Son Dakika

Okunan haber:

Batı’nın Ortadoğu’daki amacı ne?


Türkiye

Batı’nın Ortadoğu’daki amacı ne?

Batı ile Doğu arasındaki mücadele modern çağda Napolyon’un Mısır seferine kadar uzanan bir süreç. Sömürgecilerin bilinen hedefleri, Doğu’nun kaynaklarına ulaşmak, kontrol etmek ve zenginliği Batı’ya aktarmak. Ortadoğu’da bugün yaşanan sorunların temelinde bile bunlar var. Bu çok net. Her ne kadar günümüzde farklı devletler, farklı çıkarlar, farklı dinamikler var olsa da pek çok şey değişse de “Batı’nın Ortadoğu’daki çıkarları nedir?” sorusu ve buna verilen yanıt değişmiyor.

Konu, Boğaziçi Üniversitesi Dış Politika Forumu’nun düzenlediği Amerikan Yale Üniversitesi’nin seçkin konuşmacılarının katıldığı bir panelde tartışıldı. Amerika’nın bölgedeki süper diplomatı Ryan Crocker “Son yüzyılda iki dünya savaşı, bir soğuk savaş yaşandı, çok şey değişti ama Batı ile Ortadoğu arasındaki ilişkilerin paradigması değişmedi” tespitini yaptı.

Madalyonun öteki yüzünde ise Batı’nın Ortadoğu’ya, askeri güç ile sömürgeci amaçlarla girmesinin doğurduğu Batı karşıtı, reaksiyoner siyasi kültür var. Bu da günümüzde Batılı güçlerin canını daha çok yakabilen bir şiddetle besleniyor. Geçmişte teknolojik olarak geriden gelen bölge halklarının modern Batı ordularına karşı çok fazla şansları yoktu. Ancak son dönemde Irak ve Afganistan örneklerinin gösterdiği gibi Ortadoğu’daki gruplar farklı yöntemlerle Batı’ya direnç göstermeyi başardı. Irak’ta Amerikan Başkanı Bush 1 Mayıs 2003’te “görev tamamlandı” dediğinde Amerikan ordusunun kaybı 140 civarındaydı. Bu açıklamanın ardından Amerikan ordusu 4 binin üzerinde askerini kaybetti. Crocker’ın deyimiyle “Ortadoğu için savaş, Batı savaşı kazandığına inandıktan sonra başladı.”

Bölgenin kontrolünü İngilizlerden İkinci Dünya Savaşı sonrası alan Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki iki hedefi öncelikle Sovyetler Birliği’ni sınırlamak sonra da petrolü kontrol altında tutmaktı. Bunun için Amerikan Başkanı Roosevelt Suudi Arabistan Kralı İbn Saud ile anlaştı. Pazarlığın formülü “güvenliğe karşı petrol” idi. Bu, bugün için de geçerli bir anlaşma. Batı’nın bugün bölgede etkinliğini sürdürebilmesi için “ılımlı” Arap ülkeleriyle İsrail’in arasını bulması da çok önemli. Çünkü ABD’nin bölge politikalarının eksenini oluşturan iki ülkenin biri Suudi Arabistan diğeri ise İsrail. Ancak Filistin sorunu çözülemediği sürece Amerika bölgedeki hedeflerine ulaşmakta zorlanacak.

Afganistan ve Irak’ta görev yapmış İngiliz generali Sir Graeme Lamb ise Batı ile Ortadoğu ülkeleri arasındaki sorunlarla ilgili olarak farklı bir noktaya dikkat çekiyor. Konuya daha çok güvenlik perspektifinden bakan Lamb’e göre asıl mesele bölge ülkelerinin muhalefeti değil, belli ülkeler içinde oluşan yönetilemeyen noktalar. Devlet idaresi dışında yaşayan insanlar farklı seçeneklerle karşı karşıya. Bir bölgede devlet idaresi yoksa da yerel güçlerin koyduğu kurallar var. Batı, askeri güç kullanarak, iç politikaya müdahale ederek yerel güç dengelerini bozdukça yönetilemeyen bu alanların sayısı artıyor. Somali’deki gibi, Afganistan’daki gibi, Libya’daki gibi. “Kaddafi’nin devrilmesinden sonra Libya Ordusu’nun yağmalanan silahlarının Mali’de karşımıza çıkmasına şaşırmamalıyız” diyor İngiliz generali.

Bölgede insani yardım kuruluşları çatısı altında faaliyet gösteren Emma Sky da aynı noktaya işaret ediyor: “Batı ne zaman kendi taleplerini Ortadoğu’ya dayatsa buna karşı bir tepki oluyor ve yapılmak istenenler uzun vadede Batı’nın aleyhine sonuç veriyor. ABD ve İngiltere 1953’te demokratik bir şekilde seçilen İran başbakanı Mussadık yönetimini, İran petrol şirketini millileştirdiği için devirdi. ABD desteğiyle iş başına gelen Şah’ın otokrat bir monarka dönüşmesi sonucu, bu girişimin bedelini 1979 İran İslam devrimi ile ödedik.”

Sky’ın sözlerine Afganistan’da Sovyetler’e karşı mücahitlere verilen destek sonrası Taliban ve El Kaide’nin yükselmesi de eklenebilir.

Şimdi Arap isyanları ve Suriye krizi ile yine adeta Batı’yı bölgeye davet eden siyasi güç boşlukları var. Daha şimdiden Batı’nın Suriye’deki ikircikli tavrı, çok erken yapılan “Esad hemen gitmeli” açıklamaları ve bunların içinin doldurulmaması yüzünden müzakere ile çözüm olasılığı zora girdi, iki yılda 70 bin kişi hayatını kaybetti. Arap ayaklanmalarının ne yöne gideceği belirsiz.

Kuşkusuz bölgede petrol ve doğal gaz gibi gelişmiş ülkelerin ekonomisinin yaşayabilmesi için damardaki kan anlamına gelen kaynaklar var olduğu sürece Batı’nın bölgedeki çıkarları, hedefleri için çalışmaları devam edecek. Burada asıl soru bölge halklarının bu baskıya her iki tarafı tatmin edecek bir yanıt verip veremeyeceğinde düğümleniyor.

Bora Bayraktar, İstanbul