Son Dakika

Okunan haber:

"Göçmenler AB'ye önemli katkılar da sundu"


Belçika

"Göçmenler AB'ye önemli katkılar da sundu"

Avrupa’da genellikle Müslüman göçmenler için kullanılan uyum ve entegrasyon kelimeleri popülaritesini koruyor. Konu açıldığında hemen hemen herkesin söyleyecek bir sözü oluyor.

Brüksel hükümeti Bölge Bakanı Emir Kır: “Avrupa’da Müslümanların ekonomik krize sebep olduğu intibasının verilmek istediğini belirtiyor. Bir araştırmanın yapılması halinde göçmenlerin AB’ye önemli katkıda bulunduğunu açıkça görülecektir.” diyor.

Bazı televizyon, radyo ve gazetelerin işlediği konulardan rahatsız olan Murat Çelik bunu kırmanın yollarını arıyor. Çelik “Birileri göçmen ve Müslümanlara yönelik korkuyu yaşatmak için çabalıyor. Müslüman suç işleyince “İslamist” oluyor ancak Hıristiyanlar suç işlediğinde onlara dinlerine yönelik bir vurgu yapılmıyor. Bunu kırmak için ne yapmalıyız? Belki biz de toplum olarak kendimizi onlara anlatamadık. Şahsi olarak kültürler arası köprüleri kurmayı bazen başarıyoruz. Tatlı dille anlatıldığında size saygı duyuyorlar. Kültür ve din konusunda iki tarafında birbirinden öğrenecek çok şeyi var” mesajını veriyor.

Entegrasyon yaşamsal bir zaruret

Fedactio YİK Başkanı İsmail Cingöz’e göre entegrasyon Avrupada yaşayan göçmenlerin varlığı üzerinden iç politika malzemesi haline getiriliyor, birileri bundan nemalanıyor. Bu da İslamofobia’yı tetikliyor. ‘‘Sorunların açık yüreklilikle ele alınması ve çözme iradesinin sergilenmesi zamanı gelip geçmektedir’‘ diyen Cingöz, entegrasyonu asimilasyon olarak görmemek ve algılamamak gerektiğini ifade ediyor. Bunun kazananı ve kaybedeni olan bir mücadele olarak görülmemesi gerektiğini ve yaşadığımız ülkede toplumsal hayata ve birlikte yaşamaya katkının öneminin çok iyi anlaşılması gerekir diyor. Empati kültürü geliştirmeyi ve anlamaya çalışmayı öncelikli vazife olarak belirlemeyiz diyen Cingöz, Avrupa Birliği’nin bir değerler birlikteliği olduğunu, batıyı batı yapan envrensel değerleri anlamakla beraber toplumun hassasiyetlerini, kültür-sanat-müziğini, tarihini ve edebiyatını öğrenmeye ve anlamaya çalışmalıyız ve yürekten saygı duymalıyız diyor. Bunun Belçika’daki topluma kendimizi anlatabilmenin ve anlaşılabilmenin ön şartı olduğunu vurguluyor. Uyumun aynı ufkun ve vizyonun paylaşılması ile elde edilebileceğini belirterek, yaşadığımız yerde konuşulan lisanın öğrenilmesi gerektiğine işaret ediyor. Cingöz burada doğup büyüyen gençlere çok kültürlüklerinin birer değer olduğunu, bu yüzden Belçikalı kimliklerine sahip çıkmaları gerektiğini belirtiyor.

Kültür Bulyonu adlı dernekte çalışan Dominique Dal, gençlerin her iki dilde de kendilerini iyi yetiştirmeleri, Belçika’daki gelişmeleri yakından takip etmeleri gerektiğini söylüyor. Dil, din ve tarih konusunda yeterince bilgi sahibi olmayan gençlerin, konuları derinlemesine araştırıp ona göre düşüncelerini yapılandırmalarını tavsiye ediyor.

Avrupa Irkçılıkla mücadele Ağı’nın Direktörü Michael Privot, dil sorununun özellikle birinci kuşakta görüldüğünü ancak Belçika’da doğup büyüyen 2. ve 3. kuşakta bunun bir sorun olmaktan çıktığını söylüyor. Zira Türk toplumun hızla değiştiğini ve binlerce okuyan genç olduğunu söylüyor.

Çocukluğunun büyük kısımını Türk komşuları ile geçiren İtalyan Yazar Daphis Boelens, “İtalyanlarda olduğu gibi Türklerde de yıllar önce göç edenler bile hala ülkelerine bağlı. Belçika’da yaşayan ancak Türkiye’de dağlık bir köyden olan bir arkadaşım, ara sıra oraya gitse de kendini evinde hissetmediğini ancak bunun Belçika’da da geçerli olduğunu söylüyor. Belçika’da Türk, Türkiye’de Belçikalı olmak. Hiç bir yere ait olmama duygusu konusunda birleşiyoruz arkadaşımla. Türkiye’deki şehirlerdeki mentalite Avrupadaki şehirlerle örtüşüyor. Londra’da, Brüksel’de, Ankara’da aslında her yerde Mc Donalds, Star Wars devri yaşanıyor. Ancak küçük köylerde mordern hayattan uzak duruluyor, gelişmeye kapalı olunuyor.’‘diyor. Boelens’a göre şehirler halkları birbirine benzetiyor, insanların kapitalist ve teknolojiye dönük sürekli konfor arayışında olmalarını sağlıyor bu da dini inançlar dahil insanlığın gerçek değerlerini ortadan kaldırıyor.
Schaerbeek Belediye Başkanı Bernard Clerfayt: “Eskiden İtalyanlara söylenen sözler, artık Türkler için geçerli. Entegrasyon zaman alan uzun ve meşakkatli bir süreç. Farklı bir kültür olduğu için biraz daha uzun zaman alabilir. ” diyor.

Belçika’nın Limburg bölgesinde ezan

Belçika’da İslam dini 1974 yılından beri resmen tanınıyor. Türk asıllı Belçikalılar özgür bir şekilde dini vecibelerini yerine getiriyor. Devlet tarafından tanınan toplam 70 camii bulunuyor. Emir Kır’ın da desteğiyle , Brüksel’de, iki kültürün mimari yapısını birleştiren, hem doğu hem batıya uyan yeni bir camii yapılıyor. Mimarı ise Belçika’da ve dünya çapında bir çok başarıya imza atan ünlü mimar Şefik Birkiye. Bu arada, Belçika’nın kuzeyinde bulunan Limburg bölgesinde sabah ve yatsı namazları hariç 3 kez ezan okunuyor. Bu da Belçika’nın birçok Avrupa ülkesine göre ne kadar iyi niyetli ve hoşgörülü olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Bir sonraki bölüm: Türk asıllı Belçikalılar: “Hem muhafazakar hem modern bir toplum”

Gülsüm Alan / Brüksel

Gülsüm Alan’ı Twitter’da takip etmek için tıklayın