Son Dakika

Okunan haber:

Hikmet Çetin: "Türkiye Suriye’de çözümü Rusya ile birlikte aramalı"


Türkiye

Hikmet Çetin: "Türkiye Suriye’de çözümü Rusya ile birlikte aramalı"

Türk dış politikasının en zor günlerinde, Soğuk Savaş’ın sona erdiği, Balkanlar’da Yugoslavya’nın kanlı bir dağılma sürecine girdiği, Karabağ sorununun patlak verdiği bir dönemde Dışişleri Bakanlığı koltuğunda o oturuyordu. Türkiye’nin bir yandan askeri darbenin izlerini silmeye çalışırken diğer yandan dünyaya açılmaya çalıştığı günlerde Balkanlar’dan, Kafkaslar’a, Ortadoğu’ya uzanan coğrafyada yeni ilişkiler kurmaya, var olanları geliştirmeye çalışan Ankara’nın politikalarına yön veren kadrodaydı. Hikmet Çetin, gerek Dışişleri Bakanı olarak gerek Başbakan Yardımcısı ve Meclis Başkanı olarak 10 yıl boyunca Türkiye’nin dış ilişkilerini hep yakından izledi. Daha sonra kariyerine Türkiye’nin en önemli uluslararası temsillerinden biri olan Afganistan’daki Baş NATO Sivil Temsilciliği’ni ekledi. Hikmet Çetin aynı zamanda, bölgede 20 yıldır çok tartışılan, Mavi Marmara krizi ile sona erene kadar iki ülkeye de önemli avantajlar getiren Türk-İsrail ittifakının da mimarlarından. Çetin’le Ankara’daki ofisinde bölgedeki son gelişmeleri Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin nereye gittiğini konuştuk. Tecrübeli politikacı, daha kapsamlı bir çalışmanın parçası olan sohbetimizde güncel gelişmelere “sıfır sorun politikasına” itirazıyla geçti.

Hikmet Çetin: … Sıfır sorun politikası. Sadece benimle olmaz ki. Karşı tarafın da istemesi lazım. Yunanistan’ın ele alalım. Sıfır sorun diyorsunuz: Şimdi Ege’de onların dediğini kabul mu edeceksiniz? 12 mili, hava sahasını, kıta sahanlığını… Yani sıfır sorun yapacağım diye. Sana bağlı değil ki bu sadece. Sıfır sorun olur, Yunanistan’ın dedikleri kabul ederseniz hakikaten sıfır olur.

euronews: Son dönem türk dış politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? İsrail’den başlayalım isterseniz. Türk-İsrail işbirliğine siz çok emek verdiniz. Bir anlamda bu ittifak sizin çocuğunuz gibi oldu. Bir Davos krizi, koltuk krizi yaşandı. Ardından Türkiye’nin Gazze konusundaki sert çıkışları ve Mavi Marmara krizi?

Hikmet Çetin: Bir kere iki ülke de kayıplar içinde. Ortadoğu’nun iki demokratik ülkesi, ikisi de Batı değerlerine bağlı ve tarih boyunca aralarında hiçbir sorun çıkmamış iki ülke. Bu iki ülkenin işbirliği bölge istikrarına, bölge barışına en büyük katkıyı yapabilecekti. Maalesef gelinen noktada iki taraf da kaybediyor. Şimdi dış politikada önemli bir konu var, birkaç önemli ilke var: Bir tanesi ideolojiye dayalı dış politika yapamazsınız. Yani dış politika (ideolojiye göre) değişmezse ülkenin çıkarıdır. Duygularla ve ideolojiyle dış politika olmaz. İki: İç politika amacıyla da, iç politikada kullanma amacıyla da dış politika olmaz. Ben yani diplomat değilim ama siyasetçi olarak, bakan olarak böyle görüyorum. Tarihte de bu böyle. Rusya’yla Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ile ilişkilerimizi her zaman iyi tutmaya çalıştık. O dönemde, Soğuk Savaş döneminde de, ideolojik olarak bakılmadı. Ekonomik ilişkilerde, Türkiye’nin sanayine en büyük katkıyı Sovyetler Birliği yaptı. İki sanayi hamlesi vardır Cumhuriyet tarihinde. Yani sıçrama olarak söylüyorum. Biri 30’lardaki sıçrama biri de 60’lardaki sıçrama. 30’lu yıllarda Türkiye’de taş üstünde taş yok. Karabük’ten, şeker fabrikalarından, basma bez fabrikalarına hepsi Sovyetler Birliği’nin katkısıyla olmuştur. İdeolojik olarak bakılmamıştır. Sayın Demirel’in başbakanlığı döneminde, Seydişehir Aliminyum, Aliağa Rafinerisi, İskenderun Demir Çelik, Artvin Lif Fabrikası ve daha birçok tesis Sovyet desteğiyle yapılmıştır ve mal karşılığıyla, bedeliyle takas olarak ödenmiştir. İdeolojik olarak bakılmamıştır. Çıkarlar gözetilmiştir. Maalesef İsrail ile ilişkilerde bu gözetilmemiştir. Tabii ki Gazze olayı bir insanlık dramıdır, tabiî ki bir faciadır. Buna bütün dünyanın gerekli tepkiyi göstermesi lazım. Bizim daha fazla göstermemiz lazım. Ama ben Gazze olayının bizim dış politika hedefimiz ya da iç politik bir hedefimiz haline getirilmesinin Türkiye’nin çıkarlarına olmadığını düşünüyorum. Tekrar söylüyorum, çok büyük bir dram, her şeyi yapmak lazım. Ama bunu bir dış politika haline getirmek Türkiye’nin çıkarına değil. Mesela Davos’ta o açık oturuma ben niye taraf olayım? Türkiye taraf olmuştur.

euronews: Sizce Türkiye Mavi Marmara’ya izin vermemeli miydi? Böyle mi yapılmalıydı?

Hikmet Çetin: İzin vermemek gerekirdi. Amerika “gitmeyin” diyor, İsrail “gelmeyin” diyor. Herkes “gelme” diyor. Ama gönderiyorsanız. O yanlış. İsrail’in de yaptığı büyük bir hata var tabi buna karşılık. Adam öldürmeden çözebilirdi İsrail. İşin içine kan girdi. 9 kişi öldürüldü. İsrail’in burada yaptığı büyük bir hata, affedilemez bir hata ve acemilik belki de. Kaç tane yöntemi vardı gemiyi önlemenin. Pervaneyi durdur, bırak beklesinler orada. Ne olacak? Beklerlerdi. İsrail’in bu konularda becerisi var. Bazen kendi kendime düşündüm acaba nasıl böyle bir hata yaptılar diye. Çünkü teknolojisi var, becerisi var. Bu benim kişisel düşüncem. Sonra şöyle düşündüm: İlk nesil İsrail’in son temsilcileri Şimon Peres falan, bunlar Batı kültürü ile yetişmiş, Batı uygarlığını görmüş. Şimdikiler ise Ortadoğulu. O da o coğrafyanın etkisi altında büyümüş. Acaba bunun etkisi var mı diye düşündüm kendi kendime. Yani yeni nesil İsrailli Ortadoğulu artık. Suriye ne düşünüyorsa o da o şekilde düşünüyor. O coğrafyada doğmuş, o kültürün etkisi altında yetişmiş insanlar. Yani Acaba diyorum bunların yaptığı bir olay mı ve olabilir de.

euronews: O zaman söylediklerinizden şunu anlıyorum: Çözüm noktasında Türkiye’nin üç talebi var: Özür, tazminat ve Gazze ablukasının kaldırılması. Bu üçüncü talep yersiz mi? Aşırı bir talep mi Türkiye açısından?

Hikmet Çetin: Efendim dünyanın işini ben mi yapacağım? Onu koyduğunuz zaman taleplere olanaksız hale geliyor. Benim dış politikamın ya da iç politikamın bir hedefi haline getiriyorsun. Yani bi şekilde dediğim gibi özür veya tazminat koyarsanız çözüm bulunabilir. Çünkü İsrail’de de bundan rahatsız olanlar var. İkinci büyük bir hatası var yani İsrail’in. İsrail’deki hükümet de bir sorun. Yani şu olabilirdi, ertesi günü özür dileyebilirdi. Ne olurdu dese ki “ben size gelmeyin dedim. Ama bu kan dökme nedeni dolayısıyla özür diliyorum” deseydi meselenin yarısı çözülürdü.

euronews: Onlar da uzattılar.

Hikmet Çetin: Yani bence bu da büyük bir hata. O gün bunu yapsa kimse ne İsrail’i kınardı ne halkı itiraz ederdi. Ama zaman uzadıkça katılaşıyorsunuz. Ben bunu uluslararası bir toplantıda eski bir İsrail Dışişleri Bakanına söyledim. Dedi ki “yüzde yüz haklısınız” dedi. “Bizim hükümetin büyük hatası” dedi. 9 kişinin öldüğünün ertesi günü “gelmeleri yanlıştı ama ben özür diliyorum” iki kelimeyle meselenin yarısı çözülmüş olurdu. Bugün gelinen noktada belki bir iyi taraf bir susma dönemi ne girdi. Her gün karşılıklı beyanatlar veriliyordu. Tabi artık eski durumuna gelmesi çok zor. Yani çok zor. Bir de biz İsrail’i sadece buradaki İsrail zannettik. ABD, Türkiye’nin parasıyla almak istediği şeyleri Kongre’ye götüremiyor. Çünkü şunu kabul edelim: Ben yaşadığım şeyi söylüyorum. Kapıkule ötesine geçtiğimiz zaman kullanabileceğimiz tek grup dünyada Musevi grubu. ABD Kongresi’nde, dünyanın her tarafında. Ben Gümrük Birliği sırasında bakan değildim milletvekiliydim. Şimon Peres’in bana telefon ederek söylediği bir şey var: Birçok Avrupa devlet başkanına telefon ederek “Türkiye AB için önemlidir. Gümrük Birliği için önemlidir diye Türkiye lehine kampanya yaptık.” Kimlerle görüştüğünü öğrendim. O nedenle biz, o şeyi kaybettik. Hükümetler gelip geçici. Her olayda öyledir. Biz dış politikada hep şuna önem verdik: Halka yansıtmamak. Halklara götürmemek. Ben bunu Ermeni protokolünde – ilke olarak doğrudur ama yanlış yürütüldü o ayrı bir olay – Azerbaycan’da gittiğimde Azeri televizyonunda da söyledim. Elbette hükümetler arasında yanlış işler olur ama bunu halklara yansıtmamak lazım. Türk halkı Azeri halkı kardeş halklardır.

euronews: Efendim o zaman da, halka yansıtılmadığında dış politika biraz elitist/seçkinci kalmıyor mu?

Hikmet Çetin: Yani şimdi Libya’yı ele alalım. Ben 1975 Devlet Planlama’da Daire Başkanı iken Çağlayangil ile Libya’ya giden heyetteydim. Teknokrat ve Memurlar Kısmı Başkanıydım. Türkiye aşağı yukarı dış müteahhitliği Libya’dan öğrendi. Çantasını alan gitti. Ne ihale ne bir şey. Herkes orada öğrendi. Ve çok Allah selamet versin Muhamed Manguş İskan Bakanıydı. İstanbul’dan, Kabataş’tan mezun. Bizim lisan bilmeyen müteahhidimiz elini kolunu sallaya sallaya Sayın Manguş’a gidiyorlardı. Öyle bir duruma geldi ki bütün ihaleler Türklere veriliyor, adama Türk Bakanı adını taktılar. Şimdi tamam, Libya’da bizim desteklediğimiz muhalefet şimdi işbaşında. Ama ben Libya ile ilişkilerin bir daha yıllarca eski durumuna geleceğine inanmıyorum. Bir daha olamaz. Suriye ile aynı şey. Suriye’de yarın tabiî ki ben bir şekilde Esad’ın yaptıkları tasvip edilemez. Cinayetler işleniyor. Ama öyle bir noktayla geldik ki yarın Esad bir noktada gidecek. Ama ilişkilerin eski haline yıllar alacak.

euronews: Arap Baharına verilen tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hikmet Çetin: Bahar mahar yok. Birincisi, demokrasi, dışarıdan empoze edilemez. İki, bir gecede demokrasi gelmez. Amerika bunu gördü heryerde. Biz de kaç yıl geçti. 1946’dan bu yana, bunca yıl geçti. Hala anayasa ile uğraşıyoruz. Hala insan hakları ile uğraşıyoruz. Hala yargıyla uğraşıyoruz. Bu bir kültür meselesi. Altyapısı yok. Siyasi partisi yok ve saire. Şimdi bölgede en örgütlüler radikal İslamcılar. Çünkü siyasete din girdiği zaman bir bağışıklık oluyor. Siyasi partilerin, siyasetin yasak olduğu bölgelerde, en rahat örgütlenebilenler bu radikal güçler. Şimdi her yerde onlar iktidara geliyor. Demokrasi diye giderek bölgeye kökten dinci gruplar hakim olmaya başladı. Baharın B’si yok. Mısır’ı alalım, öyle bir konjonktürde bu örgütlü olanlar geldi iş başına. İkincisi halkın büyük özlemi, meydanlara çıkanların büyük özlemi, daha iyi bir yaşam, daha iyi bir eğitim, daha iyi iş olanağı, daha çok yatırım. Kim verecek? Kim? Amerika krizde, AB krizde. Kim verecek bu yardımı? Bunları vermediğin sürece her gün bu radikalizm yükselecek. Bu hepsi için geçerli. Bugün dünya, yani yardım yapabilecek ülkelerin eskisi gibi olanağı yok. Ne Avrupa Birliği’nin var ne Amerika’nın. Onun için bu bahar çok uzun sürebilecek bir çalkantılı geçiş dönemi olacak. Çok uzun sürebilir. Bu geçiş döneminin sonunda iyi günler gelebilir. Ama çok uzun zaman alabilir. Umarım kan dökülmeden olur bu.

euronews: Bildiğim kadarıyla geçmişte siz Yemen’de de bulunmuştunuz. Oradaki gelişmeleri takip edebildiniz mi?

Hikmet Çetin: Ettim. Orada bir ara çözüm bulundu. Aslında Suriye ile ilgili şunu söylemek istiyorum. Deniyor ki “Şimdi efendim seyirci mi kalalım?” Elbette seyirci kalmayalım ama biraz empati yapalım. Yani biz mecbur muyuz burada muhalefeti örgütlemeye? Silahlı gücü Türkiye’de yetiştirmeye? Ve bunu bir komşu ülkeye karşı yapıyorsunuz. Bugün ağzını açan Türkiye diyor.

euronews: Şam’da Türk pasaportuyla dolaşmak ciddi bir sıkıntı oldu.

Hikmet Çetin: Nasıl düzelteceksiniz bunu? Uzun yıllar aldı Öcalan oradayken. Sonunda Adana mutabakatı ile çözüldü. Şimdi bir beyaz sayfa açıldı. O kadar beyaz da yanlıştı. Bu kadar kara da yanış. Yani Esad yine Esad’dı. Türkiye elbette ki sessiz kalamazdı. Ama neden ilk ortaya çıkan ilk öncülük alan sonrasında bir çözüm getirmeyerek konuşan biz olduk? “Efendim muhalefet halkı temsil ediyor.” Nereden biliyoruz bunların halkı temsil ettiğini? Yani kendi kendilerine bir grup çıksa ben muhalefetim diye. Maalesef hemen Amerika ve diğerleri “meşru temsilci bunlar” dedi. İçinde El Kaide var her türlü grup var. Her türlü grubunu olduğu bu insanlara biz Suriye halkının meşru temsilcisi dedik. Nasıl bir daha eski duruma döneceksiniz Suriye’de?

euronews: Geçmişte de Esad aynı Esad’dı diyorsunuz.

Hikmet Çetin: Aynı Esad rejimi. O gün de hapishaneler de gazeteciler vardı. O gün de bunlar yapılıyordu. O gün de bunlar geçerliydi. Fenerbahçe Halep’e götürüldü. Her hafta toplantılar yapıldı ve ilan edildi dünyaya: İşte örnek komşu, sınırlar kalktı, vizeler kalktı. Tek ülke olduk neredeyse. Esad vardı yine.

euronews: Sizce Suriye konusunda ne yapılabilir bundan sonra?

Hikmet Çetin: En büyük tehlike şu: Suriye’de hem etnik hem mezhep kavgalarının içine girmek. Türkiye’nin bundan etkilenmemesi mümkün değil. Kendi içimiz temiz değil bunlarla uğraşmaya. Şimdi kolay değil kan çok dökülecek. Bugün zamanı geçmiş olabilir. Ama ben yine de Esad’ın da razı olabileceği bir geçiş dönemi gerektiğini düşünüyorum. Onu öldürüp, Kaddafi gibi yollarda sürerek bir şey yapamazsınız. Onun da razı olabileceği bir ortak çözüm gerek. Siz dünya olarak ABD, Batı, Türkiye Suudi Arabistan, Katar olarak “Suriye’de demokrasi istiyorlar” derseniz, Katar’la Suudi Arabistan’la bunları, muhalefeti meşru görür ve her söylediğine destek verirseniz masaya oturmazlar.

euronews: Siz Esad giderse Suriye’de rejimin değişeceğine inanıyor musunuz?

Hikmet Çetin: Ben böyle olacağını sanmıyorum. Bunu küçümsüyorlar. Bir kere yüzdelere bakmayın. Bir kere orada yüzde 10’a yakın Hristiyan var. Rejim evet, Esad ailesi Nusayri ama hepsi öyle değil. Bir burjuvazi sınıfı ortaya çıktı. İşadamları var. Hepsi Esad’ın yanında. Laik bir sistem. Öyle bir rejim. Endişem iç kavganın daha da büyümesi. Ve Türkiye bundan etkilenir. Bugün şöyle bir şeye dönüşme ihtimali korkunç geliyor bana: Bir Sünni İslamla Şii-Alevi İslam arasındaki bir çatışma. Taraflar da belli: İran, Irak kısmen Lübnan ve Suriye. Karşı tarafta Suudi Arabistan, Katar ve maalesef Türkiye var. İstemeyerek belki Türkiye bugün taraf konumuna gelmiştir. Taraf olduğunuz zaman bertaraf da olabilirsiniz. Türkiye oynayabileceği rolü bir taraf olarak oynayamaz. Türkiye çok önemli bir ülke, büyük bir ülke, büyük bir devlet. Türkiye bütün bunlarda çok etkili bir ülke olabilirdi. Çözümü Türkiye sağlayabilirdi. Rusya ile temas kurarak. Rusya’yı bir kenara iterek çözemezsiniz bunu. Amerika 10 bin kilometre ötede. Yanı başımızda Rusya var. Bence Türkiye… Başlangıçta Esad’ı uyaracaksınız. Evet ama Esad sizin dediklerinizi yerine getirecek askeriniz değil ki. Türkiye diyor ki yapmadı. Yapmaz tabi. Rusya ile beraber, Rusya’yı da ön plana çıkararak bir çözüm bulunabilirdi. Bütün bunlar ortadan gitti. Bir yandan şimdi Soğuk Savaş rüzgarları esiyor.

euronews: Aydınlık bir tablo görmüyorsunuz yani?

Hikmet Çetin: Nasıl öngörmezsiniz PKK’nın Kuzey Suriye’ye gelip yerleşeceğini? Her şeyini kaybetmekte olan bir Esad’ın yapamayacağı şey olmadığını nasıl görmezsiniz? Nasıl görmeyiz? O noktada Türkiye’yi mi düşünecek kendi ülkesini mi düşünecek? Her şeyini kaybetme noktasında bir kişinin yapmayacağı bir hata, yapmayacağı bir şey yoktur. Bunu öngörmektir devlet işi. Yönetim, bunu öngörmektir. Kuzey Suriye’ye ne yaptı? Hiç savaşmadan sessizce yerleştirdi onları oraya. Sonra biz Barzani’den medet ummaya başladık.

euronews: Zaman ayırdığınız için teşekkürler.

Endülüs'te orman yangını yerleşim birimlerini tehdit ediyor

İspanya

Endülüs'te orman yangını yerleşim birimlerini tehdit ediyor