Son Dakika

"Peki ama bundan sonra ne olacak?" Mehmet Ali Birand'ın ardından...

Okunan haber:

"Peki ama bundan sonra ne olacak?" Mehmet Ali Birand'ın ardından...

Metin boyutu Aa Aa

“Peki ama bundan sonra ne olacak?”

Türk televizyon haberciliğinin büyük ustasının değişmeyen sorusuydu bu. Bazen en merak ettiği anda bazen de en sıkıştığı anda bu soruyu sorardı: Bundan sonra ne olacak?

Bu soruyu belki de bugün dönüp biz sormalıyız. Doğru ya artık “Mosyö Birand” aramızda yok. Her akşam “acaba filanca konuda ne diyecek?” “Acaba bu hafta kimi yayına alacak?” “yazısında şu konu için ne diyor?” diye takip etme şansımız yok.

Bu doldurulması zor bir boşluk. Hepimiz biraz da bu yüzden şoktayız: Peki ama bundan sonra ne olacak?

Şimdilik bu soruyu bir kenara bırakmak Birand’ın çok yükseklere bıraktığı çıtaya uzun uzun bakıp onu yad etmek zamanı.
Türkiye onu “amman kimselere randevu vermeyin yine aynı saatte burada birlikte olalım” sözleriyle hatırlasa da onunla yolu bir şekilde kesişen biz gazeteciler Türk basınının büyük ustasını kendi bireysel hatıralarımızla hatırlayacağız.

Ben Birand’ı yukarıdaki o soruyla, “Peki ama bundan sonra ne olacak?” diye, İstanbul’daki uluslararası zirvelerde devlet başkanları için “oğlum adamı tutun kolundan getirin yayına” sözleriyle, “lafa boğmayın haberi basit yazın” uyarılarıyla hatırlayacağım. Yazdığım kitapları köşesine taşıma nezaketi göstererek “bu genç gazeteciyi” teşvik etmesini unutmayacağım.

Birand izleyici açısından sevilen, bazen kızılan ama mutlaka izlenen bir televizyon yıldızıydı. Siyasiler için bazen korkulu bir rüya bazen tatlı bir sohbet demekti.

Biz gazeteciler için ise “büyük bir usta” yüksek bir “çıta” demekti. Sınırları zorlamak, tabuları yıkmak demekti. Öyle ya bizim için koca koca devlet başkanlarını, liderleri “kolundan yakala getir” diyerek insani seviyeye indiren, ulaşılmaz sanılanları önce onun karşısına, zamanla kendi karşımıza oturtan onun verdiği bu cesaretti.

Birand komplekssiz yöneticilik, ama kıyasıya rekabet demekti. Bugün eminim ki pek çok ülkenin büyükelçiliklerinde Birand’ın röportaj başvuruları hala en önde beklemektedir. Hiçbir rakibini hafife almayan hep tetikte, hep dikkatli hep dersini çalışmış bir muhabir demekti. Bununla birlikte insanların önünü kesme gibi bir alışkanlık yerine başarıları tebrik etme, destekleme gibi bir tarz geliştirmişti.

Birand her zaman için “daha iyisi mümkün” demekti. 2000 yılındaki UEFA finali öncesi yayınına “biraz Arsenal taraftarı getir bana” dediğini hatırlıyorum. Ve alkol duvarını aşmış, maçı bekleyen, hafiften huzursuzlanan taraftarlardan birkaçını gururla karşısına çıkardığımda “tamam ama biraz da şöyle orta yaşlı falan birilerini getir” dediğini… Öyle ya her şeyin bir iyisi mevcut. Neden zorlamamalı?

Ya da İsrail kuşatması altında yanına girip binbir güçlükle yaptığım Arafat röportajı için önce tebrik etmesini ardından, “şimdi gidiyorsun karargaha, Arafat’a söylüyorsun onu canlı yayına alıyoruz!” dediğini hatırlıyorum.

Birand’la çalışmak sürprizlere açık olmak demekti. 32. Gün ekibinin, yakın çalışma arkadaşlarının, son görev yapan Kanal D Haber Merkezi’nin anıları çok daha fazla ve renkli kuşkusuz. Acıları da öyle. Ama yıllarca onun haber merkezinde olan bizlerin de anlatacakları var. Örneğin yaşadığım bir sabah baskını gibi. Yıllar önce bir sabah 7:30 civarında gündem hazırlarken Birand’ın sesini arkamda duyarak irkildiğimi anımsıyorum. “Bu adamın burada bu saatte ne işi var” diyerek başımı çevirdiğimde yanı başında NATO Genel Sekreteri Lord George Robertson’ı görünce şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım.

Evet Birand bizlerin mesleğimizle ilgili zihinlerimizdeki duvarları yerle bir ettiği açık. Daha doğrudan düşünmeyi, hedefe odaklanmayı ve bütün bunları herkesin anlayacağı şekilde anlatmayı bizlere o öğretti. Olmayacağını kesin olarak öğrenene kadar zorlamak, fırsatları değerlendirmek, dersini çok ama çok iyi çalışmak. Pek çoğumuz meslek hayatımızı bunlarla sürdürüyoruz.

Geriye dönüp baktığımda onun kurduğu CNN Türk’ün o yıllarda aslında Birand Okulu olduğunu anlıyorum. 32. Gün’den gelen ekibi, kadrosu ve orada görerek, izleyerek, birlikte çalışarak, zaman zaman uyarılarla yetişen genç gazeteciler. Onu ekranda izleyerek, onun gibi konuşmaya, onun gibi haber yapmaya çalışan diğerleri.

Birand’la birlikte çalışsın çalışmasın neredeyse tüm gazetecilerin, hepimizin unutulmaz anıları var. O anılar unutulmaz çünkü başrolünde Birand var. Onun renkli kişiliği ve eşsiz kariyerine olan hayranlığımız, onunla çalışmanın, onunla tanışmanın bizi ayrıcalıklı kıldığına olan inancımız unutulmaz kılıyor bu anıları. Bugünkü acıyı ağırlaştıran gerekçe de aynı.

Elbette ki Birand bir aziz değildi. Onun da sevenleri olduğu kadar sevmeyenleri de vardı. Ama dost düşman herkesin teslim edeceği bir gerçek var ki o büyük, çok büyük bir ustaydı. Kendisiyle çalışsın çalışmasın tüm gazetecilerin ustasıydı. Kimileri onu görerek kimileri çalışarak kimileri izleyerek kendini şekillendirdi. Mehmet Ali Birand mesleğinde herkesten daha önde, çok daha öndeydi. Artık haber dünyası yoluna onsuz ama onun bıraktığı izleri takip ederek devam edecek ve şu soruyu soracak:

Peki ama bundan sonra ne olacak?