Son Dakika

Okunan haber:

AB Nobel'i hak etti mi?


Insight

AB Nobel'i hak etti mi?

Yıl 1945. İkinci Dünya Savaşı’nın ve yaşanan vahşetin sonu. Avrupa yerle bir, cansız. Dönemin İngiliz devlet adamı Winston Churchill geleceğe umutla bakma zamanının geldiğinden bahsediyor. Yeni bir ‘Birleşik Avrupa Devleti’ oluşturma fikrini öne atıyor. Bu fikri savunanlar Nobel Barış Ödülünü’nün Avrupa Birliği’ne verilmesini çok normal buluyor:

“Tarihsel olarak baktığımızda Avrupa Birliği’nden önce Avrupa’da birçok karışıklık söz konusuydu. Bence barışı korumak için çok sayıda iyi şey yaptılar. Avrupa’nın doğusuna doğru uzanıp istikrarın sağlanmasına ön ayak oldular.”

Birçok kişi Avrupa’nın geçmişine bakıldığında yaşlı kıtaya Nobel Barış Ödülü’nün verilmesini mantıklı ve doğru buluyor. Zira Avrupa zamanla gelişip büyüyerek demokratik fikirlerin yayılmasını sağladı. Bu sayede soğuk savaşın sembolü Berlin duvarı yıkılırken, Fransa ve Almanya arasındaki husumet de sona erdirildi.

2004, Avrupa Birliği’nin (AB) yaşadığı en büyük genişlemeye sahne oldu. Toplamda 10 ülke AB’ye katıldı. Bu ülkelerden sekizinin doğu bloku ülkesi olması manidardı. 2007’de sıra Romanya ve Bulgaristan’a geldi. Eski Yugoslavya’nın dağılması ile oluşan devletler de üye olmakta gecikmedi. Avrupa Birliği dünyada barışı garantilen tek yer olarak görülüyor; bu görevini de 60 yıldır başarıyla sürdürüyordu.

Fakat Avrupa’ya Nobel Ödülü’nün verilmesine tepki gösterenler de oldu. Bu kişiler geçmişle ilgilenmiyor; şimdiki zamana ve geleceğe baktıklarında verilen ödülü anlamakta zorlanıyorlardı:

“Bu bir şaka. Avrupa Birliği sadece banka sermayelerini koruyan, çok yavaş işleyen bir bürokratik mekanizmadır. Topluma karşı çalışan, kapitalistlerden oluşan bir gruptur. Ona barış ödülü vermek bu yüzden bence şakadan farksız.”

Kemer sıkarak krizden çıkmaya çalışan Avrupa’ya halk tepki gösteriyor. Hızla Avrupa projesine olan inancını kaybediyor. Bu durum bağımsızlık taraftarlarının ve ırkçılığın özellikle İskoçya, İspanya, Belçika ve Yunanistan’da güç kazanmasına yol açıyor. Örneğin Yunanistan’da aşırı sağcı Altın Şafak hareketi, hem yabancı düşmanlığı hem de milliyetçiliği savunuyor ve oy sayısını artırıyor.

60 yıllık bir kuruma verilen ödül tartışmaların temelini oluşturuyor. Yaşlı kıtanın içinde bulunduğu ideolojik ve mali kriz işleri daha da zorlaştırıyor. Fakat tüm bu tartışmalar birlik savunucularının tarihi hataların tekrar yaşanılmaması için Avrupa Birliği’nin ne kadar gerekli olduğunu göstermesini de sağladı. Ödülü Avrupa Birliği’ni temsilen alan üç önemli isime duygularını sorduk:

Herman van Rompuy:
“Avrupa Birliği’nin gerçek hedefi iki dünya savaşının ardından arabuluculuk yapmak ve barışı sağlamak oldu. Bu zorlu günlerde bile Avrupa Birliği’nin temel hedeflerine insanların saygı duyduğunu görmek beni şaşırttı.”

José Manuel Barroso:
“Savaş deneyimlerimiz bize, barışın önündeki tehlikenin milliyetçilik ve popülizm olduğunu gösterdi. Üstelik de Avrupa Birliği, ülkelerin aralarındaki anlaşmazlıkların üzerinde bir barış projesi. Bence milliyetçiliğe karşı verilen savaşı aşabiliriz.”

Martin Schulz:
“Avrupa Birliği hakkında şüpheleri olan kişileri kesinlikle anlıyorum. Çok formumuzda değiliz. Fakat, XXI. yüzyılın hedeflerini yerine getirmek için kurulan kurumlar, sınırları aşan devletler ve uluslardan oluşan bir Avrupa fikri reddedilemez bir şeydir.”

Kuzeyin zengin ülkeleri ile güneyin borç batağındaki kemer sıkmaya mahkum ülkeleri arasında bölünmüş bir Avrupa dayanışma konusunda örnek olamıyor. Nobel komitesi başkanı, Norveç gibi birliğe katılmayı reddeden bir ülkede Avrupalıları geleceğe umutla bakmaya çağırdı. Törene birçok Avrupalı polikacının katılmayışı dikkat çekiciydi:

Isabelle Kumar, euronews:
“AB karşıtı duyguların artışının bir göstergesi olarak bazı liderler ödül töreninden uzak kalmayı tercih etti. Bunlardan biri de İngiltere Başbakanı David Cameron. Cameron’un kararı AB’ye gittikçe şüpheyle bakan partisini yatıştırmak için alınmış gibi görünüyor.”