Son Dakika

Okunan haber:

"İsrail kasımdan önce İran’ı vurabilir"


Türkiye

"İsrail kasımdan önce İran’ı vurabilir"

“Demokrasi pahalı bir yatırımdır. Arap dünyasındaki ayaklanmalar enerji ihraç eden otoriter rejimleri sosyal reformlara zorluyor. Bu ileride enerji fiyatlarına yansıyabilir. Bu da petrol zengini olmayan ülkelerin uzun vadede demokrasi çabalarını sıkıntıya sokabilir.” Yorumun sahibi eski Enerji Bakanı Dr. Hilmi Güler. İstanbul’da haftasonu Marmara Grubu’na bağlı Kalem Journal’in düzenlediği toplantıda önde gelen enerji ve siyaset uzmanları bir araya geldi. Arap isyanlarının bölge politikalarını, enerji sektörünü nasıl etkileyeceğini tartıştı. Uzmanların genel kanısı Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşananların Batı’nın ince hesapları bir yana bırakılarak anlaşılamayacağı yönündeydi.

Toplantıya katılanlardan biri de Washington’u, Türk-Amerikan ilişkilerini ve Ortadoğu’yu en iyi bilen CSIS Turkey Project Direktörü Profesör Dr. Bülent Ali Rıza’ydı. euronews’un sorularını yanıtlayan Bülent Ali Rıza İran konusunda çarpıcı bir analiz yaptı ve İsrail’in Kasım’daki seçimlerden önce İran’a saldırı düzenleyebileceğini savundu. Prof.Dr. Rıza Suriye sorununun Türk-Amerikan ilişkilerini de zorlayacağına dikkat çekti.

Bora Bayraktar/ euronews: Sayın Hocam, Amerikan seçimleri öncesinde İsrail’de ciddi bir İran endişesi var. Netanyahu yönetimi uzun zamandır İran’a müdahaleden söz ediyor. Sizce İsrail hükümeti karar alarak tek taraflı bir harekat düzenleyebilir mi?

Prof. Dr. Bülent Ali Rıza: Öncelikle son kaç birkaç hafta içinde İsrail başbakanı Netanyahu’nun bu konuda söylediklerine ABD ile İsrail arasındaki gerginliğe bakmak gerekir. Örneğin birkaç gün önce Netanyahu “bekleyelim ama neyi bekleyelim? İran’ın nükleer kapasiteye sahip olmasını ve nükleer silah yapmasını mı?” diye sormuş ve çok açık bir şekilde konuşmuştu. Tabi Obama yönetimi başından beri İsrail’i bu konuda caydırmak için elinden geleni yaptı. Obama, Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı yetkililerini, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve genelkurmay başkanını İsrail’e gönderdi. Fakat görünen o ki Obama yönetimi ile Netanyahu arasında ciddi bir güvensizlik var. Netanyahu’nun Amerikan Başkanlık seçimlerinde Mitt Romney’i tercih ettiği de gözle görülür bir gerçek. Netanyahu ve Romney 1970’li yıllarda aynı şirkette çalışmışlardı. Aralarında bir yakınlık var. Obama’nın zaten Yahudi yerleşim yerleri konusundaki tutumundan rahatsız olan Netanyahu, ikinci dönemde seçim kaygılarından arınmış olan Obama’nın kendisine çok daha ciddi baskı yapabileceğinden çekiniyor ve Romney’nin seçimi kazanmasını istiyor. Tabi Obama için tehlike şu: Kasım’dan önce, seçimin yapılacağı 6 Kasım’dan önce, İsrail’in bu konuda atabileceği ve Obama’nın istemediği tek taraflı bir adım. Buna Obama’nın karşı çıkmasının zor olacaktır. Zira İsrail’i destekleyen Musevi Lobisi Washington’da her açıdan çok önemli, Obama’nın seçimi alabilmesi için. Musevi seçmenin çoğu yine Obama’ya oy verecek fakat onların oylarının az bir bölümünü kaybetmesi bile kötü. İkincisi mali bağışlarda çok önemli bu grup. Onları da kaybetmek istemeyecek. O nedenle İsrail’in atabileceği, istemediği bu adıma açıkça karşı çıkması olaydan sonra zor olacak. O açıdan baktığımızda Netanyahu’nun pek büyük bir bedel ödemeyeceği kesin gibi. O yüzden ben bütün sakıncalarına rağmen – ki tam bir felakete yol açabilir bölgede. Zaten daha önce de Irak savaşından sonra yaşadığımız gerginliğin birkaç mislini yaşayabiliriz, İran’a saldırılması durumunda – O yüzden ben maalesef İsrail’in İran’a saldırma olasılığının yüksek olduğuna inanıyorum.

euronews: Tabi bu herhalde küçük çaplı bir operasyon olur değil mi? Topyekun bir saldırıya geçebilir mi İsrail?

Bülent Ali Rıza: İsrail’in öyle bir kapasitesi zaten yok. Netanyahu’nun tercihi ABD’nin İsrail ile birlikte hatta tek başına saldırması. Çünkü ABD’nin hemen hemen sınırsız bir kapasitesi var. İsrail’in kapasitesi o kadar geniş değil. Kaç uçakla saldırabilir? Saldırıda kaç uçak kullanabilir? Tabi o lojistik sebepleri de hesaba katarak spekülasyon yapabiliriz. Ama burada önemli olan Netanyahu’nun bir hamle yapması. “İran’a bugüne kadar yapılan ambargolar, önlemler yeterli olmamıştır. Biz bu saldırıyla önleyemeyiz İran’ın nükleer kapasitesini genişlemesini. Fakat en azından bunu geciktirebiliriz ve önümüzdeki dönemde bunu yeniden yapabiliriz. Ve hatta ABD ile, Romney yönetimiyle birlikte – ve Romney’nin bu konuda açıklanmış bir sözü var: Eğer Obama devam ederse İran’ın nükleer silaha sahip olacak, ben iktidara gelirsem İran’ın nükleer kapasitesini gerekirse silah zoruyla engelleyeceğim diye – Netanyahu bununla önemli bir hamle yapmış, adım atmış olur ve ilerisi için de bir nevi başlangıç oluşturmuş olur.

euronews: Bölgeye bir de Suriye perspektifinden bakarsak, burada 18 aydır süren bir isyan var ve rejim kolay kolay pes etmeyecek gibi görünüyor. Bu durum bölgeyi ve Türk-Amerikan ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Bülent Ali Rıza: Türkiye ile ABD arasında görüş ayrılığı olduğu belli. Ankara ABD’nin çok daha açık bir şekilde başta, sınırın güneyinde göçmenlerin barındırılabileceği, uçuşa yasağı olan bir tampon bölge oluşturulmasını istedi. Ama ABD buna yanaşmıyor. Buna yanaşmaması Türkiye’nin üzerindeki baskıları arttırdı. Kaldı ki Türkiye PKK terörü sorunun daha da yoğunlaşmasıyla bir takım mezhepsel sorunların ortaya çıkmasıyla zor durumda. Bir de göçmenlerin bütçeye getirdiği fatura da var. Onun ötesinde tabi Tahran’la ve Moskova’yla diplomasinin ötesinde yaşadığı sorunlar var. ABD’nin bu konuda Türkiye’yi yalnız bıraktığı izlenimi var. Ben bu durumun kısa vadede değişeceğini beklemiyorum. Zira ABD son saldırılardan sonra, Hür Suriye ordusunun dışında gönüllü selefiler ve diğer ona benzer radikallerin El Kaideye bağlı ve ya El Kaide ile irtibat içinde olduğuna inanıyor. Suriye’de onlara silah desteği sağlamıyor. ABD’nin bu gruplara silah sağlayan Katar ve Suudi Arabistan’la görüş ayrılığı yaşadığını biliyoruz. Tabi Türkiye kendisini bağlamış gibi. “Esad gidecek ve çok yakında gidecek” diyor Türk yetkililer. Bu hedefin gerçekleşmesi için de belki ABD’nin sevk edilmesini hiç istemediği bir takım gönüllülerin Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmesini sağlıyor. Bu konuda belki ABD ile bir takım gerginlikler yaşanacak. Tabi uzun vadede eğer ABD, David Ignatus’un geçtiğimiz günlerde Washington Post’ta yazdığı gibi uzun vadeli, düşük profilli daha fazla istihbarat ağırlıklı yöntemi tercih ederse bu Türkiye için kabul edilebilir bir durum olmayacak. Zira Türkiye en erken bir zamanda Esad’ın en açık bir şekilde, mümkünse BM Güvenlik Konseyi’nden çıkacak bir kararla değilse onun dışında ABD ve Türkiye’nin birlikte, muhtemelen NATO müttefiklerinin desteğiyle Esad’ı Hür Suriye Ordusunu kullanarak devrilmesini istiyor. Bu konuda ön ayak olmasını istiyor bu ittifakın. Böyle bir ittifak şu anda yok. Türkiye tek başına kalmış. Bunun faturası da önümüzdeki günlerde mutlaka Türk-Amerikan ilişkilerine çıkar.