Son Dakika

Türkiye’nin gizli ırkçılık kodları

Okunan haber:

Türkiye’nin gizli ırkçılık kodları

Metin boyutu Aa Aa

İstanbul’da bir pasajda kadın giyim mağazası… Çaycı “Arda Bey çay bırakayım mı?” diye soruyor. “Arda Bey de kim?” diye bir anlık şaşkınlık yaşıyorum. Çünkü dükkanın sahibi çocukluktan beri tanıdığım, yıllardır “Beşiktaş’ın hali ne olacak?” diye sohbet ettiğim Arşak abi. Bir Ermeni.
İsmini gizlemek, beklenmedik bir düşmana karşı azınlık cemaatlerinin dünyanın pek çok yerinde başvurduğu küçük bir güvenlik önlemi. Hırant Dink’in kardeşi Hosrof’un Orhan, Ari’nin Ali olması gibi bir şey bu. 6-7 Eylül olaylarının, daha öncesine uzanan felaketlerin bıraktığı acı bir miras bir yönüyle. Ancak bu durumun 2000’li yıllarda devam ediyor olması düşündürücü. Aynı zamanda uyarıcı olmalı.

Ama Türkiye’yi bu konuda ayağa kaldıran akademi kökenli bir milletvekilinin sözleri oldu. “Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit olamaz. Bundan sonra biz savunmadayız, bundan sonra meşru müdafaa hakkı için saldırıdayız” diyordu CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler. Önüyle arkasıyla bakıldığında sözleri, dayatıldığını hissettiği Kürt milliyetçiliğine bir tepkiydi. “Türklüğün, Türklerin” ikinci plana atıldığı algısına karşı çıkıyordu. Ancak bu sözler bu haliyle Türkiye’nin katılmaya çalıştığı Avrupa Birliği değerleri açısından “ırkçı” kategorisine sokulabilecek cinsten.

Yıllarca Türkiye’nin Avrupa Birliği macerasını yakından izleyen ve Avrupa’nın düşünce biçimini en iyi bilen gazetecilerden Zeynel Lüle, Güler’in sözlerini “ırkçı” bulduğunu belirtiyor. Bu tür söylemlerin karşılıksız kalmayacağını vurguluyor:
“Avrupa’da giderek zemin kazanan, hatta siyaset içinde ciddi biçimde yer bulmaya başlayan nefret söylemi, bir çok cezalara neden oluyor. Bir ırkı diğerinden üstün gördüğünü söylemek, ya da bir ırkı aşağılamak veya bir milletin, diğerinden üstün olduğunu dile getirmek, ırkçılıkla mücadele yasalarında ‘suç’ teşkil ediyor. Bir ırkın üstünlüğü, ya da bir başka o ırkın diğerine nazaran ‘aşağıda’ olduğunu savunmak, Avrupa ülkelerinde ‘nefrete dayalı suçlar’ kapsamında değerlendiriliyor ve bu tür konuşmala ‘caydırıcı’ veya ‘yaptırımı yüksek’ cezalar öngörülüyor.”

Peki ama nasıl oluyor da kendini solda tanımlayan bir partinin, akademi kökenli bir vekili, üstelik kendi etnik kökeni farklı iken böyle bir tavır içine girebiliyor. Bunun cevabı Türkiye’deki milliyetçilik anlayışında, gerek eğitim sistemine gerek siyasal söylemine sinmiş gizli ırkçılık kodlarında gizli.

Türkiye’deki milliyetçilik düşüncesi üzerine çalışmaları bulunan Yrd. Doç.Dr. Çağla Gül Yesevi, CHP ve MHP’nin temsil ettiği iki ana akım milliyetçiliğin tehdit algıladığı anda sertleşebildiğini belirtiyor: “Türkiye’de milliyetçilik iki ana akım olarak ifade edilebilir. Bunun birini MHP diğerini CHP temsil ediyor. MHP devletçi, tutucu, İslamcılıkla yakın temasta bir milliyetçilik. Çıkış noktası komünizm karşıtlığı, 1990’lardan sonra ise PKK karşıtlığında odaklanmış bir hareket. CHP ise Kemalist milliyetçiliği temsil ediyor. 1990’lardan sonra Türkiye’nin emperyal güçlere karşı bağımsızlığını arayan “ulusalcı” kavramı ile özdeşleşen bir çizgiyi de benimsedi. Bu iki hareket 2000’lerin başlarında Irak Savaşı ve Kıbrıs temelli endişelerle, 1 Mart tezkeresi ve çuval hadiselerinde AKP karşıtlığında ortak tavır aldılar.”

Türkiye’deki milliyetçiliğin önemli unsurlarından biri azınlıklarla ilgili. Yesevi, Türk milliyetçiliğindeki emperyal güçlere, Batı’ya karşı tepkinin, bu güçlerin ülkedeki azınlıkları koruması, onları Türkiye’ye karşı kullanması dolayısıyla azınlıklara yöneldiğini vurguluyor:
“Türkiye’de iki milliyetçi çizgide de özellikle Ermeni ve Kürtlere karşı duruş söz konusu. İki yerde birleşme var. 2000’lerde gelişen ulusalcı çizgide MHP’de yine devlete üstünlük veren söylem var. CHP ise küreselleşme üzerinden AKP karşıtlığı yapılıyor. İki çizgi azınlıklara haklar verilmesine karşı birleşiyorlar. Ancak 19-20 Kasım 2005 tarihli CHP Parti Meclisi’nde ‘herkes etnik kimliğini yaşar ama bu üniter devlette, yapısal bir değişikliğe gitmemeli’ görüşü kabul edildi. CHP en başta Türk devletinin bağımsızlığını korumak için kuruldu. Bu noktada Lozan’ın hukuki zeminin korunması CHP için en önemli konu. Bunu da vatandaşlık temelinde korumak istiyorlar. Alt kimlikler devlet yapısını bozması noktasına geldiğinde bu tür ifadeler öne çıkabiliyor. MHP de mozaik, kardeşlik gibi ifadeler kullanıyor. Kendini ırkçı bir parti olarak görmüyor. Haklar verilme noktasında esnek davranabiliyorlar ama tehdit algılandığı anda iki milliyetçilik akımında tam bir kenetlenme söz konusu oluyor.”

Güler’in sözleri, CHP’deki ırkçılığı çağrıştıran bu ifadeler bu açıdan bireysel olmaktan çok kurumsal bir tepkinin dışa vurumu olarak yorumlanabilir. Bu çıkışlar İmralı ile başlatılan süreçten doğan yeni bir tehdit algılamasına bir tepki. Bir yönüyle de benzer bir ırkçılığa kayma eğilimindeki Kürt milliyetçiliğinden duyulan rahatsızlık ve buna bir meydan okuma.

Bu restleşmenin en önemli sonucu Öcalan ile başlatılan sürecin baltalanması olabilir. Hükümet silahsızlanma, normalleşme şeklinde yürüyen müzakerelerin kimlik çatışmasına, çözümü zor bir anlaşmazlığa dönüşmesinden endişe ediyor. Başbakan Erdoğan’ın grup toplantısında BDP’ye yönelik getirdiği eleştiriler de bu yüzden. Başbakan grup toplantısında, CHP’nin kendi siyasi konumlanmasındaki karmaşayı topa tutarken kendisini “sol bir parti” olarak tanımlayan BDP’deki milliyetçi söylemi de işte bu yüzden es geçmedi.

Bora Bayraktar