Son Dakika

Okunan haber:

Türk dış politikasının şifreleri


Türkiye

Türk dış politikasının şifreleri

Bir ülkenin dış politikasının başarı kriteri nedir? Bu, başka ülkelerin politikalarını ya da olayların gidişatına etki etmek midir? Ülkenin güvenliğini ve refahını korumaya yardımcı olmak mıdır? Örgütlenme midir? Yapılan temasların artması mıdır yoksa sonuç almak mıdır? Ya da tüm bunların bileşimi midir? Bu, konunun uzmanlarının değerlendirmesi gereken bir konu. Türkiye’nin son yıllarda güttüğü dış politika da özellikle Suriye’de yaşananlardan sonra kamuoyunda ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Muhalefet partileri Suriye üzerinden ağır eleştiriler yöneltiyorlar. Hükümetin “Esad gitsin” ısrarı eleştirilerin odak noktasında. Suriye’nin son iki yılda ciddi bir güvenlik sorunu haline geldiği de muhakkak.

Peki ama Türk dış politikasını yönlendirenler, karar vericiler olaya nasıl bakıyor? Onlara göre Ankara’nın politikaları nasıl belirleniyor? Türk dış politikasının şifreleri neler? Hafta sonunda Bilim Sanat Vakfı’nda konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Naci Koru bu konuya açıklık getirdi. Uzun yıllarını dışişlerinde geçirmiş bir diplomat bugünse önemli karar vericilerden biri olarak Türk dışişlerinin hangi noktada bulunduğunu değerlendirdi.

Naci Koru geçmişten bu yana Türkiye’nin dünyayı algılamasında, dünyanın da Türkiye’yi algılamasında değişiklikler olduğunu belirti. Koru “geçmişte örneğin İsrail bir eylem yaptığında önce başkaları ne diyor diye bakar ondan sonra kimseyi üzmeyecek bir yanıt vermeye çalışırdık. İki üç paragraflık açıklamalar yapardık. Şu anda benzer bir krizde diğer ülkeler bizi arayarak tepkimizi soruyorlar. Bakanımız günde 5-6 bakanla görüşüyor. Bu açıdan geldiğimiz nokta fena bir nokta değil” diyor.

Koru, Türk dış politikasındaki bu değişimin aslındaki küresel dengelerdeki değişimle beraber geliştiğine de dikkat çekti. Bu üç değişim on yıllık periyodlar halinde gelişti ve önce 1991’de Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle “jeopolitik değişim” yaşandı. Ardından 2001’deki 11 Eylül saldırıları ve ABD’nin evinde vurulmasıyla “güvenlik alanında değişim” gerçekleşti. Bunu 2011’deki Akdeniz Havzası’ndaki siyasi ve ekonomik değişim izledi. Küresel ekonomik kriz ayrıca hem bölgeyi hem dünyayı değiştirdi. Peki Türkiye bunlara nasıl tepki verdi?

1990’lar Türkiye için ekonomik kriz ve terörle mücadele yıllarıydı ve Türkiye güvenlik ağırlıklı bir dış politika güdüyordu. Bu açıdan 2000’ler demokratik standartların yükseltilmeye çalışıldığı, ekonomide yapısal reformların yapıldığı bir restorasyon dönemi oldu. Bu dönemde “aktif, ilkeli, vizyoner çok boyutlu dış politika” kavramı üzerinde duruldu. Bunun için ABD ile model ortaklık, AB ile stratejik hedef, NATO’da kanat yerine merkez ülke olma noktaları üzerinde mevcut stratejik ilişkilerin güçlendirilmesi yoluna gidildi. İkinci olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği, İslam Konferansı Örgütü’nde Genel Sekreterlik gibi somut örneklerin verilebileceği “uluslararası örgütlerde etkin rol” prensibi üzerinde duruldu. Üçüncü girişim komşu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesiydi. Türkiye bunun için Ermenistan ve Suriye açılımlarını gerçekleştirdi. Irak ve İran ile ilişkileri geliştirmeye çalıştı. Belki de Türk dış politikasının hedefler ve sonuçlar açısından en sorunlu alanı bu oldu. Ama şu da bir gerçek ki Büyükelçi Koru’nun verdiği rakamlara göre Türkiye bu dönemde komşu ülkelerle ticaret hacmini 6 kat arttırarak 13 milyar dolardan 86 milyar dolara çıkardı. Yüksek düzeyli işbirliği konseyi kurulan ülkelerle ticaret hacmi 11,2 milyar dolardan 67 milyar dolara çıktı. Komşu ülkelerle ticaretin payı yüzde 10’dan yüzde 30’a çıktı.

Türk dış politikasının küresel gelişmelere verdiği dördüncü tepki yeni coğrafi alanlara açılma oldu. Türkiye Afrika’da 2002’de 34 olan Büyükelçilik sayısını arttırdı. Şu an Türkiye 124 büyükelçilik ve 209 temsilcilik ile dünyada en çok dış temsilciliği olan 9. ülke haline geldi. Türkiye’deki yabancı temsilcilik sayısı da 2000’de 148 iken 2013’te 242’ye yükseldi. Sahra altı bölgesi ile ticaret 2000’deki 742 milyon dolar rakamından 2012’de 7,5 milyar dolara çıktı.

Türk dış politikasının şifrelerini bu şekilde veren Naci Koru ayrıca bazı yeni dış politika araçlarına dikkat çekti: TİKA, Yunus Emre Enstitüleri, hemen hemen her noktaya uçan Türk Havayolları, Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba topluluklar başkanlığı ve dünyanın en ücra köşelerine yayıyan Türk okulları.

Kurumsal gelişme ve dünyaya açılma konusunda rakamlar çarpıcı bir gelişime işaret ediyor. Komşularla ticaret konusundaki rakamların ise Suriye’deki kriz, Irak’la yaşanan gerilim ve İran’a uygulanan ambargo dolayısıyla önümüzdeki dönemde inişe geçeceği muhakkak. Zaten son dönemdeTürk dış politikasını en çok zorlayan konu da Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki siyasal değişimler oldu.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Koru Türkiye’nin bu meseleye yaklaşımının üç boyutu olduğuna işaret etti: Birincisi insani temelli – açık kapı politikası, ikincisi değerler temelli, insan haklarına dayalı, çoğulcu demokrasileri destekleme politikası, üçüncüsü ise halk iradesine dayalı rejimlerle geleceğe dönük işbirliği stratejisi. Bu noktada özellikle tartışmaların odağındaki Suriye meselesi kuşkusuz artık iç politik tartışmaların da bir malzemesi haline geldi. Bu nedenle sağlıklı bir tartışma ortamı yok. Bu konu ileride araştırmacılar ve akademisyenlerin değerlendirileceği bir konu olacak.

Türk dış politikasının başarısına gelince. Yazının başında sayılan kriterlere göre kurumsallaşma, dünyaya açılma, etkinlik konusunda Türkiye’nin ekonomik gelişimine paralel olarak önemli bir çıkış yakaladığı inkar edilemez bir gerçek. Sonuç alma, başka ülkelerin politikalarını etkileme konusunda ise mutlak başarı küresel güçlerde bile yok. Suriye krizi ise halen ülkenin en önemli baş ağrısı olarak varlığını sürdürüyor.