Son Dakika

Okunan haber:

Türk-İran ilişkileri: Değişmeyen sadece sınırlar mı?


Türkiye

Türk-İran ilişkileri: Değişmeyen sadece sınırlar mı?

İran-Türkiye ilişkilerinin ne kadar istikrarlı olduğunu belirtirken kullanılan ifadedir:
“400 yıldır sınırlarımız değişmiyor. Bu da iki ülke arasındaki iyi ilişkilerin en önemli göstergesidir.” Atıfta bulunulan 17 Mayıs 1639 tarihli Kasr-ı Şirin Anlaşması.
Ancak sorgulanması gereken başka bir konu var: Türkiye ile İran arasında asırlardır değişmeyen sadece sınırlar mı? Yoksa değişmeyen şeyler arasında tarafların Osmanlı ile Safevi Hanedanları döneminden kalan mezhep temelli olumsuz hatta düşmanca bakışı da mı var?
İranlı Türkiye uzmanı Sadegh Maleki’ye göre ikincisi. Maleki, “1514’teki Çaldıran Savaşı’ndan bu yana iki tarafın birbirlerine bakış açıları da değişmedi” diyor. Malum, Yavuz Sultan Selim Çaldıran seferini Doğu Anadolu için bir çekim merkezi haline gelen Şii Safevi Hanedanlığı ile sorunlarını çözmek, daha açık bir ifadeyle “Kızılbaş sorununa” çözüm bulmak için başlatmıştı. “Çaldıran duvarını kırmayı, belki de Yavuz Selim ile Şah İsmail’i tarih anlatımında yakınlaştırmak zorundayız” diye düşünüyor Maleki. Ama bu öneri pek mümkün gibi görünmüyor. İki tarafın da dinsel/ulusal kimliklerini yeniden tanımlamasını gerektiren, uzun yıllara yayılmasına bağlı bir çaba. Üstelik algıyı değiştirelim derken tarihsel gerçeklikleri değiştirmeye soyunmak da iddialı bir girişim.
Ama iki ülke arasında sorunları gidermek için yapılabilecek başka şeyler var. İran’la yıllardır yuvarlak masa toplantıları yapan ve İran dışişlerinin eğilimlerini yakından analiz eden TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’a göre “taraflar birbirlerinin reel politik dengelerini empati kurarak değerlendirmeli, iki ülke de kendi reel politik dengelerini sürdürmeli, bu bağlamda karşılıklı bağımlılık, orantılı riski görerek değerlendirme yapmalı. Birbirlerini değiştirmeye çalışmadan yeni bir ilişki paradigması oluşturmalı, kapasite inşa etmeli, belki de ilişkilerin dayanağı olacak temel bir uzlaşma belgesi yazmalı.”
İki ülke arasında pek çok sorun var. Ama bunların başında gelen ne Suriye ne Patriot’lar ne de diğer politik meseleler. En önemli sorun güvensizlik. Kasr-ı Şirin Anlaşması’nın tam 371. yıldönümünde, 17 Mayıs 2010’da imzalanan Nükleer Takas Anlaşması’ndan sonra yaşanan süreçte Ankara, Tahran’a olan güven duygusunu yitirdi. İran ise Türkiye’nin Lisbon’da NATO radar sistemine onay vermesiyle birlikte komşusuna karşıt bir bakış geliştirdi. Onlar da açıkça ifade etmeseler de Türklere güvenemiyor. Bu nedenle her ortaya çıkan mesele taraflar arasında olması gerektiğinden büyük yankı uyandırıyor.
Somut sorunlar düzleminde bakıldığında ise Suriye’deki kriz elbette bugün için başı çekiyor. Türkiye’deki NATO varlığı, İran’a yönelik ambargonun doğurduğu enerji merkezli ticari sorunlar, mezhep kavgası, Irak’ta Maliki-Kürt yönetimi ekseninde bölünen ve karşı karşıya gelinen siyasi tablo öne çıkıyor.
Bazı İranlıların Türkiye’nin Batı ile olan ilişkilerini eleştirmesi, NATO gibi “modası geçmiş, soğuk savaş unsuru” ittifaktan ayrılması, İslam dünyası ile bütünleşmesi beklentisi romantik. Ama İran’da önemli görevlerde bulunmuş entelektüellerin bunu dile getirmesi bu beklentinin zemini olduğunu gösteriyor. İranlılar bir yandan bunu yaparken Türkiye’nin Batı ile gelişkin ilişkilerini kullanarak İran için aracılık etmesini de umuyorlar. Bu kendi içinde çelişen tavrı aşılabilmesi için Şensoy’un sözünü ettiği “tarafların birbirlerinin reel politik gerçeklerini hazmetmeleri ve buna göre davranmaları” önerisi önemli.
Suriye konusundaki anlaşmazlığın temelinde ise Esad rejimi ile ilgili birbirine zıt politikalar var. Bugüne kadar İran, bölgedeki önemli müttefikini kaybetmemek için Esad’ın arkasında durdu. Suriye’de akan kanı tek taraflı okudu. Türkiye’nin tutumu ise Suriyeli muhalifler tarafında olmak kaydıyla aynı şekilde oldu. Ama taraflar artık yavaş yavaş daha ağır bir gerçekle karşı karşıya. Suriye’nin bölünme ihtimali. Bu da iki ülkeyi ortak noktada buluşmaya itiyor. Suriye meselesi artık Esad rejiminin akıbeti noktasını aştı. Esad rejiminin er ya da geç yönetimden ayrılacağını İranlılar da teslim ediyor. Onlarda da ileriki dönemler için bir zihin hazırlığı mevcut. Bölünmüş bir Suriye İran’ın da Türkiye’nin de hayrına değil. İki ülke önümüzdeki dönemde hoşlarına gitse de gitmese de Suriye’nin bütünlüğünü korumak için birlikte çalışmaktan başka bir şansa sahip değil. Bakalım bu noktada güvensizlikler aşılabilecek mi?
İranlıların Türkiye’nin bölgedeki politikalarıyla bir başka büyük endişesi ise Irak Kürdistan Özerk Yönetimi ile gelişen ilişkileri. Maleki, “Irak’ta bir Kürt Devleti’nin kurulması sizin için bir kırmızı çizgiydi. Buna ne oldu?” diye sorarken, üst seviyelerde dolaşmakta olan yaygın bir kanıyı dile getiriyordu. Bizlerdeki algı ise PJAK ile anlaştıktan sonra İran’ın kendi Kürt meselesinde elinin rahatladığı yönündeydi. Ama bu soru ve endişe gösteriyor ki İran bu meselede çok büyük ilerleme kaydedemedi. Aslında İran’ın Barzani yönetimi ile ilgili endişeleri Irak’ta yaklaşmakta olan Arap-Kürt çatışması ile ilgili. Bir yandan Suriye’de müttefikini kaybederken diğer yanda Türkiye’nin nüfuzunu arttırdığı bir Irak, Şii cephesinde önemli bir baskı oluşturuyor. Türkiye’nin Kürt yönetimine yakınlaşması İran için “oyun bozan” bir politika. İran bunu bozmak için elinden geleni yapacak gibi görünüyor. Türkiye’nin bu noktada Kürt tarafıyla ilişkilerini korur ve geliştirirken, Irak içindeki olası bir çatışmaya da çok bulaşmama gibi bir denge gütmek zorunda. Tabi bir de NATO’nun Patriotları sorunu var. İranlılar için bu sistemin düğmesinin Türkiye’nin elinde olmaması bir risk. “Türkiye’ye bu açıdan güveniyoruz ama müttefiklerine güvenmiyoruz” diyorlar. Türkiye’nin bu füze sistemlerinin İran’I tehdit etmediğini anlatırken İran’daki askeri kapasite artışının Türkiye için daha büyük bir risk oluşturduğunu da çekinmeden ifade etmeli.
Önümüzdeki dönem bölge ülkeleri için büyük riskleri beraberinde getiriyor. Bölgedeki herkes de bunun farkında. Evet, başta da belirttiğimiz gibi 373 yıl önce İran’la Türkiye arasındaki sınırlar belirlenirken algılar da donduruldu. Önce bu algıların mümkün olduğunca olumlu noktaya çekilmesi ama hepsinden önemlisi iki tarafın da birbirinin reel politik dengelerini anlayarak, birbirlerinin kimliklerini kabul ederek işbirliği noktaları araması. Bu, içinden geçtiğimiz sancılı dönemde iki ülkenin bekası açısından hayati önem taşıyor.
Bora Bayraktar, Tahran

Hindistan'da tecavüz vakıası bu kez intiharla sonlandı

Hindistan

Hindistan'da tecavüz vakıası bu kez intiharla sonlandı