Son Dakika

Okunan haber:

'Arap Baharı' 'Arap Kışı'na mı dönüyor?


Insight

'Arap Baharı' 'Arap Kışı'na mı dönüyor?

Arap Baharı’nın iki sembolik ülkesi Mısır ve Tunus’ta devrim rüzgarları esmeye devam ediyor. Tunus’ta cumhurbaşkanlığı görevi aralık 2011’den beri Munsef Marzuki’nin elinde. Marzuki Cumhuriyet için Kongre Partisi’nin kurucusu ve bir insan hakları savunucusu.

Kahire’deki meslektaşı ise Müslüman Kardeşler’den gelen Muhammed Mursi.

Her iki halk da liderlerini demokratik yollardan seçime giderek seçti. Sokaklara dökülen halk Tunus’ta Bin Ali, Mısır’da ise Mübarek diktatörlüğüne son verdi.

Genel seçimlerde Tunuslular İslamist Nahda Partisi’nin oyların yüzde 42’sini alarak sandıktan ilk sırada çıkmasını sağladı. Nahda laiklerle koalisyona giderek hükümet kurdu.

Fakat Tunus’taki bahar havası yerini sert bir kışa bıraktı. Ülke şiddetli türbülanslardan geçmeye başladı.

Selefi gruplar, Şeriat’a aykırı her şeye karşı saldırı düzenledi. İktidardaki Nahda ülkeyi mali krizden kurtaramadı. Oysa Bin Ali’nin düşürülmesinde yoksulluk temel nedenlerden biri olmuştu.

Siliana’da olduğu gibi protestolar sert bir şekilde bastırıldı. Polisle yaşanan arbedelerde yaralananların sayısı 200’ü aştı. Göstericiler hayal kırklığı yaşıyordu:

“Bu (bomba) bizim evlerimizde. Bu, Nahda’nın bize vaat ettiği cennet. Siliana halkı, Tunus halkı bu sizin cennetiniz. Bu Nahda’nın cenneti.”

Muhalefetteki laik lider Şükrü Belaid’in bir süikaste kurban gitmesi ülkenin yeniden karanlık bir döneme girmesine yol açabilir.

Mısır’daki durum da Tunus’takinden farklı değil. Yüzde 51.7’lik oy oranıyla cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi ülkedeki ayrılıkları gidermeyi başaramadı.

Ağustos 2012’de Mursi’nin yasama ve yürütme yetkisini tek elde toplaması ise aleyhtarlarının hışmını üzerine çekti.

Tahrir Meydanı’nda yeniden başlayan protestolar şiddeti de beraberinde getirdi. Göstericiler Müslüman Kardeşler üyelerini güvenlik organlarına ve orduya sızmakla suçluyor. Göz altına alınan protestoculara ise işkence yapıldığı gelen haberler arasında.

Sami Fradi, euronews:

“Demokrat Yurtseverler Partisi lideri Şükrü Belaid’e düzenlenen suikastın ardından Tunus’daki gelişmeleri değerlendirmesi için uluslararası ilişkiler uzmanı, merkezi Cenevre’de bulunan Arap ve Akdeniz Dünyası Araştırma Merkezi’nin başkanı Hasni Abidi’ye bağlanıyoruz.

İlk sorumuz bu suikastın Tunus politikasındaki etkileri nelerdir?”

Hasni Abidi:

“Tunus siyasi tarihinde ve özellikle de önceki rejimin düşmesinden sonra ilk kez bir kişi politik duruşu yüzünden suikasta uğradı. İkinci sonuç ise bu suikast toplumun büyük beklentileri olduğu dönemde siyasi düş kırıklığını ve bölünmeyi derinleştirecek.”

euronews:

“Belaid’e yakın kaynaklar koalisyonun ana partisi Nahda’nın suikastın arkasında olduğunu savunuyor. Sizce bu partinin olaydaki sorumluluğu nedir?”

Hasni Abidi:

“Şöyle söyleyebiliriz Tunus hükümetinin zayıflığının altında Nahda Hareketi’nin lider kadrosu ile daha radikal ve Selefi temsilcileri arasındaki karışık ve belirsiz ilişki yatıyor. Bunun dışında hali hazırda politik figürlere karşı suikast niyetleri olduğunu açıklamışlardı. Bu tarz bir suikasta bu belirsiz ilişki ve hükümetin kabiliyetsizliği neden olmuştur.”

euronews:

Bugün Mısır ve Tunus’ta yaşananların İslamcı partilerin hatalarının sonucu olduğunu söyleyebilir miyiz?

Hasni Abidi:

“Tunus’taki durum Mısır’dakine benzemekte. Biz bu hükümetlerin ve siyasi partilerin hatalarının seçimlerde başladığını gözlemledik. Aynı zamanda diğer partiler önümüzdeki seçimlerde başarılı olacaklarını ortaya koyan herhangi bir hareket de gösteremediler.”

euronews:

“Cezayir’de 90’larda yaşananların bir benzerinin Tunus ve Mısır’da yaşanmasından endişe etmeli miyiz?”

Hasni Abidi:

“Olaylar, durumlar ve özellikler farklı. Fakat Ekim 1988 olaylarının, İslami Selamet Cephesi’nin gelmesinin ve aşırı grupların yayılmasının ardından kamu şahsiyetlerine düzenlenen suikastlar çoğalmıştır. Sadece bu yüzden gericiliğe hayır demişlerdir. Bu yüzden Tunus ve Mısır ile benzerlik mevcut. Fakat Mısır ve Tunus’ta olumlu olansa bu iki ülke Cezayir’de yaşananlardan dersler çıkartabilirler. Cezayir hükümeti o zaman sivillere, politikacılara ve entelektüellere yapılan aşırılıklara göz yummuştu.”