Son Dakika

Okunan haber:

Türkiye’de şiddet daha ne kadar tırmanacak?


Türkiye

Türkiye’de şiddet daha ne kadar tırmanacak?

Türkiye son aylarda PKK kaynaklı şiddetin merkezinde. Şiddetin giderek artan dozu Türk güvenlik güçlerinin verdiği kayıpları da paralel oranda arttırmış durumda. Her hafta onlarca şehit cenazesi memleketlerinde toprağa verilirken içten içe kaynayan bir öfke dalgası Türk basınına gerçek boyutlarıyla yansımasa da büyüyor. Bu tehlikeli tırmanış karşısında Türkiye’nin vereceği yanıt kimilerine göre Kürt meselesi açısından kritik önem taşıyor. Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili bir rapor yayınlayan Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye/Kıbrıs Proje Direktörü Hugh Pope Euronews’un sorularını yanıtladı.

Bora Bayraktar: Siz uzun yıllardır Türkiye’de yaşıyorsunuz. Konuyu ve bölgeyi iyi biliyorsunuz. Son dönemde şiddette tehlikeli bir tırmanış görüyoruz. Son yayınladığınız rapor ışığında gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hugh Pope: Türkiye’de 1999-2009 yılları arasında 10 yıllık iyi bir dönem yaşandı. Türkiye Avrupa Birliği ile müzakereleri sürdürüyordu ve Kütrlerin haklarını geliştirmeye karar vermişti. Daha iyi yasalar, anadilin kullanımı, hapishanelerdeki durumun iyileştirilmesi gibi. Ancak 2009 maalesef hem PKK’nın hem de hükümetin bir çözüm için müzakereler yürüttüğü ama aynı zamanda Kürt toplumunun hak kazanımlarının sekteye uğradığı bir dönem oldu. Son bir yılda durum çok ciddi bir şekilde geriledi. Çatışmalarda 700 kişi öldü. Bunun 200 kadarı güvenlik güçleri, 400 kadarı PKK’lı kalanı ise sivildi. Bu, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından bu yana görülen en kötü rakamlar. Bence artık Türkiye’nin sınıra geldiği bir dönemdeyiz. Çünkü bölgede birçok şey değişiyor ve Türkiye’nin yeni bir yönde politikalara ihtiyacı var. Bence çatışmanın bu şekilde tırmanışı gerçek bir politika değişimi ihtiyacını ortaya koyuyor.

Euronews: Bu son üç yılda durumun kötüye gitmesini neye bağlıyorsunuz? Acaba taraflar hem Türkiye hem PKK profesyonel bir barış sürecini yürütebilecek birikime sahip değil miydi? Bir çatışma çözümü kültürü olmaması müzakereleri başarısızlığa sürüklemiş olabilir mi?

Hugh Pope: Bence 2009 gerçek anlamda iki taraf da bir barışa ulaşmak için bir çaba içindeydi. Ama sizin de belirttiğiniz gibi iki tarafta da doğru bir planlama yapılmadı.Maalesef işler kötüye gitmeye başladığında iki taraf da büyük bir ihanet algısıyla duygusal tepkiler verildi. Bu hemen 2009 içinde olup bitmedi, PKK ve hükümet iki yıl daha görüşmeleri sürdürdü. Ancak güven kaybolmuştu. Bu güveni yeniden tesis etmek için de bir mekanizma yoktu. 2011 yazında görüşmeler tamamen çöktüğünde iki taraf da tavrını sertleştirdi. Artık PKK liderleri askeri çözümden ve “silahlı direnişin meşruiyetinden” söz ediyor ve AKP hükümetini devirmek istiyor. AKP hükümeti ise artık Kürt sorunundan değil PKK sorunundan bahsediyor “onları askeri yöntemlerle bitireceğiz” diyor. Bu da bence daha az gerçekçi bir ortama girdiğimiz anlamına geliyor. Türkiye uygun bir çözüm planına geri dönmeli.

Euronews: Tarafların sizce akıllarında uzlaşabilecekleri nihai bir çözüm planı var mı?

Hugh Pope: Sanıyorum iki taraf da tam olarak ne istediğini tam olarak ortaya koymuş değil. Bu 2009’da görüşmelerin çökmesinin nedenlerinden biriydi. PKK bir anlaşma olacağını umdu. Ama beklentisi, kendi istediği gibi bir anlaşma olacağıydı. Aynı şekilde Türkiye de kendi istediği gibi bir anlaşma olacağını umuyordu. İki taraf da birbirlerinin ne istediğini tam olarak öngörmedi. Durum hala da bu. Bence şu an PKK ve yasal Kürt temsilcilerini de kapsayan Kürt hareketinde büyük bir belirsizlik var. Şu an politikayı kim belirliyor bu bile belli değil. Benzer biçimde Türkiye’nin bu işle kimi görevlendirdiği belli değil. Bu belki başbakanın kendisi belki başbakan yardımcısı Beşir Atalay. Erdoğan’ın danışmanlarından biri de olabilir, MİT Başkanı da olabilir. Bu belirsiz, çözüm planı belirsiz. Bu anlaşmazlıkta büyük güç Türkiye. Bir plan ortaya koyabilecek binlerce insanı olan oturmuş bir devlet yapısı var.

Raporumuzda biz Kürtlerin genel olarak ne istediğini ortaya koyduk. Biliyorsunuz Kürtler Türkiye toplumunun yüzde 15 ila yüzde 20’sini oluşturuyor. Ama alınacak kararı tüm Türkiye toplumunun benimsemesi gerekiyor. Kürtler anadilde eğitim istiyor, bu açık. Bunu Kürtlerin ne kadarı istiyor bilemiyoruz ama on yıl içinde böyle bir hak verilmiş olmalı. Bununla ilgili hazırlıklar yapılmalı. Bu hükümet için bir hedef olmalı. İkincisi adil siyasi temsil meselesi. Her genel seçimde on puanlık seçim barajı Kürt hareketi için bir engel oluşturuyor. Çünkü Kürt siyasi hareketi ortalama yüzde yedi-sekiz civarı oy alıyor. Seçim barajı bir çok Avrupa Konseyi üyesi ülkede olduğu gibi yüzde beşe çekilmeli.

Üçüncüsü, ademi merkeziyetçilik. Kürt hareketi demokratik özerklik gibi içeriği ve anlamı belirsiz bir hedef ortaya koydu. Türkiye bunu mevzu bahis bile yapmak istemiyor. Ama Türkiye’de pek çok yerde insanlar yerel yönetimlerin güçlendirilmesini istiyor. Tüm 81 il ve ilçeleri günlük hayatlarını kontrol etmek istiyor. Bu da çözüm paketine konulmalı. Bu herkesin istediği ve kabul edebileceği, hem Kürt bölgesinde hem de tüm ülkede gerilimi azaltabilecek bir şey bu.

Son olarak yasalarda ve anayasada ayrımcılığa son verilmeli. Bunun alternatifi yok. Ankara’da şu an çalışan bir anayasa komisyonu olması büyük bir şans. İktidar partisi olarak AKP ülkede adalet ve uygun yasalar için bunu kullanmalı. Halen hapishanelerde terör suçlamasıyla yatan ama şiddete bulaşmamış binlerce insan var. Suçlu olup olmaları bir kenara ne ile suçlandıkları bile belli değil.

Her yeni tutuklamada yüzlerce yeni düşman ortaya çıkıyor. Bu da meseleyi daha da kötü hale getiriyor ve Kürt hareketinin gözünde silahlı mücadeleyi meşru kılıyor ve şiddet döngüsünü güçlendiriyor. Son birkaç aydaki duruma bakın. Mesele tam bir çıkmazda. Mutlaka bir U dönüşü gerekiyor. Kriz Grubu olarak ortaya koyduğumuz öneriler bence Türkiye’deki ana akıma çok uygun. Hükümet mutlaka oturup on yıllık bir plan yaparak, bu hükümetin ömrünü de aşacak uzun vadeli bir planla bu işi çözmek durumunda. Çünkü Türkiye bu savaş yüzünden 300-400 milyar dolar kaybettiğini söyleyip duruyor. 30 binden fazla insan öldü. Bu sona ermeli. Hükümet bir yol bulmalı. Başbakan Erdoğan bunu şimdi yapabilir. Önünde iki yıllık bir süreç var. Parlamentoda güçlü bir çoğunluğa sahip. Başlangıç yapabileceği bir anayasa komisyonu var. MHP ile birlikte çalışmak zorunda değil. CHP ve BDP ile yürüyebilir. Bu onun için gelecek seçimleri zorlaştırabilir. Ama neyin daha önemli olduğunu belirlemek zorunda: Kolay bir seçim galibiyeti mi yoksa Türkiye için daha tehlikeli bir hal alan Kürt meselesini çözmek mi? Suriye, Irak ve İran PKK’ya daha iyi ev sahipliği yapma eğilimindeler. Türkiye o nedenle meseleyi şimdi çözmek zorunda.

Euronews: Bu sorunda Suriye ve İran gibi dış güçlerin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hugh Pope: PKK, Türkiye’nin Suriye ve İran üzerindeki etkisini kaybetmesinden dolayı kendini daha güçlenmiş hissediyor. Ama asıl sorun Türkiye’nin kendi içinde. PKK Avrupa’dan ve Avrupa’daki Kürt diasporasından çok büyük maddi yardımlar sağlıyor. Ama asıl sorun bu değil. Asıl sorun Türkiye’nin içinde. Türkiye bölgesel gelişmelerden dolayı tehdit algılıyor. Bu noktada fark yapacağı tek yer içerideki durumu düzeltmek, Kürt sorununu çözmek, PKK sorununu Kürt sorunundan ayırmak ve Kürtleri yeniden kazanarak PKK’nın silahsızlanmasını ve dağılmasını sağlamak.

Fotoğraf http://hughpope.com adresinden alınmıştır.

Atina hükümeti yeni tasarruf önlemlerinde anlaştı

Yunanistan

Atina hükümeti yeni tasarruf önlemlerinde anlaştı