Son Dakika

Okunan haber:

Türkiye üzerine farklı bakışlar


Türkiye

Türkiye üzerine farklı bakışlar

Türkiye’nin fırtınalı, baş döndürücü hızla değişen gündemi arasında bir an durup derin bir değerlendirme yapmak çok zor. Hafta sonu 27. düzenlenen Abant Platformu da bu açıdan bir istisna olmadı. “Türkiye Üzerine Farklı Bakışlar” konulu toplantılarda “demokratikleşme, dış politika, ekonomi” gibi genel konulardaki ilerlemeleri ve aksaklıkları konuşmak üzere bir araya gelen gazeteci, akademisyen, uzman ve araştırmacılar Suriye krizinin gölgesinde Türkiye fotoğrafı çekmeye çalıştı. Çoğu Türkiye’de görev yapan, ülkeyi iyi tanıyan uzmanların ortak kanısı değişim sürecinde olan Türkiye’nin önünde daha uzun bir yol olduğu şeklindeydi.

Konferansın ilk gününde Türkiye’nin demokratikleşmesi yolundaki adımlar, engeller ve aksaklıklar konuşuldu. Oturuma başkanlık eden Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu “Türkiye’de Avrupa’daki burjuvazi gibi demokrasiyi taşıyacak bir sosyal tabakanın bulunmadığını, çok yakın zamana kadar iş dünyasının, yönetici elitin demokrasi yerine istikrarı tercih ettiğini” vurguladı. Boston Üniversitesi’nden Jenny White ve diğer katılımcılar Türkiye’deki “çoğulcu değil çoğunlukçu” anlayışın, liberal demokrasinin gelişimi önünde en önemli sorunlardan biri olarak ortaya çıktığını belirttiler.

Hararetli tartışmaların yaşandığı oturumda Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş, Kalaycıoğlu’nun “Türkiye 1923’te bir demokrasi olarak kuruldu. Bu iki sene sürdü. Sonra başka denemeler oldu” sözlerine itiraz etti: “Demokrasi gelseydi hiç gitmezdi” tespitinde bulundu. Bilgi Üniversitesi’nden Diane Sunar ise demokrasi anlayışının aile içinden başlaması gerektiğini savundu ve demokrasi kültürünün küçük yaşlarda gelişebileceğini belirtti. Bu görüş Abant Platformu’nun kapanış bildirgesinde de yer aldı.

Konferansta yasama, yargı ve yürütme gibi temel kurumların kuvvetler ayrılığı çerçevesinde geliştirilmesi savunulurken Türkiye’nin demokratikleşme anlamında ciddi mesafe kaydetmesine karşın daha uzun bir yol kat etmesi gerektiği üzerinde görüş birliğine varıldı.

Suriye krizinin gölgesinde Türkiye’nin dış politikası da masaya yatırıldı. Bu noktada en dikkat çekici eleştiri Türkiye’nin yapabileceğinden fazlasını vaat eden söylemiyle, uyguladığı politikalar arasındaki açığın kapanması gerektiği yönündeydi. Türkiye’nin bölgede rol model olarak öne çıkmasının ancak kendi demokratikleşme sürecindeki başarısıyla hayata geçebileceği belirtildi.

Abant Platformu’nda tartışılan bir başka konu ise medyanın durumuydu. The Wall Street Journal’dan Claire Berlinski’nin “Türkiye’de insanların medyaya güvenmediği” şeklindeki tespitine Türk medya mensuplarından ciddi itirazlar geldi. Bu konuda genelleme yapılmasının doğru olmayacağını belirten pek çok medya mensubu “herkesin kendi medyasını inandırıcı bulduğunu” savundu. Fatih Üniversitesi’nden Doç.Dr. İhsan Yılmaz, “pek çok sorunun Türk medyasına özgü olmadığını” hatırlatarak sorunların azalarak devam ettiğine dikkat çekti. İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Ferhat Kentel, Türk basınının güç mücadeleleri arasında kaldığını ve medyanın kendini ifade etmek isteyen çeşitli cemaatlerin kendi medyasını oluşturduğu bir sosyal yapıda var olduğunu anlattı.

Medyanın içinde bulunduğu en önemli sorunlar profesyonelleşme, mesleki etik, ifade hürriyeti, iş ilişkileri ve siyasi-kültürel etkiler olarak tespit edildi. Kapanış bildirgesinde medya sektöründeki düşük maaşlar ve çalışan hakları gazetecilik mesleğinin cazibesini azalttığını, kalifiye kişilerin sektörden uzaklaştırmasının kapasite kaybına neden olduğu da belirtildi.