Son Dakika

Okunan haber:

Rusya Türkiye’ye ne karşılık verecek?


Türkiye

Rusya Türkiye’ye ne karşılık verecek?

Moskova’dan Şam’a giderken Ankara’ya indirilen uçak yüzünden Ankara ile Moskova arasında soğuk rüzgarlar esiyor. Rusya’nın rahatsızlığı, Türkiye’nin yaptığı müdahaleyle ilgili ölçülü açıklamaların satır aralarından ya da alt düzeylerin daha sonra “düzeltilen” ifadelerinden anlaşılıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise bir kriz olmadığını belirtiyor ve tansiyonu düşürme yolunda çaba gösteriyor. Peki gerçekte durum ne? Aralarındaki ticaret hacmi 26 milyar doları aşan Türkiye ve Rusya karşı karşıya gelebilir mi? Rusya konusundaki birikimiyle öne çıkan Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erhan Büyükakıncı’ya göre her iki ülke de anlaşmazlığa rağmen meseleyi krize dönüştürmekten kaçınma eğiliminde. Yine de gerilimin tırmanması tarafları tehlikeli bir noktaya getirebilir. Prof. Büyükakıncı Rusya’nın Ortadoğu’da ne yapmak istediğini de değerlendirdi.

Bora Bayraktar/ euronews: Türkiye’nin uçağı indirmesiyle başlayan gerilim karşılıklı açıklamalarla aşağıya çekiliyor gibi. Sizce bu hareket Türk-Rus ilişkilerinde temel bir sıkıntıya yol açar mı?

Erhan Büyükakıncı: Şimdi özellikle AKP döneminde Türkiye’nin Putin yönetimleriyle olan ilişkilerinin sürekliliğine baktığımız zaman, 2006’da “stratejik ortaklık” sözcüğünün ifade edilmesinden bu yana özellikle ekonomik ortaklığa dayanan bir bağımlılık söz konusu. Türk-Rus ilişkilerinde çok boyutlu bir ortaklık var. Bu ortaklık cumhurbaşkanları, başbakanlar ve Üst Düzey İşbirliği Konseyi düzeyinde toplanıyor. Artık aramızdaki sorunları birebir konuşabiliyoruz. Çok boyutlu ve kurumsal bir ilişki düzeyine geçildiği dönemde her iki aktörden birinin NATO üyesi olması, birinin Ortadoğu ile sınırdaş olması, Arap baharına farklı bakış dolayısıyla farklı dış politika çıktıları olabilir. Rusya ele alındığında ister istemez bazı Arap ülkeleriyle, İran ile, ABD’nin şer ekseni dediği ülkelerle, silah ve savunma sanayi ile ilişkilerinin olduğu görülüyor. Rusya’nın daha “hard power” ilişkilerinin olduğu bu ülkelere baktığınız zaman, Türkiye ve Rusya açısından iki farklı trend ortaya çıkıyor. Güvenlik çıkarlarımızın mutlaka uzlaşacağı diye bir ilke yok bu çok boyutlu ortalıkta. Putin de Erdoğan da bunu baştan kabul ediyorlar. İkisi de güvenlik yapılarında özerkler. Birbirlerine bu bağlamda uymak zorunda değiller. Türkiye’nin NATO’ya ve ABD’ye angajmanları var. Dolayısıyla yaşanabilecek sıkıntıların, güvenlik eksenindeki sıkıntıların ikili ilişkilerde bir temel soruna dönüşmemesi de kabul edilmiş bir uzlaşı noktası. Belirli kırmızı noktalar var. İkili ilişkileri korumak adına bazı konuları zorlamamak gibi bir tavır iki tarafta da var. Şimdi Moskova’dan kalkan uçakta bulunan askeri mühimmat olduğu söyleniyor. Ama Türkiye hükümeti bunları terörist unsurlar gibi sergilemedi. Biz bu açıdan sadece hükümetin beyanına göre yorum yapabiliyoruz. Rusya’nın bu malzemenin radar aletleri olduğu savı var ortada. Türkiye belki ilişkileri gerginleştirmemek adına bu alı konulan malları ortaya koyup Rusya’yı kötü duruma düşürmemek istedi ya da kendi pozisyonunu zora sokmamak için böyle yaptı. Demek ki bazı kırmızı noktalarda gerginlik yapmama durumu var.

euronews: Niye böyle bir mahkumiyet ya da bağımlılık var? Suriye’de Baas rejiminin geleceği Rusya açısından hayati önem taşıyor. Ve bu konuda Türkiye ile Rusya’nın beklentileri taban tabana zıt. Bu kadar zıt yaşamsal çıkar çatışması varken kırmızı çizgiler ne kadar korunabilir?

Erhan Büyükakıncı: Şöyle bakalım, Rusya’nın çıkarı nedir? Arap Baharı denilen noktada Libya olsun, Mısır olsun Rusya sivil toplum hareketlerinin, demokratik arayışların olduğu bir dönemde sıranın kendisine de geleceğini düşünmüyor değil. Renkli devrimleri hatırlayın. Dolayısıyla Ukrayna’da işin terse çevrilmesi, Gürcistan’da İvanişvili’nin başbakanlığa gelmesi Rusya’nın girişimleriyle oldu. Aslında Arap devrimlerinden önce renkli devrimlerle böyle bir demokratikleşme süreci post Sovyet alanı için “denenmişti”. Bunlar sivil toplumun kendi içinden çıkan talepler miydi, yoksa dışarıdan manipülatif, Batılı ülkelerin destekledikleri bir süreç miydi? Bu işe açıkçası Gürcistan savaşı ile 2008’de son nokta kondu. Batılı ülkeler ister istemez post Sovyet alanını daha fazla zorlamama noktasına gelmişlerdi. Bu Medvedev ve Putin askeri doktrinleri ve dış politika stratejileriyle sert bir noktaya taşındı.

Rusya’nın dış politikasında bir yakın çevresi bir de uzak çevresi var. Yakın çevre dediğimiz, Avrasya politikası dediğimiz dış politika eğilimi noktasında post Sovyet alan. Uzak çevrede Slav kardeşler devreye giriyor. Bir de Rusya’nın çıkarına hizmet eden Ortadoğu’da eski sosyalist kökenli devletler ve kolektivist iktidarlar. İran ve Suriye var. Rusya kendisini farklı araçlarla denge unsuru olarak Irak’taki Maliki hükümetine sunuyor. Bu da Maliki yönetiminde çok çabuk kabul gördü. Maliki kendi meşruiyetinin ABD nezdinde tartışmada olduğu dönemde, Rusya ile savunma teatisine girerek bir denge unsuru olarak kullanıyor. Saddam Hüseyin de yeri geldiğinde hemen hemen bunu yapıyordu. Jeopolitik koşullar ister istemez hükümetler değişse de aktörlerin davranışlarını belirli koşullara mahkum edebiliyor.

euronews: Neden Suriye ve İran?

Erhan Büyükakıncı: Rusya’nın Suriye politikasını İran’sız anlamak mümkün değil. İran Suriye’ye silah, mühimmat , stratejik ve moral destek veriyor. Rusya’nın gözünden bakılırsa Suriye’nin Batı tarzı Arap Baharı ile dalgalanması bundan sonraki müdahale alanın daralması ve sıranın İran’a gelmesi olacak. Peki Suriye Libya ve Mısır gibi kolay olabilecek mi? Yönetimin değişmesiyle Rusya’nın burayı bırakıp da Batı’nın kontrolünde barışçı düzen oluşturma ihtimali var mı? Ben Suriye’nin büyük bir risk olarak, Lübnan’laşacağını düşünüyorum. Dinler ve etnik gruplar arası çatışmaların ülke sathında yaygınlaşmasını daha mümkün görüyorum. Çünkü Suriye farklı gruplar arasındaki bir denge üzerine kurulu. Ekonomisi ve politikası bu dengenin üzerinde. Hıristiyanlar, Müslümanlar, Aleviler var. Bunların üzerinde supranasyonel bir kişilik ile kurulu. Bunu kaldırıp Irak’taki gibi federal bir sistemi Suriye’ye getirirseniz bölgesel çatlamalar olacaktır. Bu tür çok kültürlü ülkelerde ideolojiler üstü, yarı sosyalist, kolektivist iktidarlar halkın sempatisini daha kolay topluyor. Kaddafi de bunu kullandı. Suriye’de işin sürmesi ister istemez ABD’nin ve İsrail’in işine gelmeyecek.

Rusya açısından İran konusunda asıl sorun İsrail’den kaynaklanıyor. İsrail kamuoyunun bir yıldır temel tartışması İran’daki nükleer potansiyelin kendi varlıkları için risk oluşturması. Suriye’den çok İran temel problematik. Şimdilik İran’a yönelik operasyon riski ötelendi. İsrail Rusya açısından önemli. Putin İsrail ziyaretinde “sizi anlıyoruz ama Filistin’e de hak veriyoruz. İran’la ilgili konuları benim önüme getirmeyin” mesajı verdi. Başka ülkelerle ilgili rahatsızlıklar, ikili ilişkilerimizi bozmasın denildi. Türkiye ile ilgili de Rusya’nın yaklaşımı budur. Paralel taktikler uyguluyorlar. İkili ilişkilerin üçüncü taraflarca bozulmasını istemiyorlar. Rusya açısından baktığınızda çok boyutlu bir dış politika, pragmatik bir dış politika var. Putin’in şimdiki döneminde ve Medvedev’in son döneminde hard power’a yani kaba güce dayalı bir anlayış var. Özellikle Savunma Sanayine yapılan yatırımlarla çark daha hızlı dönmeye başladığı için Rus ekonomisi bu kazanımlarını sürdürmek de istiyor. Bir yerde kendi ekonomik bekası da Ortadoğu’daki çatışma sürecinden faydalanıyor. Rusya’nın politikaları İran’a endeksli, Suriye’ye endeksli. Irak açılan yeni bir kapı. İsrail ile diplomatik düzeyi korumak istiyorlar. Rus Yahudilerinin de İsrail’de bulunmasının etkisini gözardı etmemek gerek.

euronews: Rusya yaşanan gerilimden dolayı Türkiye’ye bir fatura kesmek isterse elinde ne gibi araçlar var? Bu kontrollü tırmandırılan gerilim kontrolden çıkabilir mi?

Erhan Büyükakıncı: Kontrolden çıkma olasılığı Türkiye’nin elinde. Ruslar daha soğukkanlı uzun vadeli bakıyorlar. Sovyet geleneğinden gelen aşırı bürokratik yapı dolayısıyla daha zamana yayılı politika çerçevesindeler. Türkiye’nin daha heyecanlı, duygusal davranışları, başbakanın çıkışları oluyor ama ekonomik bağımlılık, doğal gaz, dış yatırımlar gibi bir çok faktör bizim elimizi sınırlandırıyor. Türk hükümeti zaman zaman kızabilir ama Türkiye’den Rusya’ya yaptırıma dönmesi olasılığı zor. Gürcistan’ın kaybedilme aşamasında olduğunu, bir açıdan İvanişvili faktörünü Türkiye kaale almak zorunda. Türkiye’nin Davutoğlu’nun idealist sıfır sorun bakış açısından çok sorunlu noktaya geldiği bir anda Rusya’yı kışkırtmak isteyeceğini sanmıyorum. Dolayısıyla iki taraf da soğukkanlılıklarını koruyup bu işi kangren hale getirmeyeceklerdir. Rusya isteseydi sembolik yaptırımlar, tepkiler yapabilirdi. Zaten Putin’in ziyaretinin ötelenmesi bence bu yönde. Başbakanın dediğine göre ziyaretin ötelenmesi uçak olayından önce haber verilmiş idi. Ama uluslararası ilişkilerde pek rastlantı olmuyor. Ya onlar istihbarat aldılar ya da sıkışıklığa doğru giderken hele hele Obama’nın, İsrail’in pozisyonları netleşmeden Putin’in buraya gelip kamuoyu önünde Suriye ile ilgili sorgulanması istenmemiş olabilir. Gelme koşullarının daha pozitif olduğu bir döneme faydalı olabileceği görüşü vardır ki buna daha çok katılıyorum. Tartışmalı dönemde ziyaretten bir meyve alınamazsa donma ve geriye gidiş olur. Ne mutlu ki Davutoğlu da Rusya aleyhine çok görüşler ortaya koymuyor. Görünüşe göre Suriye konusunda, mültecilerle ilgili Ankara’nın BM ‘de NATO’da girişimleri var. Ama top Rusya’ya gelecek. Çin de bu konuda karşıt düşünüyor. Uluslararası kurumlardan böyle bir ortamda Rusya’nın desteğini almamız mümkün değil. Amerika’da seçim iklimi var, zorlamaya çabalıyoruz sonuçsuz kalıyor. Dolayısıyla belli noktalarda çekişmeler yaşanacaktır, ama bir krize dönüşeceğini sanmıyorum.