Son Dakika

Son Dakika

Der Rosenkavalier Floransa'da

Okunan haber:

Der Rosenkavalier Floransa'da

Metin boyutu Aa Aa

Richard Strauss’un “Der Rosenkavalier / Güllü Şövalye” adlı operası bu yıl, Floransa’da yer alan Maggio Fiorentino Tiyatrosu’nda sezon açılışını gerçekleştirdi.

Der Rosenkavalier, 18. yüzyılın başlarında Viyana’da geçen bir aşk öyküsünü konu alır. 30’lu yaşlarının sonuna yaklaşan Prenses Marie Therese von Werdenberg, 17 yaşındaki sevgilisi Octavian’ı, o kendine genç bir kız bulmadan terk etmesi gerektiğinin farkına varır.

Soprano Angela Denoke, hayatı boyunca bu eserde hep aynı rolü canlandırdı. Denoke, rolün hayata bakışını değiştirdiğinden söz etti:

“Bu rolün ilginç yanı şu ki, yaşamınızın her aşamasına farklı bir gözle bakıyorsunuz. Çünkü hayat görüşünüz değişiyor. Artık yaşım ilerledi; hayatım üzerine daha fazla kafa yoruyorum. Ölüm üzerine ve yaşamın sonu olduğu üzerine düşünüyorum. Eskiden bu konuya uzak dururdum. Şimdi daha yakından bakabiliyorum. Bu karakter ile ben de büyüdüğüme inanıyorum. Bu, rolün daha fazla derinine inmeme yardımcı oluyor.

Denoke, eserdeki rolüne yabancı olmasa da, bu deneyim dünyaca ünlü Hint asıllı orkestra şefi Zubin Mehta için bir ilk. Mehta, daha önce hiç şefliğini yapmadığı bu opera ile çok eskiden tanıştığından bahsetti:

“Der Rosenkavalier’yi ilk kez yönetiyor olsam da bu operayı tanımadığım anlamına gelmiyor. Partisyonu açtığımda 1954’te Viyanda iken çalıştığım bu eseri içimde dinliyormuşum gibi geliyor.

Mehta, aynı zamanda, Strauss’un diğer operalarından farklı olarak etkileyici valslere yer veren Der Rosenkavalier’deki valslerin bu esere canlılık kattığına dikkat çekti:

“Vals, Viyana’nın dilidir. Diğer hiçbir Strauss eserinde vals yoktur. Strauss burada karakterin olumlu mu olumsuz mu olduğundan söz ederek kendini ifade ediyor. Büyüleyici valsler, öyküye eşlik ediyor.”

Zubin Mehta için yaşamdaki tüm ilkler, şaşırtıcı olduğu gibi yaşama yön veren deneyimler anlamına geliyor:

“İlklerim çok oldu. Viyana’da ilk kez bulunmak benim için kültürel bir şoktu. İlk kar da öyle… Bir sabah kalktım; herşey beyaza bürünmüştü. Viyana’da Musikverein’da filarmoni orkestrasını dinlemek ise benim için en büyük şoktu. Hayatımda ilk kez müzik dinlediğim anı hatırlamıyorum. Evimde olduğunu sanıyorum. Sabahları uyandığımda babam müzik çalıyor oluyordu. Müzik, kesinlikle benim ilk dilim.”

Zubin Mehta’nın sanatçı duyarlılığı, müziği kültürler ve dinler arası çatışmaya karşı birleştirici bir unsur olarak tanımlamasını getiriyor:

“Hayallerim var. Ülkemde, Keşmir’de gelecekte tam bir uyum içinde yaşanacağını hayal ediyorum. Sonunda bir çözüm bulacaklar ve iki taraf da bir araya gelip, “Hadi, arkadaş olalım ve birlikte yaşayalım” diyecek. Keşmir’de bir orkestra kurarak Hindular ile Müslümanları bir araya getirip aynı müziği dinlemelerini sağlamayı çok isterdim. Buna hayran kalırdım.”