Son Dakika

Okunan haber:

Kürt aydını Fırat: "PKK ve BDP'nin konvoy seremonisi kimin kimin emrinde olduğunu gösterdi"


Türkiye

Kürt aydını Fırat: "PKK ve BDP'nin konvoy seremonisi kimin kimin emrinde olduğunu gösterdi"

Türkiye terörle mücadele konusunda kara günler yaşıyor. Her gün Güneydoğu’dan gelen şehit haberlerinin yol açtığı öfke Gaziantep’te sivillere yönelik bombalı saldırıyla zirveye yükseldi. Son şiddet olayların Suriye’deki kaosla ilişkilendirmeyenlerin sayısı yok denecek kadar az. Kimileri hükümetin Suriye politikasını eleştiriyor kimileri ise demokratik açılımların yetersizliğini. Sorunu güvenlik boyutuyla ele alanların sayısı ise git gide artıyor. İşte bu noktada euronews mikrofonunu bölgeyi, Kürt siyasetini ve Ankara’yı en iyi bilen yazarlardan Ümit Fırat’a uzattık. Ümit Fırat Türkiye’nin PKK aracılığıyla İran ve Suriye gibi bölge ülkeleri tarafından rahatsız edildiği görüşünde.

euronews : Son günlerde PKK kaynaklı şiddetin bölgede tırmanışa geçtiği görülüyor. Antep’teki saldırıda aralarında çocukların da bulunduğu siviller, bayram günü katledildi. Bu saldırının nasıl bir etkisi olacak? Taraflar daha da sertleşecek mi?

Ümit Fırat : Şüphesiz. Ben saldırı olur olmaz ilk şunu düşündüm: PKK’yı yönetenler, Kandil’dekiler bayramdan önce bir açıklama yapmışlardı. Bir “bayram ateşkesi” üç gün adam öldürme olmayacak gibi bir açıklamaydı bu. Onun için birdenbire burada bir çarpıklık var diye düşündüm. Ama şu da her zaman ihtimal dahilindedir ve hala onu savunuyorum. Bu işte tetiği kimin çektiği, bombanın pimini kimin çektiği önemli değil. Bir takım başka aktörler devrede olduğu için, siz kendi eyleminizi düşünüp icra edersiniz ama ortada başka aktörler bu işten yararlanır, bu işi hedefler, bu işi planlar. O da işin esas yönüdür, incelemeye değer olan yönüdür.

Zamanlama tam yerindeydi. Yani Suriye’de böylesi bir karışıklık varken Suriye artık neredeyse bütün dünyanın bir daha “eski Suriye olmayacak” dediği bir sürece girmişken, Türkiye’den de böyle, kendisi bakımından bir hırçınlık, bir politik yaklaşım görmüşken, “ben de senin ülkende bazı roller üstlenebilirim” demiş olabilir. Ama burada da en uygun aktör PKK’ydı, onu kullandı. Bunu başkaları da yapabilirdi, Suriye yaptı. Ama eylem mutlaka bence Suriye’nin içinde olduğu, kışkırttığı, manipüle ettiği bir eylem olarak görülmeli.

euronews : Türkiye’nin kendi iç dengeleri açısından baktığınız zaman bu olaylar Türkiye’deki gerilimi nasıl etkileyecek?

Ümit Fırat : Türkiye’deki gerilimi arttırır. Gerek Suriye’ye yönelik gerekse PKK’yı yönelik tepkileri, öfkeyi arttıran bir dalgadır. Bu tabiî ki Türkiye’de bir takım Suriye’ye yönelik sert bir duruş sergileyen insanlar bakımından daha uygun bir zemin ama büyük bir can kaybı var. Ve sivil alanda ölen, öldürülen insanlar var. Bu da tabi çok acı, hüzün veren bir şey. Yani pahalı bir operasyon bu. Yüksek bir maliyet. Yoksa Türkiye’de Suriye’ye dönük hala ikircikli davranan, biz orada ne arıyoruz diyen bir takım insanlar var. Bu gibi eylemler o kesimin öfkesini arttırır. “Artık bir işimiz olmalı” diyecek bir konuma getirebilir. O bakımdan Türkiye’de Suriye ile olan ilişkilerinde daha bir dönülmez noktaya gidiş anlamında ele alınabilir.

euronews : Suriye’yi işaret ederken, oradaki rejimin doğrudan katkısını mı kastediyorsunuz yoksa bölgede rejimin sarsılmasından doğan otorite boşluğunu mu?

Ümit Fırat : Ben Baas rejimini kastediyorum. Çünkü şu anda bu tür eylemleri yapma kapasitesine, becerisine sahip örgüt El Muhaberat’tır. Bunu birkaç ay önce, 5-6 ay kadar önce Mesut Barzani Washington’a bir seyahatte bulunmuştu. Orada da açıklamıştı. Sonra Türkiye’ye döndü oradan. Burada da benzer şeyler söyledi. Suriye’deki rejim, Baas rejimi Irak’taki bütün teröründe yüzde 80’ini organize edip, sahiplenen bir yapı. Onun için bu tip eylemlerde son derece yetkin ve maharetli bir Baas rejimi var. Onun da derin yapıları, El Muhaberat’ın çeşitli versiyonları var. Biraz tabi orada aramak lazım. Çünkü dikkat ederseniz Irak’ta Maliki iktidarını güçlendirdikten sonra terör eylemleri düşmeye başladı. Çünkü Maliki Suriye ile müttefik konumuna geldi. İran-Irak-Suriye üçlü blok halinde hareket etmeye başladılar. Burada tersinden bir terör hareketi başladı. Çünkü Iraklı Sünnilere dönük terör hadiseleri oldu.Şii kesime dönük hadiseler neredeyse durdu gibi. Onun da arka planında kimin olduğu açığa çıkıyor.

euronews : Suriye denince bölgede kuşkusuz bir de ona destek olan İran faktörü var. Peki İran’ın rolü konusunda ne düşünüyorsunuz?

Ümit Fırat: İran tabi her şeyden önce bölgesel bir güç. Bunu her biçimde ifade etmeye çalışıyor. İran sadece İran değil, Ortadoğu. İran Suriye’de, İran Lübnan’da, bütün İslam dünyasında kolları olan bir siyasi nüfuz alanına sahip. Amerika ile dünyada hiçbir ülkenin olmadığı kadar gerilim yaşayan ve problemi olan bir ülke. Geçmişteki o iki bloklu dünyanın Sovyetler Birliği ve Amerika eksenli dünyanın yerini Amerika ve İran almış gibi. Burada İran tabiî ki boş durmayacaktır. Ben geçtiğimiz gün Vatan gazetesinde bir analiz yapmıştım. Geçtiğimiz yılın 13 Ağustos günü 2011 tarihinde Murat Karayılan’ın yakalandığına dair bir İranlı yetkilinin açıklaması vardı. Hemen sonra açıklamayı yalanladı. Bu tipik bir İran klasiğiydi yani “dememişem” dedi. Ama ondan sonra enteresan gelişmeler oldu. PKK, PJAK İran’da savaşı durdurduğunu ve İran’dan sınıra çekildiğini ve sınırda da artık PJAK olarak değil PKK-HPG güçlerinin bulunacağını- sınır dediği Kandil’deki sınır bölgeleri- ardından da, 20 gün kadar sonra İran’la dost olarak devam edeceklerini ve ateşkes ilan ettiler. 4 Eylül 2011’de ateşkes ilan ettiler, tek taraflı bir ateşkesti bu. İran’ın bunu anlayışla karşılaması gerektiğini ve İran’la hiçbir savaşının, hesabının olmadığını hatta biraz küstahça bir laf da ederek “eğer isteseydik savaşı İran üzerine yöneltirdik, 6 ayda İran’ı düşürebilirdik” diye bir tavrı olmuştu Murat Karayılan’ın. Neticede savaşı Türkiye üzerine yoğunlaştırmaya karar verdiler. Ve İran’ın bu gelişmelerden haberdar olmadığı ya da rol üstlenmediğini hiçbir mantık izah edemez. Bu Murat Karayılan tarafından ilan edilen bir ateşkesti, bir barış süreciydi. Onun için Murat Karayılan’a böyle bir deklarasyon yayınlatmak ihtiyaçları vardı. Kandil’deki diğer insanların, PKK’nın aslında gerçek derin kısmında kalan Cemil Bayık, Bahoz Erdal, Duran Kalkan’ların ismiyle, imzasıyla açıklanmaması daha uygun olacaktı. Murat Karayılan’ın temsil pozisyonu en azından dışa dönük olarak, üyelere dönük olarak güçlü olduğu için onun aracılığıyla bu açıklama yayınlandı. Ama o açıklama sırasında bir şeylerin olup bittiğini düşünüyorum. İran ya Kandil’de Karayılan’ın olduğu yeri bastı ya onu kaçırdı, rehin aldı ya bir biçimde bir tehditle bir politik değişim, bir başka sayfa açılması sağlandı.

euronews : Türkiye bu kıskaçtan nasıl çıkabilir?

Ümit Fırat : Türkiye tabiî ki Amerikan ittifakını terk edip gidip kendi başına bir dünyada kendi başına bir yer edinecek konumda değil. Bu devam ettiği sürece İran’la ve Suriye ile çok net belli ki bir gerilim yaşayacaktır. Ama şu var Türkiye en azından bu tip saldırılandan daha net korunabilmek ve bunları minimize edebilmek için toplumu kazanmak, bölgedeki Kürt toplumunu kazanmak, bu tip eylemleri anında tepkiyle karşılayacak ya da hiç sahiplenmeyecek, bu tip eylemleri yapanlara da uzak durmayı tercih edecek bir Kürt toplumuna ihtiyacı var. Bu ne demektir? Hızlı bir demokratikleşme ve reformist bir süreç. Yani ağır aksak bazı şeyler gidiyor belki ama bu günlük hayatta hızla hissedilmiyor. İnsanların çoğu zaman işte Uludere’deki gibi Bakan Şahin’in kimi zaman yaptığı açıklamalar gibi bir takım kırılmalara ve hayal kırıklıklarına yol açan gelişmeler oluyor. Bu demokratikleşme ağır aksak gidiyor.

euronews : Bu noktada BDP’nin konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? PKK’lılarla kucaklaşma BDP’ye zemin kaybettirdi mi?

Ümit Fırat : Bu bir tesadüf değil. O konvoyda BDP’den bulunan bazı insanların şüphesiz haberi olmayabilir ama orada çok hazırlanmış bir seremoni vardı. Ve PKK herhangi bir şekilde yol kesip ne yapıyor oralarda? İnsan kaçırmak için yol kesiyor, rehin almak için, alıkoymak için yol kesiyor. Böyle 50 araçlık bir konvoyun yolunu kesip hüviyet tespiti yapacak bir konumda değiller. Bu çok belliydi. Ama şu görüldü, normal şartlarda varsayalım ki tesadüfi orada BDP’nin genel başkanı, yöneticilerini, parlamenterlerini, bölgesel bazı yöneticilerini gören PKK’lı militanları onlara saygı duyup, özür dileyip yollarına uğurlamaları gerekirken tersi oldu. BDP’liller genel başkanlar onlara büyük bir hürmette bulundular. O hiyerarşinin ters mi doğru mu çalıştığı böylece açığa çıktı. Kim kimin emrinde kimin kime tabi olduğu çok net olarak kameralar karşısında gözüktü. Bu tabiî ki bir tesadüf olamaz.

euronews : BDP’ye zemin kaybettirdi mi bu olay?

Ümit Fırat : BDP Türk kamuoyunda meşruiyet bakımından bazı çevrelerde tartışılır hale geldi. En azından o güne kadar, daha toleranslı yaklaşan bir takım insanlar biraz daha sertleşti. Bu tartışmalara hiç girmeyen Kültür Bakanı Ertuğrul Günay dahi “bu kadar da olmaz, ayağınızı denk alın, haddinizi bilin” tarzında açıklamalar yaptı. Keza Bülent Arınç ki genel olarak ılımlı ve yumuşak mesajlar verirdi. O da sert davrandı. Bu sadece BDP’ye oy veren onun taraftarları değil tabi ona oy vermeyenlerin de toleransından söz ediyorsak, o da azalmış oldu.