalarını, kadın ve erkeklerin eşit olmasına saygı duymaları gerektiği elbette söylemek zorundayız. Fakat en önemli olanı biz savaşıyoruz ve değerlerimizi savunduğumuzu gösteriyoruz.”

Taylor:
“Euronews’te Avrupa Günü özel yayınımızda bir başka tweet daha okuyalım. Romanya Ploiesti’den Johanne diyor ki ‘Avrupa Birliği’ni terk etmenin götürülerini hesaplayamayan Avrupalılara ve liderlere ne söylemek isterdiniz? Acaba kim birlik terk edilirse kendilerini daha iyi bir gelecek beklediği inancında?’ Sanırım burada Yunanistan’ın çekilme söylentilerinden bahsediyor. Gerçekten bunun maliyeti ne olur gerçekten bilen biri var mı sizce?”

Van Rompuy:
“Sadece Yunanistan değil, Hollanda’da da halk ve siyasi liderler bile Euro Bölgesi’nden hatta Avrupa Birliği’nden çekilmeyi savunuyor. Sadece Yunanistan’ı örnek vermiyorum, Belçika ve Hollanda’yı da gösteriyorum, burada ekonomi 10 milyonluk, 15 milyonluk nüfusa bağlı ve bu ülkeler 500 milyonluk bir tüketici kitlesini kaybetmeyi, küçük bir pazara hapsolmayı ve Fransa’dan Hollanda’ya geçerken yine pasaport göstermeyi göze alıyorlar.”

Taylor:
“Bu 500 milyonluk tüketici kitlesi Yunanistan’a kemer sıkma önlemlerini uygulaması için müthiş bir baskı uyguluyor.”

Van Rompuy:
“Hayır, hayır çünkü bu aynı zamanda bir fırsat. Ben 50’li yıllarda yüksek oranda yapısal işsizlikten zarar görmüş bir ülkeden geliyorum. Ne zaman Fransa, İtalya ve Almanya gibi öteki pazarlara açıldık, o zaman büyük bir refah sağladık. Yani yeni pazarlar yaratmak refah getirebilir, refahın asıl kaynağı budur.”

Taylor:
“Peki stüdyodan bir soruyla devam edelim. Sanırım Luigi’nin bir sorusu var. Nereden geliyorsunuz?”: “Ben Belçika’dan geliyorum. Sayın Başkan, Avrupa’da entegrasyon can çekişirken, ekonomik ve mali sorunların baş gösterdiği ülke sayısı da artıyor. Bu kapsamda Avrupa Birliği nasıl oluyor da, Hırvatistan gibi birlik içinde entegrasonu daha zor ve zahmetli kılacak yeni ülkeleri alarak genişlemeye devam edebiliyor?”

Taylor:
“Ben de geçen hafta bir Hırvatla tanıştım, diyor ki ülkede gerçekten birliğe girmek istenip istenilmediği tartışılmaya başlanmış.”

Van Rompuy:
“Hırvatistan’da bir referandum yapıldı ve ülkenin Avrupa Birliği’ne üyeliği hakkında gayet olumlu bir sonuç çıktı. Ancak açık ve kesin konuşmak gerekirse, Avrupa Birliği bir değerler birliğidir. İspanya, Portekiz ve Yunanistan birliğe girdiler; çünkü diktatörlüğü, faşizmi bir kenara bıraktılar. Sonra eski komünist ülkeler var, bu demokrasiler için Avrupa Birliği olmadan bir gelecek yok. Yani Avrupa Birliği sadece barış için çalışmıyor aynı zamanda demokrasinin de garantisi, bu yüzden bu ülkeler birliğe girdi. Eski Yugoslavya için de aynı şey geçerli. Orada bir iç savaş, 15 sene öncesine kadar bir soykırım bile vardı ve gelecekte tüm bunların önüne geçmenin tek yolu Avrupai bir bakış açısı katmaktır. Tabii ki de taahütlerine sadık kalıp, kriterleri yerine getirmeliler. Ancak onların geleceği Avrupanın geleceğiyle bir, yoksa Avrupa’da tekrardan savaş görebiliriz.”

Taylor:
“Bu aralar haber gündemini epey işgal eden bir konu hakkında atılmış bir tweet okuyalım. Ukrayna’dan Andriy diyor ki, ‘Euro 2012’yi boykot etmenin Ukrayna’ya bir faydası yok. Neden bu ülkeyi ziyaret edip, hükümetle görüşmüyorsunuz? Aksi halde Ukrayna halkının Avrupa Birliği’ne katılma arzusuna rağmen, ülkeyi Rusya’nın kucağına itmiş olacaksınız.”

Tylor: “Bu soru şu anda açlık grevinde olan Yulya Timoşenko konusuyla da ilgili aslında.”

Van Rompuy:
“Aralık ayında Sayın Barosso ile beraber Kiev’deydim. Cumhurbaşkanı Yanukoviç ile saatlerce konuştuk. Orada Ukrayna ile bir ortaklık anlaşmasını birlikte paraf ettik ancak resmen, açıkça onaylamadık. Neden? Çünkü biz diyoruz ancak siz bizim değerlerimizi taşırsanız biz de böyle bir anlaşmaya onay veririz. Çünkü ‘bir ortaklık anlaması’ sadece ticaretle ilgili değildir. Bu aynı zamanda siyasi bir anlaşmadır, Ukrayna’da da eski başbakanları Yulya Timoşenko’ya karşı yapılanlar kabul edilebilir gibi değil. Biz de bunu oldukça açık olarak Cumurbaşkanı Yanukoviç‘e söyledik. Ben turnuvaya katılmayacağım çünkü bu turnuvada hiçbir Avrupa takımı yok, Belçika da elendi. Ancak her ne olursa olsun, burada sert bir siyasi mesaj veriyoruz. Ukrayna başbakanı Brüksel’e gelmek istediğini belirtmişti. Biz ise ona ‘gelme’ dedik. Bu bizim tarafımızdan onlara Ukrayna’yı değiştirmeleri yönünde açık bir mesajdır. 2004’te Ukrayna demokrasi adına örnek olan ülkelerden biriydi, yine öyle olmalı.”

Taylor:
“Euronews’te 9 Mayıs Avrupa Günü için yapılan özel yayını izliyorsunuz. Farklı konularda bir çok soru gelmeye devam ediyor. Herman Van Rompuy’a gönerilen sorular Avrupa’nın karmaşık yapısını gösteriyor. Burada Avrupa Konseyi’ndeyiz ancak buranın içinde de bir Bakanlar Konseyi var insanlar kimin başkan, kimin konsey başkanı olduğunu karıştırıyor. Siz Avrupa Konseyi Başkanı’sınız. Bu göreve nasıl geldiniz? Kim sizi seçti? Bu kurumlar nasıl işliyor? Avrupa kurumlarınının işlevi ve sistemi hakkında çok soru geliyor. Romanya’dan Marius diyor ki, ‘On sene içerisinde Avrupa Birliği’nin federal bir birlik haline dönüşmesi mümkün mü? Sizce üye ülkeler egemenliklerinin temel unsurlarını birliğe aktarmayı kabul edecekler mi? Çoğu kişi bazı ülkelerin çoktan böyle olduğunu düşünüyor. Biz neredeyiz? Gelecekte tek bir ülke olabilir miyiz?”

Van Rompuy:
“Hayır hiç sanmıyorum. Avrupa Birliği asla Avrupa Birleşik Devletleri olmayacak. Biz şu an 27, Hırvatistan ile 28 ülkeyiz. Her birimizin ayrı bir tarihi var, Belçika gibi kimimizin 200, kimimizin ise binlerce yıllık. Yani biz Amerikan eyaletleri gibi değiliz. Her birimizin kendi dili var, Avrupa’da 23 dil konuşuluyor. Yani her üyenin kendine özel bir kimliği var. Bu tarihten gelen çok özel bir durum. Ancak bu kriz zamanından da faydalanarak, her mümkün olduğu zaman daha birlik olmuş bir Avrupa, Avrupa içinde daha çok entegrasyon yaratmalıyız.”

Taylor:
“Öyle görünüyor ki, çoğu zaman aşırı sağa oy atmak Avrupa’da birliğe karşı oy atmakla aynı.”

Van Rompuy:
“Evet, ancak bu durum birçok parti ve ülke için geçerli değil. Bu yalnızca aşırı sağın duruşu için geçerli bir tez. Halen birçok ülkede, büyük bir çoğunluk Avrupa yanlısı. Böyle olmayan ülkelerde bile siyasi isimler, hükümetler, başbakanlar sorumluluklarını yerine getirmeli ve halklarına Avrupa’sız bir gelecekleri olmadığını açıklama cesaretini göstermeli. Tabii ki sonra seçmenler bu konuda kendi fikirlerini söylerler, ancak her durumda bizim için başka gelecek yok. Bizim bu kriz zamanında da yaptığımız tek bir Avrupa’yı yaratmak, daha çok entegrasyon sağlamak, Avrupa Komisyonu’na Parlamento’nun denetiminde ve Konsey ile ortak olarak daha çok yetki vermek, yolumuzda ilerlemek, bizim amacımız bu.”

Taylor:
“Son soruyu da buradan, Andy Carling’ten alalım: “Başkan nasıl seçilmeli? Burada bir seçim kampanyası, adaylar hatta gerekirse genel bir seçim olması gerekiyor mu?”

Van Rompuy:
“Ben 27 ülkenin demokratik yolla göreve gelmiş hükümet ve devlet başkanı tarafından seçildim. Onlara görüşüyorum, uzlaşma sağlamak ,köprüler kurmak, çözümler yaratmak için çalışıyorum, bu benim rolüm. Ben Avrupa Birliği’nin başkanı değilim, Ben Avrupa Konseyi Başkanı’yım. Eğer Avrupa Konseyi başkanı direkt olarak seçilseydi, birçok farklı durum olurdu, kendi programını ve pozisyonunu savunmak zorunda kalırdı, bu da bizim için uzlaşmayı çok zor hatta imkansız kılardı. Çünkü herşeyden önce adayın, kendi programıyla uyum içinde olması gerekirdi. Bence bu yüzden Avrupa Konseyi Başkanı’nın atanması için en uygun yol bu: birçok farklı ülkeden meslektaşlarınız tarafından seçilmek. Bu görev iki buçuk senelik, en çok iki kere üst üste seçilme hakkı tanınarak beş sene sürebilen bir görev. Yani burada bir diktatörlük veya tek adam yönetimi oluşması gibi bir tehdit yok. Bence bu gayet akıllıca bir çözüm.”

Taylor:
“Bugünün anlamını içeren son bir soruyla bitirelim: “Herkesin 9 Mayıs’ın Avrupa Günü olduğunu bildiğini gördük. Bu günün tüm Avrupalılara tatil ilan edilmesi halinde çok olumlu bir Avrupa bilinci oluşturabileceğine katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Bizim sorumuz: 9 Mayıs’ı tatil ilan edin!”

Taylor:
“Avrupa’ya özel bir bayram yaratmak, iyi fikir! Çünkü Avrupa genelinde kutlanan çok fazla gün yok. Ancak sorun, bunun çok duygusal olmaması.”

Van Rompuy:
“Bu, üye ülkelerin tasarrufunda olan bir durum. Eğer böyle ortak bir karar alınırsa, ben de dahil olurum. Ancak benim farkettiğim şu ki, bazı ülkeler tatil günlerinin sayısını düşürmek istiyor. Ancak ne olursa olsun, konuşan arkadaşımız haklı, eğer Avrupalı liderlerin içinde bu konuda bir heves yoksa biz ilgi çekici olabilir miyiz? Avrupalı liderler birliğin yararlarından bahsetmeli, bu konuda hevesli olmalı, kendi davalarına inanmalı ki bu büyük bir etki yaratır. Bu çağrıyı yapan arkadaşları çok iyi anlıyorum, sonuna kadar da destekliyorum ama gerçekte 9 Mayıs’ın tatil olması çok da birşeyi değiştirmez. Ancak tekrarlıyorum, eğer bu konuda bir fikir birliğine varılırsa, ben de desteklerim. İnsanlık tarihinde daha önce benzeri görülmemiş bir Avrupa’nın inşaasına olumlu yaklaşmak, bunu sağlamak çok önemli.”

Taylor:
“Bizi Avrupa Konseyi’nde ağırladığınız için Herman Van Rompuy, size çok teşekkür ederiz. Yeni bir programla euronews’te görüşmek üzere. Çok teşekkürler.”