Son Dakika

Okunan haber:

Gazze’de kazanan kim oldu?


İsrail

Gazze’de kazanan kim oldu?

Sekiz gün süren askeri operasyon, havadan ve denizden 1350 saldırı, bombalanan 765 bina. Hepsi bir tarafa hayatını kaybeden 37’si çocuk, aralarında sivillerin de bulunduğu yaklaşık 162 Filistinli. Buna savaşın doğrudan tarafı olmayan beş İsrailli sivili de eklemek gerek. Savaşın gerçek kaybedeni onlar. Evleri yıkılan, yakınlarını yitiren diğerlerini de unutmayalım.
Savaşın insani tablosu bu şekilde. Ama biliyoruz ki devletler, savaşlara askeri ve siyasi gerekçelerle giriyor. Bu açıdan bakıldığında “savaşın kazananı kim oldu kaybedeni kim?” sorusu meşruiyet kazanıyor.

Ateşkesten sonra bu sabah ellerini ovuşturarak manşetlere bakan kişi İsrail başbakanı Binyamin Netanyahu olmalı. Çünkü İsrail son aylarda güneyini ciddi biçimde rahatsız eden askeri tehdidi büyük ölçüde zayıflattı. Hamas ve diğer Filistinli örgütler son yıllarda güneydeki kentlerde yaşamı çekilmez kılmak, buradaki Yahudileri göçe zorlamak için çok da etkili olmayan füzelerini yağmur gibi İsrail’e gönderiyordu. İsrail’in verdiği rakamlara göre 2009-2012 arasında İsrail’e Gazze’den 1345 füze atılmıştı. 2012 yılı başından operasyona kadar 797 füze saldırısı oldu. Bu tırmanma üzerine harekete geçtiğini bildiren İsrail 8 günlük operasyonda üretim atölyelerini vurmakla kalmadı, harekatın başındaki Hamas’ın askeri liderini öldürdü. Üstelik 8 günde Hamas’ın bine yakın füze atmasıyla düşmanının cephaneliğini de boşalttırmış oldu. İsrail adına bir başka askeri kazanım Demir Kubbe füze sisteminin denenmesi oldu. Sistem atılan füzelerin üçte birini durdurabildi. Ateşkes karşılığında İsrail Obama’dan sistemin geliştirilmesi için 600 milyon dolarlık fon sözü aldı.

İsrail’in siyasi kazanımları da dikkat çekici. Herşeyden önce Arap ve İslam dünyasında vehm olunan, Obama’nın ikinci başkanlık döneminde İsrail üzerindeki baskıyı arttıracağı beklentisinin hayal olduğunu herkese göstermiş oldu. Netanyahu, ABD’nin ne olursa olsun İsrail’in arkasında olduğunu, bu durumu hala algılayamayanların da anlamasını sağladı. Netanyahu kişisel olarak da ölen beş sivil dışında kayıp vermediği için ocak ayındaki seçimler için de avantaj sağlamış oldu. Üstelik uluslararası tepkileri, siyasi maliyeti ve riskleri büyük olan kara harekatına girişmek zorunda kalmadan bu savaştan çıkabilmeyi bildi.

İsrail, Arap ayaklanmaları sonrası bölgedeki havayı da iyi tahlil ettiğini ortaya koydu. Tel Aviv’in gözü iki yıldır Mısır’ın üzerinde. Çünkü İsrail’in güvenliğinin en önemli ayağı daha önce dört kez savaştığı Mısır’la yaptığı barış. İsrail’i tanımayan, barışı kategorik olarak yıllardır reddeden Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmesiyle tedirgin olan Netanyahu yönetimi, Mursi’nin hareket alanını da görmüş ve bu alanı daraltmış oldu. Çünkü ateşkesi korumak artık Kahire’nin görevi. İsrail bu durumu tüm Mısır halkının ve bölge ülkelerinin de görmesini sağladı. Mısır’daki iç dengeleri bile etkiledi. Ateşkeste rol alan Mısır İstihbarat Başkanı Muhammed Şehata gibi İsrail ile ilişkileri olan Mübarek döneminin bürokratları öne çıktı ve etkinliklerini gösterebildi. Ciddi bir ekonomik kriz içinde olan Mısır’ın bağımsız bir dış politika üretemeyeceği anlaşıldı. Mısır’da halihazırda nüfusun yarısı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. On beş milyon kişi günü en fazla 1 dolar ile geçiriyor. Aşırı yoksul olan kesim ülke nüfusunun beşte birini oluşturuyor. Mısır’da krizin aşılabilmesi için IMF’den istenen 4,8 milyar dolarlık kredi bekleniyor. Böyle bir ortamda Kahire’nin ABD ile stratejik ortaklıktan vazgeçemeyeceği, İsrail ile kavgaya girişemeyeceği ortaya konulmuş oldu. Bununla birlikte Mısır yönetimi “uslu durduğunda” bölgedeki rolünün artacağını gördü. Ateşkesin sağlayıcısı ve garantörü olarak Mursi’nin Mısır’ı ABD ve bölgedeki müttefikleri nezdinde puan kazandı. Nasır, Kaddafi ve Saddam Hüseyin gibi güçlü liderlerin yokluğunda Mısır, bölgenin lider ülkesi olmaya oynayabileceğini artık biliyor.

Askeri açıdan önemli kayıplar veren Hamas ise siyaseten kazançlı görünebilir. Krizin tırmandığı dönemlerde arkasındaki halk desteği artan Hamas, yine böyle bir süreçten geçiyor. Sokak Hamas’ın zafer kazandığı iddiasını satın almış görünüyor. Yine de ateşkesten sonraki kutlamaları herkesin savaşı Hamas’ın kazandığını sandığı şeklinde okumamak gerek. İnsanlar gerçeği biliyor. Ama fazla seçenekleri yok. Hamas’ın en önemli kazancı gerçekten uygulanırsa Gazze’deki Refah geçişinin rahatlaması ve bu dünyanın nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu yoksul kesimin Mısır’la, dış dünyayla bağlantısının kurulması olur. Savaş, 29 Kasım’da Filistin Yönetimi’nin Birleşmiş Milletler’e üye olmayan gözlemci devlet statüsü başvurusunun önünü açarsa bu da sembolik anlamda bir kazanım olur.

Süreçte söylem anlamında öne çıkan ancak reel politik noktasında gerileyen Türkiye’nin durumuna da bakmak gerek. Bölgesel güç olarak liderlik iddiasında bulunan Türkiye ateşkes sürecinde rol almakla birlikte Mısır’ın gerisinde kaldı. Hamas’la yakın ilişkileri dolayısıyla masada olan Ankara, İsrail ile bozulan ilişkileri dolayısıyla, bu ülke üzerinde hiçbir kozu kalmadığı için doğrudan bir etki yapamadı. Türkiye tek çare olarak İsrail üzerinde ABD üzerinden baskı kurmak istedi. Başbakan Erdoğan, Amerikan Başkanı Obama ile görüşene dek söylemini dizginledi, temkinli hareket etti. O görüşmede istediğini alamayınca, Washington’un Netanyahu’ya baskı yapmayacağını görünce sertleşti. Başbakan Erdoğan yaklaşık bir buçuk yıldır ABD’nin telkinleriyle sürdürdüğü İsrail’i sert söylemle eleştirmeme politikasını bir kenara itti. İsrail’i “terörizm”le suçladı. Bu da hem Batı’da hem de bölgede büyük ses getirdi. Ama Gazze operasyonu, krizin soğutulduğu Türk-İsrail ilişkilerini yeniden Mavi Marmara sonrasına geri götürdü. Erdoğan’ın sert ifadeleri, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun duygusal Gazze ziyareti, Türkiye’nin Suriye krizindeki tutumu dolayısıyla Arap sokağında gerileyen imajını yeniden yukarı çekebilir ama İsrail üzerinde etkisi olmadığı açık. Türkiye son yıllarda bölgedeki en önemli gücü olan herkesle konuşabilme herkesle diyalog politikasına şu an için geri dönemez. Ama Mısır’ın bu krizdeki yükselişi, bölgede söz sahibi olmanın yolunun buradan geçtiğini ortaya koyuyor.