Son Dakika

Okunan haber:

Suriye NATO’nun önceliği değil


Suriye

Suriye NATO’nun önceliği değil

Suriye’de 2011 yılı başında patlayan isyanlar 18 ayı geride bıraktı. Ne muhalifler Esad rejimini devirebildi ne de rejim isyanı bastırabildi. Kriz şiddet olaylarına kilitlenmiş gibi görünüyor. Çatışmayla birlikte aylar içinde oluşan ulusal ve uluslararası güç dengelerini değiştirmek için de cılız bir iki adımın dışında ciddi bir girişim yok. Ufukta çözüm görünmüyor. Bu durum krizin ilk aylarında tavrını muhalefetten yana net ve rejime karşı sert bir biçimde ortaya koyan Türkiye’nin sürüklendiği sıkıntılı sürecin devam edeceği anlamına geliyor.

Ankara, Suriye konusundaki yalnızlığını kırmak için Batı’dan istediği desteği alamayınca yeniden yönünü bölge ülkelerine çevirdi. Kahire’deki İran-Mısır-Türkiye girişiminin bir anlamı bu. Ancak bu toplantıya Suudilerin katılmaması bölgede de bir çıkış yolu olmadığını ortaya koyuyor. Suudi Arabistan ve Katar kendi selefi ideolojilerini Suriye’ye yaymakta kararlı. Bu politika özellikle Libya’daki büyükelçi cinayetinden sonra tutumunu belirginleştiren ABD’nin itirazlarına hedef olmuş durumda. Bu nedenle Türkiye de Suudi Arabistan ve Katar ile arasına mesafe koymaya başladı. Suriye’deki çatışmanın dolaylı taraflarından Suudi Arabistan olmadan bir çözüm arayışı elbette topal kalacak. Ancak Türkiye’nin ne olursa olsun bu girişimin arkasında durması, buradan bir çıkış yolu araması anlaşılır. Bu, bir tercihten ziyade bir zorunluluk. Çünkü ne Washington ne de Avrupa başkentleri, Suriye’de Esad yönetimine yönelik Türkiye’nin beklentilerini karşılayacak bir tutum içinde değil. Hatta böyle bir öncelikleri de yok. Esad yönetimine karşı güç kullanımına Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin soğuk baktığı gerek Çin ve Rusya’nın tavırlarından gerekse diğer ülkelerin geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı konuşmaya üst düzey katılım gerçekleştirmemesinden biliniyor.

Libya müdahalesinin gerçekleşmesini sağlayan, dağınık, zayıf isyancı güçlerin Muammer Kaddafi’yi devirmesini mümkün kılan NATO’nun da Suriye konusunda benzer bir tavır içine girmeyeceği anlaşılıyor. İstanbul Kültür Üniversitesi’nde GPOT Araştırma Merkezi’nde NATO Genel Sekreter Yardımcısı Büyükelçi Hüseyin Diriöz’ü dinlerken Kuzey Atlantik İttifakı’nda da bu yönde bir hazırlık olmadığı izlenimini edindik. Kuşkusuz her krizde olduğu gibi askeri düzlemde NATO kendini her türlü olasılığa karşı hazır tutuyor. Fakat siyasi düzeyde NATO Suriye konusunu uzaktan izliyor. Bu da Suriye’deki krizin uzayacağı, rejimin direncini arttıracağı belki de muhalefeti iyice zayıflatacağı yönündeki analizleri güçlendiriyor.

Suriye sorunu Türk hükümetini dört noktada zorluyor: Güvenlik ve terör, sığınmacıların yol açtığı siyasi ve mali yük, dış politikada Ortadoğu’ya açılıma vurduğu sekte ve radikal güçlerin sınır geçişleriyle ilgili iddiaların iç politikada yol açtığı baskı. Burada sığınmacılar konusuna dikkat etmek gerek. Çünkü Türkiye’nin açık sınır politikasını terk etmesi, sığınmacıların sınırda sıkışıp kalması, muhaliflerin istediği güçlü desteği alamamasından kaynaklanan hoşnutsuzluk giderek tırmanıyor. Bu da Esad sonrasına yatırım yapan Türkiye’nin gelecek yönetimle daha şimdiden arasında bir güven bunalımı doğması tehlikesini içinde barındırıyor. Sığınmacılarla ilgili son gelişmeler Ankara’nın muhaliflerle de arasını bozmak üzere.

Bu nedenle Suriye konusunda Ankara’nın yeni bir durum değerlendirmesi yaparak önümüzdeki döneme bu hususları dikkate alarak iyi bir planlamayla girmesi gerekiyor.