Son Dakika

Son Dakika

Filistin’e gereken iki Kudüs’lü çözüm

Okunan haber:

Filistin’e gereken iki Kudüs’lü çözüm

Metin boyutu Aa Aa

Eski Kudüs’ün dar sokakları, taş basamakları… Dükkan kapılarında rüzgarda sallanan haçları, havasında tütsü kokuları, gürültücü gençleri, koşuşturan çocukları. Bir kere dokundunuz mu tutkunu olacağınız taş duvarları. Kudüs, paylaşılamayan Kudüs biraz da bu. Kent 20. Yüzyıla damgasını vuran İsrail-Filistin sorununun merkezinde. Eski kentin sakinleri doğdukları andan itibaren kendilerinin seçmediği bir anlaşmazlığın tarafları.

Eski kente kimliğini veren unsurlardan biri baharatçıları… Safranı, zahteri, felafel unu, kimyonu minik çuvallar içinde, tezgahlarda. Tıpkı diğer Ortadoğu kentlerindeki gibi fıstık, çekirdek, badem özenle dizili. Peki ya acı baharat yığını üzerindeki Kubbettüssahra maketine ne demeli?

Kudüs’ün baharatçısından başka ne beklenebilir deyip geçebiliriz. Ya da biraz düşünüp bu tablodan çözümsüz görünen Filistin sorununun temellerine inebiliriz. Hani şu gelip gelip Kudüs’te hatta Haremüşşerif’in avlusunda düğümlenen Filistin sorununun temellerine.

Yaklaşık 10 yıldır, 2002’de ABD Başkanı Bush’un da açıkça destek vermesiyle “iki devletli çözüm” meselenin halli için uluslararası toplumun desteklediği plan olarak öne çıkıyor. Yan yana barış içinde yaşayan biri Yahudi biri Arap iki devlet. Herkes bu çözümü desteklediğini söylediği halde barış gelmiyor. Peki ama neden?

Uzun uzun analize gerek yok. Kudüs’ün biraz kuzeyindeki Samuel türbesinin üzerindeki tepeden şöyle bir baktığınızda manzara bütün sorularınızı yanıtlıyor. Güney istikametinde başınızı sola çevirdiğinizde Ölü Deniz ve Ürdün Krallığını sağa çevirdiğinizde Akdeniz’i görüyorsunuz. Bu alan, son 70 yıldır birbiriyle savaşan düşman iki ayrı, iki ayrı devlet çatısı altında barındırmak için yeterli değil. Camp David ve Taba’daki görüşmelerde de bulunan emekli Albay Shaul Arieli, İstanbul Kültür Üniversitesi Küresel Eğilimler Merkezi GPOT, The Van Leer Jerusalem Institute ve Friedrich Ebert Stiftung Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği programın katılımcılarına duvarı, yerleşimleri ve ince pazarlıkları anlatırken bu durum daha da net ortaya çıkıyor. Araplar arasında giderek daha çok taraftar bulan tek devletli çözüm ise İsrail için kabul edilemez. Mesele İsrail için güvenlik ve sahadaki gerçekleri kendi lehine değiştirebilmesi için zaman kazanmak. Filistin için ise esaretten kurtulmak ve onurlu bir çıkış yolu bulmak. Bir de en önemlisi Kudüs üzerinden yürüyen ulusal kimlik meselesi var.

Dar sokaklarda yürürken, insanların gündelik geçim kaygılarını izlerken ister istemez şu soru akla geliyor: Kudüs’te yaşayanlar, özellikle de Araplar nasıl büyük bir yükü omuzladıklarının farkında mı? Ya da farklı bir açıdan bakmak gerekirse, bir milyarı aşan İslam dünyası, dünyanın dört bir yanındaki Yahudiler ve Hristiyan alemi, burada yaşayan herkesin kendileriyle aynı frekansta olduğunu mu sanıyor? Durum pek öyle değil aslında.

İslam dünyası için Haremüşşerif Mekke ve Medine’den sonra en kutsal mekan. Binlerce kilometre ötede, yüzbinlerce insan Kudüs için belki de canını vermeye hazır. Ama ya Kudüs’tekiler? Elbette yeri geldiği zaman ölenler buranın gerçek halkı. Ama onların ölümüne savaşı bir inanç, bir fikirden çok yaşadıkları yeri, vatanlarını korumak için. Onlar çocukluklarının geçtiği, oynadıkları yeri korumak istiyor. Elbette bunun dini ve milliyetçi motifleri var. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar Haremüşerif avlusunda koşuşturan çocukları belki İslam peygamberinin arkadaşlarının en cesur fertlerine benzetiyor. Onlara büyük sorumluluklar, anlamlar yüklüyor. Ama Filistinli küçükler sadece birer çocuk. Onlar ashabı kiramın fertlerinden çok kendilerini Messi ya da Ronaldo ile özdeşleştiriyor.

Haremüşşerif İslam dünyası için kutsal bir ibadet yeri ama Kudüs’ün daracık sokaklarında, küçücük evlerinde yaşamını sürdüren binlere aile için orası kutsal olduğu kadar, nefes alacakları, gezecekleri bir yaşam alanı, bir mesire yeri. Kızlı erkekli koşuşturan küçüklerin pek çoğu omuzlarına yüklenen ağır sorumluluğun farkında bile değil. Belki de hiçbir zaman olmayacaklar. Ama El Aksa’yı ne pahasına olursa olsun savunmak isteyecekler. Çünkü onun avlusunda büyüyor, oynuyorlar.

Peki ya Yahudiler?

Dünyanın dört bir yanından Ağlama Duvarı’na akın ediyorlar. Milim milim Kudüs’ü, eski kenti, Batı Şeria’yı Yahudileştirme çabaları var. Belki bu durumun ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor ama kendilerine engel olamıyorlar. Çünkü bugün güç onların elinde. Bir yandan kent içinde Müslüman varlıkları yavaş yavaş yok oluyor diğer yandan yeni yerleşim yerleri açılıyor.

Eski kentte eşinin elini tutarak sevgi pozu veren yerleşimcinin boynunda çapraz asılı M-16 piyade tüfeği belki tezat oluşturuyorsa da bu tuhaf “barış” kentine aslında tam da uyum sağlıyor.

Yahudiler için Haremüşşerif iki bin yıl önce kaybettikleri tapınaklarının bulunduğu, kutsalların kutsalı. Üzerinde inanmadıkları bir dinin görkemli ibadethanesi, pek de hoşlanmadıkları sakinleri var.

Genel algı bu çatışmanın ya hep ya hiç temelli olduğu. Yani kazan-kazan ilkesi Kudüs için şu koşullarda geçerli değil. İsrailli eski Yahudi Toplumları Yesha Konseyi Başkanı Dani Dayan bunun altını çiziyor. İsrail çözüm için acele etmiyor. Belki de iki devletli çözüm oyalamasını bir tarafa bırakıp gerçekleri konuşmak daha yerinde olacak. Filistinliler daha kabul edilebilir hedefler için daha güçlü bastırabilecek. Bugünkü çıkmazdan çıkılabilecek. Yahudi Yerleşkeler, Filistinli mültecilerin dönüşü gibi sorunlara gerçekçi çözüm imkanları her geçen gün azalıyor.

Tabi bir de iki ulusun kimliğini dayandırdığı Kudüs meselesi var. Kimse Kudüs’ü paylaşmaya yanaşmıyor. Görünen o ki bugünkü anlayışla İsrail-Filistin Sorunu’nun halli, iki devletliden çok “iki Kudüs’lü” bir çözümden geçiyor. Bu da imkansız.

Bora Bayraktar, Kudüs