Son Dakika

Son Dakika

Cem Özdemir: "O reformcu başbakan nereye gitti?"

Okunan haber:

Cem Özdemir: "O reformcu başbakan nereye gitti?"

Metin boyutu Aa Aa

“Türkiye’de ne oldu? AB konusunda istekli, reformcu, karizmatik o başbakan nerede?”

İstanbul’da TÜSİAD ve Boğaziçi Üniversitesi’nin düzenlediği konferansta konuşan Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir’in konuşmasının en akılda kalan anı sanıyorum buydu. Son İlerleme Raporu’ndaki sert eleştiriler, hükümet kanadından rapora verilen umursamaz tepki, Burhan Kuzu’nun sembolik olarak raporu yırtıp atması Türkiye’deki ruh halinin bir yansıması. Oysa çok değil birkaç yıl önce Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlaması törenlerle kutlanıyor, her yerde AB bayrakları dalgalanıyordu. Oysa şimdilerde Türkiye’nin dış politikada ana gündemi Suriye sınırındaki gerilim.

Avrupa Parlamentosu Bütçe Komisyonu Başkanı Alain Lamassoure’un “‘Türkler ve Avrupalılar Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğini istemedikleri için bu meselenin kapandığını” savunan sözleri de uyarıcı bir nitelikte.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerindeki gerileme giderek daha ciddi bir problem olarak algılanıyor. Avrupalı Türkiye dostları da bu konuda Ankara’nın dikkatini çekmeye çalışıyor. Alman Yeşiller Partisi’nin Eşbaşkanı Cem Özdemir de bunlardan biri.

Özdemir hükümetin geçmişte AB konusunda attığı adımlardan övgüyle söz ederken, bugünkü kayıtsız tutumu anlamakta güçlük çektiğini ifade etti. Özdemir “Müzakereler yürüyor. Ama hepimiz biliyoruz ki isterseniz müzakereleri başarılı olacak şekilde yürütebileceğiniz gibi başarısız olabilecek şekilde de yürütebilirsiniz. Yaptığınız jestler, kullandığınız dil, yaptığınız ziyaretler, atılan her adım çok önemlidir” dedi. Türkiye ile müzakerelerin başlamasıyla ilgili Avrupa Parlamentosu’ndaki oylamada çekilen, parlamenterlerin elinde Türk ve AB bayrakları bulunan o tarihi fotoğrafı gösteren Özdemir “önceki gelişlerimde Türkiye’de gittiğim her sivil toplum kuruluşunda, medya kuruluşlarında AB Parlamentosundaki bu resim asılıydı. Şimdi ise hiçbir yerde bunu görmüyorum. Bu sembolik bir resim. Türk ve AB bayraklarını yan yana koyarak her dilde Türkiye’ye evet demiştik. Bunu yaptık çünkü bu sembolik bir resimdi. Hatta öyle ki başbakanın danışmanlarından biri bana ‘bu resim sayesinde meclisten bir demokratikleşme paketinin daha geçirebildik’ demişti. Muhalefetten bir milletvekili ‘bu resmin Türkiye’nin demokratikleşmesi için ne anlama geldiğini tahmin bile edemezsiniz’ demişti. Bu resim Türkiye’ye yardımcı olan bir sinyaldi. Ama bu tür jestler iki taraflı çalışır. Dolayısıyla siz AB Komisyonu’nun bir raporunu sembolik olarak yırtıp çöpe atarsanız, buna hoş bir karşılık beklememeniz gerekir. Burhan Kuzu gibiler Avrupa’da da var. Ama unutmayalım Türkiye tek bir vatandaş değil Avrupa da tek bir kişiden oluşmuyor” diye konuştu.

Atılan her adıma, ağızdan çıkan her söze dikkat etmek gerektiğini belirten Cem Özdemir yine de Türkiye’nin AB üyesi olması gerektiğini düşünenlerin çoğunlukta olduğunu belirtti. Dolayısıyla Türkiye’nin Brüksel ile ilişkilerinde daha özenli davranması gerektiği açık. Özdemir’i dinlerken AB ile müzakerelerden sorumlu bakanın tavırlarının, Avrupalılarla didişmesinin aslında göreviyle ne kadar tezat oluşturduğu ister istemez akla geliyor.

Peki Türkiye Sarkozy ve Merkel’in döşediği mayınlı arazide yolunu bulabilecek durumda mı? Cem Özdemir mevcut koşullarda Türkiye’nin önünü açacak pek çok koşul olduğunu düşünüyor. Birlik içinde her koşulun herkes için aynı anda uygulanmadığını hatırlatıyor: “Örneğin Schengen’e herkes üye değil. Eurozone var ama ona da tüm üyeler dahil değil. İngiltere gibi üyeler var. Avrupa Birliği farklı fikirlere hayat tarzlarına açık bir yer” derken Özdemir, Türkiye’nin üyeliğinin de aşamalar halinde gerçekleşebileceğine işaret ediyor.

Kendisine İlerleme Raporu’ndaki eleştirileri hatırlatıyorum ve bir çıkış yolu görüp görmediğini soruyorum. Özdemir Türk hükümetine yönelik eleştirilerini sitemkar bir şekilde döküyor:

“Bu hükümetin ilk döneminde yaptığı reformlar beğeniyle karşılandı. Aslında başta herkes endişeliydi. İslamcı kökleri olan bir parti işbaşına geliyordu ve demokrasiye bağlı olup olmayacağı gibi sorular vardı Avrupa’da. Ama hükümet beklenmeyen bir çok reformlar yaptı. Bu Türkiye’nin Avrupa’daki imajını destekledi. Ak Partinin ikinci döneminde duraklama dönemine girildi. İki tarafta da vardı. Kıbrıs referandumu bir felaketle noktalandı ve bence bu dönüm noktasıydı. Eğer adanın birleşmesi gerçekleşse farklı bir noktaya gelinirdi. Şu an içinde bulunduğumuz üçüncü dönem ise duraklamadan da öte her şeyin geriye sardığı bir dönem oldu. Bu durum Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğine karşı çıkanlar için iyi oldu ama diğerleri için endişe kaynağı. Bugünkü hükümet tavrını net olarak ortaya koymalı. AB’yi hem isteyip hem istememek olmaz. Avrupa’da devlet adamlarının karışmayacağı bazı konular vardır. Örneğin kürtaj. Bence bu çok kötü bir şey. Ama insanlara bu konuda ne yapacaklarını söylemek başbakanın işi değil. Başbakanın sezaryen konusunda uzman olmadığını sanıyorum. Bir insan her konuda uzman olamaz. Sayın başbakanın her konuda uzman olmasına şaşıyorum. Bu başbakanın geçmişte konuştuğu dille aynı dil değil. Merak ediyorum ne oldu? O eski, karizmatik, enerjik ve AB konusunda istekli başbakan nereye gitti? Diğerleri bu yönelimden memnun. Ama dostları soruyor; o reformcu Türkiye’ye ne oldu?”

Özdemir’in uyarıları dikkat çekici. Türkiye’deki liberal kesim de yavaş yavaş AB konusunu yeniden gündeme getirecek gibi görünüyor. TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner “Avrupa Birliği Türk iş dünyası için hala en temel stratejik hedef. AB, bizim için hala bir çekim merkezi. Ekonomide zaten AB normları işliyor, siyaseten de işin içinde olmalıyız” diye konuşuyor, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzakerelerine yeni bir enerji ile dönmesi gerektiğini belirtiyor.

Emekli Büyükelçi Volkan Vural da Türkiye’nin Merkel ve Sarkozy ekseninde küstürüldüğünü kabul ediyor ve Ankara’nın yeniden hareketlenebilmesi için Avrupa’dan Türkiye’nin AB üyeliğine dair güçlü bir teyit vermesi gerektiğini düşünüyor “AB’nin güçlü üyelerinden Türkiye’nin üyeliğine dair verilecek bir teyit, uzun vadede bile olsa bir hedef tarih Ankara’daki isteksizliği kıracaktır. Bu konuda Almanya öncü olabilir” diyor.

Gerçekten de Türkiye’nin Ortadoğu’daki parlak günlerinin kısa sürmesi, bölgede krizin derinleşmesi, Suriye meselesi, her sıkıntıda yüzünü Batı’ya dönme refleksi bulunan Türkiye’ye Avrupa’yı yeniden hatırlatmış görünüyor. Sürpriz bir şekilde gelen ve gerekçeleri arasında Türkiye ile ilişkileri de bulunan AB’ye verilen Nobel Barış Ödülü, kriz, Ankara’nın yön arayışı müzakerelere yeni bir ivme katacak mı göreceğiz. Ama Türkiye’nin AB rotasından ayrılmasının sıkıntıları daha şimdiden anlaşılıyor.